Felaket tellallarına inat yapay zekanın sağlayacağı devasa verimlilikle kıtlık kavramının tarih sayfalarına gömüleceği, insanın artık sadece anlam yaratıcıları olacağı bolluk çağının kapılarını aralıyoruz. Yapay zekanın direksiyonunu hangi yöne kıracağımıza, bu gücü hangi dertlerimize hedefleyeceğimize ve altyapının kontrolünü kime teslim edeceğimize dair vereceğimiz kararlar önümüzdeki yüzyılın rotasını kalıcı olarak çizecek.
Her gün “Yapay zeka işimizi elimizden alacak!”, “Robotlar dünyayı ele geçirecek!” temalı o kasvetli yazılara denk geliyorsunuzdur. Mesela Harari dinliyorsanız “Sonumuz ne olacak?” sorusuna en çok kullandığı yanıtın ‘bilmiyorum’ olduğunu fark etmişsinizdir- ki her şeyi çözmüş gibi duran bir zihinden gelince, bu cevap epey korku salıyor. X’te takılıyorsanız her geçen gün yapay zeka ajanlarında ‘devrim niteliğinde’ güncellemeler haberlerini okuyor işsizliğin patlayacağına ikna oluyorsunuzdur. Olmadı, başyazarımızın “Dünya distopyaya koşuyor” köşe yazısını okumuşsunuzdur. Yapay zeka ile ilgili gelişmelere eşlik eden, gelecek öngörülerinin çoğu rahmetli Kayahan’ın da dediği gibi “Hep karanlık, hep karanlık…”

Geçenlerde, kızıma yapay zekanın tehlikelerini o gün gündemine alan The Daily Show talk şovunun bir bölümü ile ilgili sunum ödevi geldi. Elbette bu korkunç eğitim sisteminin kurbanı, bir yandan dört AP sınavına hazırlanan zavallı yavrumun ödevini her etik ve sorumlu anne gibi ben yaptım - ki ortalaması yüksek olsun, ki milyon liralar karşılığında hala eski kafa üniversite eğitimi alsın, ki mezun olduğunda tüm junior işlerin yapay zeka tarafından kapıldığı gerçeğiyle karşılaşsın. Wu-hu! İçimi dökmeye ihtiyacım varmış. Ödevi yaparken bünyem daha fazla olumsuzluk kaldıramadığı için, yok mu bunun iyi taraflarını öven kaynak diye arattım. Çünkü ne de olsa evrende her olgu -yaşayan veya yaşamayan- istisnasız enerji tüketimini minimuma indirmeye yani tembelliğe meyillidir ve yapay zeka bizi tembelliğe yani nihai amacımıza yaklaştırmıyorsa daha ne yaklaştırabilir diye düşündüm. Zaten kimi kandırıyoruz, medeniyetimiz boyunca tüm teknolojiler daha az çalışalım diye ortaya çıkmadı mı? Bu noktada ‘SOLVE EVERYTHING - Her Şeyi Çöz’ başlıklı dokuz bölümden oluşan bir manifestoya denk geldim. Felaket senaryolarına tezattı ve inanmayı seçtim.
Yaradılışım gereği ‘Sevindiren’ bir tip olduğum için bolluk ekonomisini müjdeleyen bu yazının -hem de 2035 kadar yakın bir tarih için- ana hatlarını paylaşmak istiyorum.
Tarih boyunca darboğazlardan geçtik
Şubat ayında çıkan manifestonun yazarları Alex Wissner Gross ve Peter Diamandis bizi önce tarihe yolculuğa çıkarıyor ve dört darboğazdan, onları açmamızı sağlayan dört büyük devrimimizden bahsediyor. İlk darboğazımız cehalet idi. Bunu bilimsel devrimle aştık yani gerçeğin metodik bir şekilde doğrulanması ile. İkincisi kas gücünün bizi sınırlandırmasıydı. Bunu da motorun icadıyla yani ısının güce dönüşmesiyle Sanayi Devrimi ile yendik. Daha sonra mesafe kısıtlamasını bilginin anlık iletimi ile dijital devrim ile bertaraf ettik. Silahımız ‘Bit’ idi; bilgisayar kodundaki 0 ve 1’ler. Şimdiki savaşımız uzmanların/dehaların/çalışanların zamanlarının ya da dikkatlerinin kıtlığına karşı verilen bir savaş. İnsanlığın en son ve en aşılmaz darboğazı. Bu dar boğazı istihbarat (intelligence) devriminin silahı ‘Token’ ile geçebilecek miyiz?
Token nedir?
Yapay zeka dilimizi insanlar gibi kelime kelime okumaz. Bunun yerine metni token adı verilen daha küçük parçalara ayırır. Bir token bir kelimenin tamamı olabileceği gibi, sadece bir hece de olabilir. Mesela ‘elma’ kelimesi bir token’dır. ‘Geleceksin’ kelimesi iki token’dır çünkü yapay zeka gelmek fiilini ve gelecek zaman ekini ayrı birim olarak işler. İngilizce metinlerde genellikle 1000 token 750 kelimeye denk gelir. Türkçe eklemeli bir dil olduğu için 1000 token 450 kelimeye denk gelir. 1000 tokenlık Türkçe bir metin üretmek 10 Watt’lık bir LED ampulü 20 dakika yakmaya eşdeğerdir. Neymiş, çok zor bir iş ile baş etmek, bir sürü ‘Einstein’ın ful mesailerini gerektirirken, yapay zeka için aynı iş sadece bir elektrik sorunuymuş. Bir ‘wow’ sesi mi duydum? Evet, bu bir aydınlanma anıydı. Bu durumda enerji kaynağı yetersizliğini çözen bir medeniyetin yapay zekasının ne derece ileri gidebileceğini tahayyül edebiliyor musunuz? Bu rapor tam da bunu anlatıyor.
Bolluk ekonomisi
Öncelikle şu ‘çalışmak zorundayız’ prangasını bir kenara atalım. Kapitalizmin dikte ettiği ‘para kazanmak için yaşamak’ paradigması yıkılıyor, bir nostaljiden ibaret kalıyor. Artık işçi değil hedef belirleyen, zekayı yönlendiren anlam yaratıcıları olacağız. Ne yiyeceğimiz, nasıl barınacağımız, nasıl ısınacağımız sorunları artık bir kaynak sorunu değil; sadece dahiyane ve muazzam verimlilikle 7/24 çalışan yapay zekanın kolaylıkla çözeceği lojistik bir sorundan ibaret olacak.
Bu sistemle aynı zamanda dünyanın en iyi AI doktoruna, en dişli AI avukatına ve en dahi AI öğretmenine sınırsız ve ücretsiz erişimimiz oluyor. Bize özel ilaçların, organların üretildiği biyo fabrikalar sıradanlaşacak. Yaşlanmak mı? O yalnızca bir yazılım hatası seviyesine inecek çünkü Longevity Escape Velocity (LEV) yani ‘Uzun Ömür Kaçış Hızı’na ulaşıyoruz. Türkçesi, her bir yıl elde edilecek tıbbi başarılar yaşam süresini bir yıldan fazla uzatacak.
Kısacası dostlar, enerji füzyonla (2030-2050 yılları arası öngörülüyor) bedavaya yakın hale gelmiş, gıda sorunu çözülmüş, hastalıklar yazılımla tarih olmuş. Bize kalan tek bir zorlu görev var: Ne yapmak istediğimize karar vermek. Felaket tellalları varsın robotlardan korksun; biz yapay zekanın sağladığı bu devasa bolluk içinde, canımız ne isterse onu yapıyor olacağız.
Şu an içinde bulunduğumuz kıtlık zihniyeti ve hantal bürokrasi ile yürümekte olan karmaşa döneminden bu bolluk dönemine geçiş için şu anda çok kritik bir eşikten geçiyoruz. Rapora göre 18 aylık bir fırsat penceresi var önümüzde. Bu sürede yapay zekanın akıllıca regüle edilmesi, kırmızı bantlarla sıkıştırılmaması gerekiyor çünkü önümüzdeki yüz yılın belirleyici rotası kalıcı olarak bugünlerde çizilecek.
Üç farklı senaryo
Manifesto, bu yol ayrımından sonra dünyanın üç farklı rotaya sapabileceğini söylüyor: 1-Aydınlık Yol: ‘Sanayi Tipi Zeka Yığını’ başarıyla inşa edilir; enerji, sağlık ve eğitim gibi alanlardaki büyük hedeflere odaklanılır, o alan ucuz bir hizmet haline gelir, buradan elde edilen ekonomik artı değer bir sonraki daha zor hedefi çözmek için sisteme geri yatırılır. Böyle böyle yaklaşık 2035’te gerçek bir bolluk çarkı meydana gelir. 2-Karmaşa Yolu: Yapay zeka reklam tıklamalarını optimize etmek, sanal sevgili yapmak, spam üretmek veya bürokratik sistemler için rapor yazmak gibi önemsiz işler için kullanılır. Verimlilik artar ancak bu durum toplumsal bir bolluktan ziyade sadece şirket karlarının artmasına hizmet eder. 3-Karanlık Yol: Büyük bir güvenlik ihlali veya biyo-güvenlik felaketi küresel bir paniğe yol açar. Bu durumda tüm sermaye sektörden kaçar, politikalar donar ve teknolojik ilerleme tamamen durur.
