Irvin Yalom'un yazın dünyasında son nokta

Kalp Saati ile psikoterapi ve edebiyatın kesişim noktası

Rubi ASA Sanat
29 Nisan 2026 Çarşamba

Yaşı 90 geçmiş Yalom’un ‘Kalp Saati’ adlı son kitabında klasik vaka sunumlarından ziyade daha içsel, düşünsel ve yer yer anımsatıcı metinler konusunda özellikle terapist ve psikanalistlerin kendi deneyimlerini masaya adeta bir süpervizyon haliyle yatırdıkları hemen hemen tek seanslık analizlere yer verir. Elbette bir psikoterapist olarak kendi deneyimlerinden izler ve satır araları da vardır; bazı pasajlar terapi odasındaki spontan karşılaşmaları çağrıştır.

Bu seanslarda bir psikoterapist olarak öznel hayatından da söz ediyor olması vaka çözümlemesinde tek seansın dinamiği ve sonuç analizi açısından gerekli olur. Kalp Saati, varoluşçu psikoterapinin en önemli isimlerinden Irvin D. Yalom’un çok ileri yaşlarında kaleme aldığı, son dönem düşüncelerini yoğun ve içtenlikle paylaştığı kısa ama etkili bir eser. Kitap, adını yaşamın geri sayımını simgeleyen metaforik bir ‘saat’ten alır; bu saat, insanın ölümlülüğü ile yüzleşmesini ve zamanın sınırlılığı karşısında nasıl bir varoluşsal anlam kurabileceğinin sorgulanmasını temsil eder.

Yalom, ölüm kaygısı, yalnızlık, özgürlük ve yaşamın anlamı gibi klasik varoluşçu temaları kişisel bir tonla ele alır. Yaşlılığına, meslek hayatına ve geride bıraktıklarına bakarken, okuyucuyu da kaçınılmaz sonluluk gerçeğiyle yüzleşmeye davet eder. Ancak bu yüzleşme karamsar değil; aksine daha gerçek, korkusuz ve daha dolu bir yaşam sürme çağrısıdır.

Anlatımı sade, doğrudan ve zaman zaman itiraf niteliğinde olması, okuyanı da seansın tarafı ve kendi iç dünyasının da gözlemcisi konumuna getirir. Bu yönüyle kitap, yalnızca psikoloji meraklılarına değil, hayatının herhangi bir noktasında kendine “Daha ne kadar zamanım kaldı?” sorusunu dürüstçe kendine sorma cesaretine teşvik eder.

Irvin D. Yalom’un hayatındaki en dokunaklı ve sık anlatımlarından biri, eşi Marilyn Yalom ile ilgili olanlardır ve özellikle onun hastalığı aşamasında kaçınamadıkları ölüm beklentisi sürecinde yaşadıklarıdır. Marilyn Yalom onun gençlik yıllarından bu yana hayat arkadaşı, meslektaşı, editörü, çocuklarının annesi ve ömrünü paylaştığı sevgili eşidir. Yaklaşık 70 yıllık bir beraberliğin son safhasında ve Marilyn’e yaşlarında kanser teşhisi konulduğunda, çift bu durumu inkâr etmek ya da sadece tıbbi bir mesele gibi ele almak yerine, neredeyse bir ‘ortak varoluş çalışması’na dönüştürür. Yalom, bir terapist olarak yıllarca başkalarına ölüm kaygısı üzerine konuşmuş biridir; fakat bu kez mesele tamamen kişiseldir. Ortak dille ele aldıkları Marilyn terminal sürecini ‘Ölüm Kalım Meselesi’ adlı kitaplarında ayrıntılarıyla yazıya dökerler.

Anlatılanlardan biri şudur: Marilyn, hastalığının ilerlediğini bildiği bir dönemde, Yalom’la birlikte oturup hayatlarının sonuna nasıl yaklaşmak istediklerini açıkça konuşur. Kaçınılmaz sona rağmen, korkudan çok ‘tamamlanma’ duygusuna odaklanırlar. Birbirlerine şunu sordukları aktarılır: “Gerçekten yaşadık mı?” ve “Geride ne bırakıyoruz?”

Yalom’un bu süreçte en çok vurguladığı, ölüm beklentisinin paradoksal etkisidir: Onu daha canlı hissettirmesi. Eşiyle geçirdiği her an daha yoğun, daha farkındalıklı hale gelir. Bu, onun eserlerinde sıkça geçen şu fikri somutlaştırır: Ölümün farkındalığı, hayatı derinleştirir.

Marilyn’in ölümünden sonra Yalom, bu deneyimi yazıya döker ve yas sürecini de aynı açıklıkla ele alır. Bu anlatılar, teorik olarak savunduğu varoluşçu fikirlerin en çıplak ve sahici hâli gibidir ve artık bir terapist değil, kayıp yaşayan bir insan olarak duygulanır konuşur ve yazar.

Yaşamının bu en trajik ayrılığının duygu ve akışını Ölüm Kalım Meselesi adlı kitabındaki içsel itirafları yaşamlarının aynası olur. Kitap her ikisinin, Marilyn’in hem İrvin’in ağzından yaşanan duygular ve sürecin gözlemleri olarak aktarılır.

Son kitabı Kalp Saati, Yalom’un düşünsel mirasını daha kişisel ve kırılgan bir yerden tamamlayan, kısa ama uzun süre yankı uyandıran bir metin olarak bir yıl kadar önce yayımlandı.

İçeriğinde artık tamamen terapi deneyimlerinin süzülmüş yansımaları , kendi yaşlılığı ve ölümle yüzleşmesinin iç monologları ile terapötik tona sahip ama edebi bir diyalog olarak tamamlanır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün