“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•İsrail´de en geç 27 Ekim´de genel seçim yapılacak. Başbakan Netanyahu´nun koalisyonu karşısına Naftali Bennett ve ortağı eski Başbakan Yair Lapid´in kurduğu ittifakın çıkması bekleniyor. •Amnon Aran, Türkiye-İsrail ilişkilerinde değişimin mevcut hükümetler değil halefleri tarafından sağlanacağını savunuyor. •Tuğçe Ersoy ise "Kısa vadede herhangi bir bahar havası beklememek lazım" diyor. HİLKEN DOĞAÇ BORAN – www.bbc.com/turkce

İzak BARON Diğer
6 Mayıs 2026 Çarşamba
  • İSRAİL VE SONSUZ SAVAŞ DÖNGÜSÜ - ÖZGE MUMCU AYBARS

İsrail, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan olası genel seçime doğru ilerlerken, “olası” sandık artık sadece bir hükümet değişikliğini değil; savaşın, yargının ve yeni liderliğin oylanacağı bir toplumsal mutabakatı temsil etme ihtimaline karşı, belirlenen tarihe kadar olan sıcak savaş belirleyici olacaktır.

Malum sıcak savaşların varlığı her ülkede liderleri mutlak kılma potansiyeline haizdir.

Netanyahu’nun stratejisi, "Siyasal Hayatta Kalma Mantığı" (The Logic of Political Survival) çerçevesinde incelendiğinde daha net anlaşılabilir. Bu teoriye göre, Netanyahu gibi liderler için temel öncelik ülkeyi en iyi şekilde yönetmekten ziyade, kendisini iktidarda tutan koalisyonun sadakatini korumaktır. Savaş ve güvenlik tehditleri, sağ seçmeni lider etrafında birleştirerek iktidarı güçlendirse dahi, mevcut durum bu desteğin kırılganlaştığını ve de savaşın maliyetleri artıp ve sonsuz savaş döngüsüne girildiği düşünüldüğünde, bu desteğin hızla çözülmesi yüksek bir ihtimal taşır.

Sonsuz savaş döngüsü; çatışmanın kök nedenlerini çözmek yerine askeri yöntemlerle geçici sonuçlar almayı hedefleyen ve her operasyonla bir sonraki çatışmanın zeminini hazırlayan, kendini besleyen bir şiddet sarmalı aslen.

Geldiğimiz yerde konu, artık sadece Benjamin Netanyahu’nun kişisel ve hukuki kaderi değil.

Siyasi hesapların ortasında, savaşın ortasında paramparça olan hayatlar, kuşaklar boyu taşınacak toplumsal travmalar ve bu sarmalın içinde yitip giden veya bu sarmalda çıkan bir gelecek umudu bölgenin yeni belirleyeni olacak veya bu sarmaldan çıkılmadan bölgede hayat devam edecek.

Ekim 2026’da sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu savaşlardan geride kalan; evini, aile bireylerini ve gelecek umutlarını belirsizliği itmiş bir coğrafya. Bu belirsizliğin sonucu ise yıkılan mahalleler, güvenin tesis edilmesi on yıllar alacak toplumsal güven kaybı ve artık kalıcı bir yaşam biçimine dönüşen o telafisi imkânsız şiddet döngüsünün kırılmayacağı ihtimali.

Tamamı : https://kisadalga.net/yazar/israil-ve-sonsuz-savas-dongusu-137591

 

  • İSRAİL-TÜRKİYE: ENERJİ HARİTASINDA BÜYÜK NÜFUZ SAVAŞI

Türkiye’nin de, İsrail’in de hedefi kendilerini Avrupa’nın enerji kapısı haline getirmek ve bölgesel güçlerini artırarak yeni nüfuz alanları yaratmak.

AB’nin bu mücadelede kimi destekleyeceği de önemli bir belirleyici.

AB Dönem Başkanlığı yapan Güney Kıbrıs’ta, 24 Nisan’da AB gayriresmî liderler zirvesi çerçevesinde, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinin liderleriyle de bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıya Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan liderleri ve Körfez Ülkeleri Teşkilatı temsilcileri katıldı.

Türkiye’nin katılmadığı bu toplantı öncesinde 19 Nisan’da AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” yönündeki sözleri Ankara’nın tepkisiyle karşılaşmıştı. AB Komisyonu Sözcülüğü Leyen'in açıklamasını düzeltmiş, "Türkiye’nin bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız bir ortak” olduğunu ifade etmişti.

Kıbrıs’ta yapılan toplantıdaysa Leyen, AB’nin, savaş ya da jeopolitik çatışmaların rehinesi olmayacak şekilde enerjiyi küresel pazarlara ulaştıracak yeni projeler için Basra Körfezi ülkeleriyle çalışmaya hazır olduğunu söyledi.

Bu yeni projelerin hangi projeler olduğunuysa İsrail ve Türkiye arasındaki mücadele belirleyecek.

Ankara ile Tel Aviv arasındaki mücadele, diplomatik polemiklerin çok ötesinde; limanlardan boru hatlarına, demiryollarından yeni ticaret koridorlarına uzanan sert bir nüfuz savaşı.

Bu mücadeleyi kazanan bölgenin yeni siyasi ağırlık merkezi olacak ve kendi vizyonunu bölgeye yansıtacak.

Tamamı : https://www.fayn.press/israil-turkiye-enerji-haritasinda-buyuk-nufuz-savasi/

 

  • İSRAİL KAMUOYU TÜRKİYE'YE VE İKİLİ İLİŞKİLERE NASIL BAKIYOR? - MERVE KARA-KAŞKA

Eretz Nehederet (Harika Bir Ülke), İsrail televizyonlarında 2003 yılından bu yana yayımlanan ülkenin en popüler komedi programlarından biri.

Türkiye'ye saç ektirmeye giden İsrailliler, programda sık sık değinilen bir tema.

2019'daki bir skeçte Türkiye'de saç ektiren bir babanın, operasyondan sonra değişen davranışlarına değiniliyordu.

Skeçte baba bir anda fazla bilgili ve stratejik laflar etmeye başlıyor, yakınlarının şüphesini çekiyordu.

Programın 22 Nisan'da yayımlanan bölümünde ise bu kez konuya Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) dahil oluyor ve MİT, Türkiye'ye saç ekimi için giden İsrailli erkekleri hedef alan gizli bir operasyon yürütüyor.

"Gençlik Folikülleri" başlıklı skeçte, MİT'in Türkiye'ye ucuz saç ekimi için gelen İsrailli erkeklerin kafalarına patlayıcı yerleştirdiği kurgulanmış.

Skeçte bu "tehlikeyi" durdurabilecek tek kişi, 20 yıldan uzun süredir gür ve doğal saçlarını koruyan efsanevi İsrail ajanı rolündeki karizmatik aktör Yehuda Levi olarak gösteriliyor.

Bu, Levi'nin İsrail toplumundaki "yakışıklı ve her daim genç" imajına yapılan eğlenceli bir gönderme.

Ancak skeçte aynı zamanda Levi'nin, ısrarla inkar etse de, saç ektirdiğine dair gittikçe artan bir şüphe var.

İki bölüm arasında geçen dört yılda Ortadoğu'da büyük krizler ve değişimler yaşandı, hala da yaşanıyor.

BBC Türkçe için iki bölümü kıyaslayan Londra'daki City St George's University'de gazetecilik bölümünden Dr. Ayala Panievsky, "İsrail'de hâlâ geniş kitlelere baktığınızda, Türkiye denince insanların aklına gelen ilk şey savaş değil, saç ekimi" diyor.

2022 yılında İsrail'den Türkiye'ye giden turist sayısı tüm zamanların rekorunu kırarak 650 bine yaklaşmıştı.

Ancak İsrail'in, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te ülkede düzenlediği saldırıların ardından başlattığı savaşla birlikte Türkiye ile ilişkiler neredeyse tamamen koptu.

Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/c9qd8g5jr0po

 

  • TÜRKİYE VE İSRAİL ARASINDA SICAK ÇATIŞMA RİSKİ VAR MI? - HİLKEN DOĞAÇ BORAN

Peki çatışma riskinin gündemin ilk maddesi olduğu bu şartlarda iki ülkenin güven ilişkisini yeniden tesis etme ihtimali var mı?

Alon Pinkas, "Netanyahu başbakanlığı bıraktığında işler düzelecek diyeceğim ama sizin de alıntıladığınız gibi sayın [Naftali] Bennett Türkiye hakkında Netanyahu'dan da beter şeyler söyledi" diyor.

İsrail'de en geç 27 Ekim'de genel seçim yapılacak. Başbakan Netanyahu'nun koalisyonu karşısına Naftali Bennett ve ortağı eski Başbakan Yair Lapid'in kurduğu ittifakın çıkması bekleniyor.

Amnon Aran, Türkiye-İsrail ilişkilerinde değişimin mevcut hükümetler değil halefleri tarafından sağlanacağını savunuyor.

Tuğçe Ersoy ise "Kısa vadede herhangi bir bahar havası beklememek lazım" diyor.

İki ülkenin tarihi olarak "ideal bir ilişkisi olmadığını" vurgulayan Ersoy, gelinen noktayı "sistematik bir kopuş" olarak tarif ediyor ve ekliyor:

"Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden inşa sürecine girebilmesi için yeni bir güven mimarisi gerekiyor. Yani karşılıklı güvenin kurulması gerekiyor."

Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/c794n5j18xlo

 

  • ABD İZLENİMLERİM 2026 - TARIK ÇELENK

Amerikan kamuoyunda İslamofobi’nin varlığını; şeriatın yanlış anlaşılması, ırkçılık ve bizim Osmanlı genişlemeciliğimiz idealine bağlayan Amerikalı Müslüman aydınları gördüm ve işittim. Yahudi etkili Demokrat çevrelerin ise Gazze katliamını dolaylı biçimde kabul etmekle beraber, bunu bölgesel güvenlik güçleri hataları olarak geçiştirdiklerini gözlemledim.

Yahudi siyasi analistler, Suriye’deki siyasi gelişmeler konusunda Türkiye’den oldukça çekinmekteler; başka bir deyişle burada bizimle karşılaşmaktan ürkmekteler. Buradan, ülkemizde İsrail’in gücünün abartıldığını düşündüm. Güçlü olan, yeni dünyadaki finans ve teknoloji gücünü elde tutan Yahudi toplumuydu. Bu gruplar, Türkiye’yi başından bu yana Gazze ve Hamas’a silah yardımı yapmakla itham etmekteler.

Konuştuğumuz Yahudilere açık ifadem şuydu: “Kutsal metinlerinizi komşu ülkeler ve dahi Türkiye’ye karşı yayılmacılık olarak yorumlarsanız, bu coğrafyada kendinizi hiçbir zaman güvenli hissedemezsiniz. İnsanlığa özrün ötesinde borçlarınız var. Barışmaya ihtiyaç hissetmelisiniz; bu konularda samimi ve ikna edici olmak zorundasınız.” Bunu sıkça ifade ettim. Hamas ve İran dahil sivil bir diyalog platformu önerdim.

Ayrıca Amerika Yahudilerinin kendi içlerindeki Çin rekabetine ilişkin genel izlenimi şu yönde: Finans, inovasyon ve bilim dünyada Yahudi unsurların elinde; Çin, Yahudiler istemezse ABD’ye bu açıdan bir şey yapamaz. Yahudilerin ticari güvenilirlik ve ehliyet konusunda prestijleri bu topraklarda oldukça yüksek.

Tamamı : https://medyascope.tv/2026/04/27/tarik-celenkin-abd-izlenimleri/

 

  • HİBRİT ÇATIŞMANIN EKONOMİSİ: ABD, İSRAİL-İRAN GERİLİMİNİN ÜÇÜNCÜ AYI - DR.AYHAN BÜLENT TOPTAŞ

Kamuoyunda sıkça dile getirilen “İsrail ABD’yi savaşa sürüklüyor” algısı kısmen doğru kabul edilebilir ama yetersiz kalmaktadır. İsrail, bölgedeki tehdit algısına karşı daha proaktif ve sert bir güvenlik doktrini uyguluyor; bu da tırmanmada öncü rol oynamasına yol açıyor. Ancak ABD’nin İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlama, petrol ve enerji akışını güvence altına alma ve nükleer tehdidi bertaraf etme yönündeki adımlarının uzun vadeli stratejik çıkarlarının bir gereği olduğu da göz önünde tutulmalıdır. İsrail, ABD için güçlü bir askeri müttefik ve “ileri karakol” işlevi görürken, ABD de İsrail’in varlığını bölgesel bir sigorta olarak görüyor. Bu karşılıklı bağımlılık, tek taraflı “sürüklenme” den ziyade uyumlu (ancak zaman zaman gerilimli) bir ortaklığı yansıtmakta.

Tamamı : https://www.paramedya.com/devami/141383/hibrit-catismanin-ekonomisi-abd-israil-iran-geriliminin-ucuncu-ayi/

 

  • HAZAR’IN İKİ YÜZÜ: AZERBAYCAN NEDEN İSRAİL’İ DESTEKLİYOR? - RAMAZAN SELÇUK

Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkisi, Filistin meselesine dair bir tercih değil, Ermenistan’a karşı askeri ihtiyaçlar, İran’a karşı denge arayışı, enerji ihracatı, Batı ile ilişkiler ve rejim güvenliği gibi faktörlerin birleşiminden doğan çok boyutlu bir stratejidir. Bu strateji, dışarıdan bakıldığında -ciddi manada- ahlaki bir çelişki gibi görünse de devlet aklı açısından (meşruluğu tartışılan) bir reelpolitik çizgiye oturmaktadır. Ancak bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü Filistin meselesi jeopolitik bir mesele olmakla beraber güçlü bir toplumsal ve vicdani karşılık üretmektedir.

Son olarak şunu da uluslararası ilişkiler disiplininden bağımsız olarak ifade etmeliyim: Azerbaycan yönetimi, bağımsızlığından bu yana katı bir sekülerizm çizgisi izliyor. Filistin davası, bölgede genellikle “İslami bir dayanışma” üzerinden okunsa da Bakü yönetimi bu meseleyi bir din davası değil, bir toprak/siyaset meselesi olarak görmeyi tercih ediyor. İslami hassasiyeti yüksek bir kanadın iç siyasete sızmasından çekinen yönetim, Filistin üzerinden yükselecek bir dini mobilizasyonun kendi otoritesini sarsabileceğinden endişe ediyor olabilir.

Tamamı : https://ekopolitik.org.tr/hazarin-iki-yuzu-azerbaycan-neden-israili-destekliyor/

 

  • SİYONİZM VE RIFAT BALİ MESELESİ – NURAY MERT

Son günlerde, bir medya sitesinde ‘ben siyonistim’ dediği için, Rıfat Bali’ye karşı bir linç kampanyası başlatılmış vaziyette. Rıfat, benim sevdiğim ve çalışmalarına büyük saygı duyduğum bir arkadaşım. Zamanında, koruma kalkanı olsun diye daha önce Siyonist olmadığımı söylemiştim diyor. Aslında konuya bu noktadan başlamak lazım; bir Türkiye Yahudisi neden koruma kalkanına ihtiyaç duyar?  Hemen ardından bir diğer soru; bir Türkiye Yahudisi Siyonist olmaz mı?

