Bu ayki seçki, hayattan kesitler içeren, gerçekçi karakterlerin gergin olay örgülerinin içine kapıldığı üç filmi konu alıyor. Keyifli okumalar ve seyirler dilerim…
VİZYONDA
The Drama - Drama
Drama, ismine layık bir şekilde, tutkulu ve çelişkili bir ilişki dramını konu alıyor. Charlie ve Emma, şans eseri tanışmış, modern ve sevgi dolu New Yorklu bir çift. Düğün haftalarında açığa çıkan geçmiş yaralar, mutlu mesut çiftin patlama noktası oluyor ve hayatlarının en mutlu anını zehre çevirmekle tehdit ediyor.
Başrolleri paylaşan Robert Pattinson kaygılı bir paranoya içinde delirirken, Zendaya ise geçmişiyle yüzleşmeye maruz bırakılıyor. Sıradan bir romantik durum komedisi edasıyla başlayan film, ilk yarım saatinde gelen ters köşeyle alışılmadık ve gergin, kendine özgü havasını belirliyor.
Abartılan, hatta istikrarla çarpıtılan temaların tutarsızlığına rağmen, gerçekçilik ve komikliğiyle izleyiciyi etkileyen, derin bir psikolojik inceleme mevcut.
Konsepti patlama noktasına kadar işleyen Norveçli Kristoffer Borgli, olağandışı ve sansasyonel sinema akımına Hollywood sahnesinde kapak atmış yeni nesil yönetmenlerden. Yönetmenin merceğine aldığı, yüzeyde sıradan görünen fakat derin toplumsal sıkıntılar içinde boğulan insanları anlatan bu tarz, günümüzün seyircisini hafife almayarak zekâsıyla keyif alan izleyiciyi ödüllendiriyor.
Duygusal yüklerini dostluk ve partnerlik ilişkilerine yansıtmanın sonuçlarını, sokakta gördükleri insanların iç dünyasının onlarınki kadar dertli olabileceğini hatırlatıyor, baş karakterleri özel kılmaktansa hikâyelerinin olağanlığını yansıtıyor. Doğrucu ilişkileri yaşatmaya çalışan, birliktelikte yalnız ve bastırılmış hisseden insanlar, bireysel bir kültürün yansımalarına bürünüyor.
Oyunculuğu ve senaryosu izleyiciyi içine çektikçe, nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamayacağınız, hâlâ vizyondayken kesinlikle dolu bir sinema salonunda izlenmesi gereken bir film. Öte yandan enteresan ve trajikomik doğası sebebiyle çok eğlenceli olmasına rağmen, başkası yerine utanma duygusu yüksek izleyicilere önermeyeceğim bir film.
DİJİTAL PLATFORMDA
Sevmek Zamanı- MUBI (1966)

MUBI tarafından restore edilen, 60'lar Türk sinemasının en bilinmez şaheserlerinden Sevmek Zamanı, Büyükada'da filizlenen acıklı ve zamansız bir aşk hikâyesi.
Çaresiz romantik Halil, kışları boş olan ada evlerinde boyacı olarak çalışan, içine kapanık, aşktan umudunu yitirmiş, mütevazı ruhlu başrol karakterimiz. Bir kış günü, aylar sonra arkadaşlarıyla adaya çıkmaya karar veren Meral, köşkün salonunda sandalye çekip oturmuş bu yabancıyı, buruk bir hasretle kendi portresini izlerken bulur.
Büyük tablonun altında gerçekleşen tanışmada, Halil utanç içinde af dilerken, Meral resmine âşık olan bu adamın sevgisinin saf güzelliğinden etkilenir ve oracıkta o tanımadığı adama âşık olur. Aylardır şehvetle göz göze geldiklerini öğrendiğinde, çapkın ve kanunsuz sevgilisi Başar'a ve Halil'in anlamsız ısrarlarına rağmen, Meral bu aşkı yaşatmaya ant içer.
Müşfik Kenter ve Sema Özcan'ın zarafetle canlandırdığı bu ikili, kendilerini kararlar ve beklentiler altında, ani bir aşk üçgeninde bulurlar.
Yeşilçam sinemasının öncülerinden Metin Erksan tarafından ustalıkla kurgulanmış hikâye, 1960'ların Fransız Yeni Akım sinemasından esinlenilmiş görsel yaklaşımla beraber ortaya unutulmaz ve kült bir yapım çıkarıyor.
Seneler önce yayınlanmasına rağmen, günümüz dünyasındaki imaj üzerinden gelişen ilişkilerin, sosyal medyada estetize edilen sanal saplantıların ve beklenmedik yerde bulunan aşklara bir öncü ve ayna oluyor.
Yaşanan aşkın içtenlik dolu karmaşasıyla, melankolik soğuk mevsim havasının içinize işleyeceği, büyüleyici ve bir o kadar da hüzünlü bir başyapıt.
Her karesinden, her mekânından, her sözünden keyif aldığım, beni derinden etkileyen Sevmek Zamanı, kuşağın sinemasına aykırı ama uyumlu, günümüze kadar unutulmuş parlak bir inci.
ARŞİVDEN
Shiva Baby - Siva Bebeği (2020)

Siz de hiç tahammülünüzün yetmediği, neden orada olduğunuzu unuttuğunuz bar-mitzva, düğün ya da cenazelerde bulundunuz mu? Yolunuz kesilip, her hayat kararınızın analiz edildiği zoraki muhabbetlerde soru yağmurlarına tutuldunuz mu?
Cevabınız evet ise, Şiva Bebeği, aşina olduğunuz bu durumun ulaşabileceği en gergin noktayı adeta size yeniden yaşatacak bir tek mekân filmi. Merceğine toplu cemaat buluşmalarındaki stresli ve nezaketli etkileşimleri, dedikodu buhranlarını ve yargılayıcı meraklanmaları alan film, gerilim dolu ve fazlasıyla tanıdık.
Rachel Sennott'ın doğallıkla canlandırdığı Danielle, üniversitenin son senesinde, cinsel kimliğiyle yüzleşen, para ve ilgi için şaibeli kararlar alan, hayata atılmaktan korkan genç bir kız. Kaçırdığı cenazeden sonra, kendini tanımadığı bir aile büyüğünün mevludunda, görmek istemeyeceği herkesle aynı odada bulur.
Danielle'in bakış açısından çekilen film, kaçınılmaz sona ilerledikçe, ses ve çekimleriyle giderek daha da klostrofobik olmaya başlıyor.
Amerikan Yahudi asıllı yönetmen Emma Seligman, küçük bir toplumda aykırı olmanın, her hareketinin konuşulduğu ve incelendiği bir ortamda hayatta kalmanın kitabını yazıyor.
Gerilim ve komedi unsurlarını başarılı şekilde dengeleyen film, her yaştan izleyiciye hitap eden, kısa süresine çok şey sığdıran, katmanlı bir sinema deneyimi.
Pek çok eleştirmenin dile getirdiği “Uncut Gems'den sonra, son yılların en stresli Yahudi filmi" nitelendirmesine katılmadan edemiyorum.