Hadi Aydınlık Yol’a sapalım
Peki, bu ‘Aydınlık Yol’ dediğimiz şey sadece bir temenni mi, yoksa cebimize ve hayatımıza dokunacak bir planı var mı? İşte burada, bolluk ekonomisinin sosyal sözleşmesi devreye giriyor: Evrensel Temel Yetkinlik (Universal Basic Capability- UBC).
Bunu açamadan önce kısaca UBI’den (Universal Basic Income/ Evrensel Temel Gelir) bahsetmem gerek. Yani bir ülkenin tüm vatandaşlarına eşit şekilde düzenli maaş dağıtmasından. İşsizlik maaşı gibi düşünün ama almanız için işsiz olmanız gerekmediği bir sistem. UBI, kıtlık ekonomisinde, devletin insanlara hizmet ve ürün satın alması için para dağıtması. Artık vatandaş enflasyon karşısında o paranın alım gücünü düşünsün dursun.


Mesela ünlü düşünür Elon Musk, UHI (Universal High Income/ Evrensel Yüksek Gelir) kavramını kullanıyor. Kendisi bir bolluk ekonomisi hayranı. Bir ay önce attığı bir tweet’de diyor ki: "Yapay zekâ yüzünden işsiz kalacağız diye korkmayın; devlet size her ay 'Yüksek maaşlı' çekler gönderecek."
Peki, bu kadar para basılırsa enflasyon olmaz mı? Musk’a göre hayır. Çünkü robotlar o kadar çok mal ve hizmet üretecek ki, para bolluğundan çok daha büyük bir ürün bolluğu yaşayacağız. Yani para bol, ama mal daha da bol; dolayısıyla fiyatlar artmak yerine düşecek.
Manifesto ise Evrensel Temel Yetkinlik’ten (UBC) bahsediyor dedik. Bu, sistemin problem çözme becerisinin, bireye bedava bir hizmet olarak tanımlanması demek yani sistem artık nakit dağıtmıyor, kapasite dağıtıyor. Bu kapasite (yetkinlik), vatandaşın bir şeyi yapabilme veya bir sorunu çözebilme gücü. Özetle UBI, "Al şu parayı, git kendine bir doktor bul" der; UBC, "İşte dünyanın en iyi AI doktoru, emrine amade ve ücretsiz" der. Hizmetle aranızdaki para ödeme aşaması kaldırılıyor. Size dağıtılan yetkinlik dünyanın en iyi hizmetlerine erişiminiz ve bu herkese tanımlı.
Bütün gün evde oturup sıkılacak mıyız?
"İş güç bitti, karnımız doydu, peki ya canımız sıkılırsa?" dediğinizi duyar gibiyim. Yazıya göre gelecekteki tek gerçek kıtlık enerji veya gıda değil, amaç olacak; neyin inşa etmeye değer olduğuna karar vermek.
İşte burada devreye her vatandaşa tanımlanan ‘Compute Wallet /İşlem Gücü Cüzdanı’ giriyor. Bu cüzdan size sadece harcayacak para değil, emrinizdeki devasa robot ordularını ve yapay zekayı yönetecek işlem gücünü veriyor. Cebinizdeki bu ‘zeka kredisi’ ile artık sadece birer tüketici değil, hayallerini fiziksel dünyaya aktarabilen birer ‘Zeka Kondüktörü’ ve ‘Anlam Yaratıcısı’ olacaksınız.
Maddi ihtiyaçlar çözüldüğünde, insanın asıl işi makinelerin simüle edemeyeceği o en kıymetli alana; yani kültüre, sanata ve toplumsal bağlara kayacak. Hayatta kalma derdinden, hayat inşa etme keyfine terfi ediyoruz.
Kısacası Aydınlık Yol'da enerji, sağlık ve eğitim gibi temel haklar sıradan, güvenilir ve bedava birer kamu hizmetine dönüşüyor. Zekâ artık bir lüks değil, elektriğe benzer şekilde her yere aktarılabilen, bol ve ucuz bir enerji türü haline geliyor. Enerji problemini çözdüğümüzü düşünün. Zeka bir enerji türü ve emrimizde. Bu cümle sizle kalsın…