Siyonizmin bir küfür haline geldiği bir ortamda olamaz, olursa başına dert açar. Oysa, Siyonizm Yahudilerin kendilerine ait bir devleti olması gerektiğini ileri süren bir tür milliyetçiliktir. Siyonist olmak İsrail’in dün veya bugün uyguladığı şiddet ve katliamları onaylamak anlamına gelmez. İsrail’in kolonyalist bir devlet olarak kurulmuş olması ve Ortadoğu’da husumet unsuru haline gelmesi bir vakıa. Ancak, bu konuyu tartışırken, 19. yüzyılın sonlarında, Yahudilerin bir devlet kurma ideolojisi geliştirdikleri koşulları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Modern dönem öncesi, Hristiyan Avrupa’da Yahudilik, dini bir dışlanma ve onun ötesinde zulüm içinde yaşama nedeni idi. Başlangıçta, Batı’da sekülerleşme ve uluslaşma Yahudiler için bir kurtuluş imkânı gibi göründü. Dini farklılık yerine ulusal birliğin alması ile ayrımcılığın sona ereceği bekleniyordu. Öyle olmadı. Zira, seküler ulus kimliği her durumda içinde dini kimlik barındırıyordu. Yahudi bir Fransız, Alman, hatta İngiliz dindar olsun olmasın hiçbir zaman tam bir vatandaş muamelesi görmüyordu. Modernleşmesi Fransız ihtilali ile radikal bir dönüşüm sürecinden geçen, laiklik fikrinin kurucusu Fransa’da bile durumun bu olduğu Dreyfus davası (1894) ile teyit edilmiş oldu. Siyonizmin kurucu fikir babası Theodor Herzl, özellikle bu davadan sonra, Yahudilerin ancak kendi devletleri olursa özgürce yaşama imkânı bulacağı noktasından hareket ediyordu.  Bu devletin Filistin’de kurulması düşüncesi, dini mitolojiden beslendiği kadar güncel gelişmeler ile de belirlendi.

Tamamı : https://medyascope.tv/2026/05/03/siyonizm-ve-rifat-bali-meselesi/

 

  • ELİSABETH’İN YOLCULUĞU – ÖMÜR TANYEL

1985’te tabloyu kozmetik milyarderi Leonard A. Lauder satın alır. Rivayete göre 40 yıl boyunca her gün öğle yemeğini onun karşısında yer. Lauder tabloya bir yatırım aracı olarak değil, kültürel bir emanet gibi davranır. Oysa kendisi, ekonomik krizlerde ruj satışlarının arttığını gözlemleyerek “ruj etkisi” tezini ortaya atan, paranın dilini bilen bir iş insanıdır.

Ruj etkisine göre, kriz zamanlarında insanlar büyük harcamaları kısar ama küçük lükslerden vazgeçmez. Elisabeth’in portresi ironik biçimde bu tezin sessiz tanığıdır: Felaket çağlarında hem hayatta kalmış hem de değerini artırmıştır.

Lauder’in ölümü sonrası iki büyük dünya savaşı görmüş Elisabeth’in portesi de müzayedenin yolunu tuttu ama bu yalnızca bir resim değil bir kızın yalanını, bir annenin yeminini, bir rejimin kibrini gösteren, uzun yıllarda bir kozmetik devine arkadaş olan ve belki de hayat görüşlerine yön veren bir tabloydu.

Tamamı : https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-pazar/elisabeth-in-yolculugu-2500613

 

  • Adelina Sfishta@AdelinaSfishta

İsrail'in en yakın "Arap-Müslüman Ortağı", Birleşik Arap Emirlikleri..

