Türkiye´de spiritüel farkındalığın gelişmesine katkıda bulunan öncü isimlerden biri olan yazar-eğitmen Tuna Kamhi´nin, Kütüphane Yayınları´ndan çıkan dördüncü kitabı ´Metatron - Kozmik Bilinçle Kalbin Bilgeliğine Yolculuk´ okurla buluştu. Kozmik bilinç, sezgi ve kalp bilgeliği… Kamhi, bu kavramları bir araya getirerek okuyucuyu görünmeyen bir rehberlikle tanıştırırken, kadim metinlerde, ´ilahi bilginin taşıyıcısı´ olarak anılan Metatron´u günümüz insanının içsel arayışıyla buluşturuyor.
Metatron, sesimizi daha berrak duymamıza ve kendi hakikatimizle yüzleşmemize kapı aralıyor. Kamhi ile hem kitabın çıkış noktasını hem de bu spiritüel yolculuğun anlamını konuştuk.
‘Metatron’ kitabını yazmaya sizi iten içsel ya da ruhsal süreç neydi?
Bu kitap aslında bir yazma kararından çok bir ‘çağrıya cevap’ süreciydi. Uzun yıllardır Kabala, kadim metinler ve bilinç çalışmalarıyla iç içeyim. Zamanla bazı bilgiler sadece öğrenilen değil, deneyimlenen ve içselleştirilen bir hâl aldı. Metatron figürü de bu süreçte, sembolik bir bilgi taşıyıcısından öte, bilinçle temas edilen bir alan olarak açıldı. Bu kitabı yazmak, bu deneyimi paylaşma sorumluluğundan doğdu.
Metatron kavramını hiç bilmeyen birine, onu nasıl tanımlarsınız?
Metatron’u en sade haliyle, “ilahi düzen ile insan bilinci arasında bir köprü” olarak tanımlarım. O, bir varlıktan ziyade bir bilinç prensibidir. Kozmik düzenin matematiğini, yapısını ve akışını temsil eder. İnsan zihniyle anlaşılması zor olan ilahi bilgiyi, daha algılanabilir bir forma çeviren bir aracı gibi düşünülebilir.

Kitabınızda Kabala, kozmik bilinç ve kadim öğretiler nasıl bir araya geldi?
Bu üç alan aslında birbirinden ayrı değil, farklı dillerde anlatılan aynı hakikatin parçaları. Kabala bu bilgiyi semboller ve harflerle anlatır, kadim öğretiler mitoloji ve ritüellerle, modern bilinç çalışmaları ise daha kavramsal bir dille. Kitapta bu üç yaklaşımı birleştirerek okuyucuya hem teorik hem deneyimsel bir bütünlük sunmaya çalıştım.
Okuyucu bu kitabı okuduktan sonra hayatında neyi fark etmeye başlayacak?
En temel farkındalık şu oluyor: Hayatın rastlantısal değil, son derece düzenli ve anlamlı bir yapı içinde aktığı. Okuyucu, kendi yaşamındaki tekrarları, sembolleri ve eşzamanlılıkları daha net görmeye başlıyor. Bu da dış dünyayı değiştirmekten çok, algıyı dönüştüren bir süreç yaratıyor.
Sizce günümüz insanı neden bu tür spiritüel bilgilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor?
Çünkü modern dünya bize çok fazla bilgi sunuyor ama çok az anlam veriyor. İnsan zihni hızlandı ama ruhu geride kaldı. Spiritüel bilgiler, insanın kendi iç merkezine dönmesini sağlıyor. Bu da sadece bireysel huzur değil, kolektif denge için de gerekli bir şey.
Metatron’un enerjisi veya bilinciyle bağlantı kurmak mümkün mü? Nasıl?
Evet, mümkün ama bu bir ‘dış varlıkla temas’ gibi düşünülmemeli. Daha çok bir frekans uyumu gibi. Meditasyon, semboller, niyet ve farkındalık çalışmalarıyla kişi kendi bilincini daha rafine bir hâle getirdiğinde, bu alana temas etmeye başlar. Metatron, dışarıda bir yerde değil; insan bilincinin ulaşabileceği bir düzen seviyesidir.
Bu kitap bir bilgi aktarımı mı yoksa bir deneyim mi sunuyor?
Bu kitap yalnızca okunacak bir metin değil, aynı zamanda yaşanacak bir deneyim olarak tasarlandı. İçindeki bilgiler zihinsel bir anlayıştan öte, okuyucunun kendi içsel yolculuğunu tetiklemeyi amaçlıyor. Yani aslında kitap, okuyucunun kendisiyle kurduğu bir diyaloğa dönüşüyor.
Yazım sürecinde sizi en çok zorlayan veya dönüştüren bölüm neydi? Maneviyat, yaşamınızı nasıl şekillendirdi?
En zorlayıcı kısım, bu kadar soyut ve derin bir bilgiyi sade ve anlaşılır bir dile çevirmekti. Çünkü deneyimlenen şey ile anlatılan şey her zaman aynı yoğunlukta olmuyor.
Maneviyat ise benim için bir ‘alan’ değil, bir yaşam biçimi hâline geldi. Zamanla öğretiler hayatın içinden ayrı bir şey olmaktan çıktı; her anın içinde var olan bir farkındalığa dönüştü. Eğitim vermek de bu yüzden benim için bilgi aktarmaktan çok, insanlara kendi içsel bilgilerini hatırlatma süreci.