İlişkiler;

- İran tehdidine karşı ortak tutum

- Ekonomik ve teknolojik işbirliği

- Savunma sanayi ve askeri işbirliği

- ABD'nin stratejik güvenlik şemsiyesi çerçevesinde ilerliyor.

2 ülke;

1. Eylül 2020'de ABD moderatörlüğünde Abraham Anlaşması imzalayarak, ilişkilerini hukuki zemine oturttular.

2. 2021-2022'de pekçok ekonomik ve askeri anlaşmalar yapıldı.

SPYDER hava savunma sistemi satışı, Barak sistemi, anti-drone teknolojileri. Ticaret hacmi 1 milyar doları aştı.

İsrail bu dönemde CENTCOM görev alanına dahil edildi ve CENTCOM çerçevesinde, BAE ve İsrail pekçok ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirdiler.

3. 2023-2025 Savunma Sanayisinde ortak yatırımlara geçildi. CEPA (Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması) imzalandı.

Elbit Systems’in BAE’yle Hermes 900 İHA üretimi için teknoloji transferi görüşmeleri yapıldı. 2025’te 2,3 milyar dolarlık stratejik hava savunma sözleşmesi gerçekleşti.

Turizm ve yatırımlar bu dönemde patladı.

4. 2026'da ilişkiler zirveye taşındı.

MB Zayed ile Netanyahu görüştü. İsrail askerleri ve İsrail hava savunma birlikleri BAE'nde konuşlandı. İran tehdidine karşı İsrail bir anlamda BAE'yi korudu.

İşbirliğinde "askeri boyut" artık en kritik alan.

İstihbarat paylaşımı, entegre hava savunma ağı ve ortak üretim (İsrail teknolojisi + BAE sermayesi) hızla ilerliyor.

https://x.com/AdelinaSfishta/status/2050987200943374366

 

  • Adelina Sfishta@AdelinaSfishta

Sırbistan ve İsrail "Stratejik Ortak" oldu..

Sırbistan dışişleri bakanı bu ortaklığın gerekçesini; "Dünyanın en etkili ülkelerinden biri ile(İsrail'le) ve uzun bir geçmişe, küresel etkiye sahip bir halk ile (Yahudilerle) ilişkilerimizi güçlendirmek istiyoruz" olarak sundu..

Çok çarpıcı değil mi?

Önemli anlaşmalar:

1. Stratejik Diyalog başlatıldı (ilk kez). Bu, siyasi, ekonomik ve savunma alanlarında düzenli yüksek seviyeli işbirliği anlamına geliyor.

2. Serbest Ticaret Anlaşması (FTA) müzakereleri başladı. Amaç, iki ülke şirketleri arasında ticareti kolaylaştırmak.

3. Ortak Ekonomik Komite kurulacak.

4. Sırbistan-İsrail Ticaret Odası kuruldu.

5. İsrail, Belgrad’a kalıcı ekonomik temsilcilik açacak.

6. Savunma alanında:Gizli bilgi değişimi anlaşması imzalandı (silah sevkiyatlarını hızlandırmak için).

Daha önce (2025-2026) İHA (drone) ve savunma sanayi işbirliği vardı; ortak üretim (örneğin Elbit Systems ile) devam ediyor.

İsrail'in bölgedeki Arnavut ülkeleri Kosova ve Arnavutluk'la da ilişkileri iyi.

İsrail, Kosova'yı bağımsız devlet olarak tanımıştı.

https://x.com/AdelinaSfishta/status/2050169415669309752

 

  • önder kaya istanbul gezgini@onderkayaistan1

Ortaköy bulgurcu Sokak’ta 18 Akaretler.. Buradaki 18 yapı Yahudi cemaati tarafından ihtiyaç sahibi cemaat mensuplarına verilmek üzere inşa edilmiştir. Şair ve ressam Josef Habib Gerez de bu evlerden birinde doğmuştu.

https://x.com/onderkayaistan1/status/2040717511490929066

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün