'Ballı Süt'

Sanat
22 Nisan 2026 Çarşamba

“Böyle yabancı gibi mi olacağız? Herkes gitti Asiye. İkimiz kaldık.”

Sezon sonuna doğru sahnelenmeye başlayan ‘Ballı Süt’ hikâyesi Önem Günal’a ait, Anıl Can Beydilli’nin yazıp yönettiği, yapımcılığını Begüm Ertuğrul, Önem Günal ve Aksel Bonfil’in üstlendiği, dramaturgisini Tuğba Sorgun’un yaptığı, Kadar, Cogito yapımı bir oyun. Sahne tasarımını Beyda Geldi, Umutsu, ışık tasarımını Yasin Gültepe, kostüm tasarımını Serenay Satıcı, projeksiyon tasarımını Okan Temizarabacı yapmış.

Türkiye'nin son 30 yıllık sürecinde geçen ‘Ballı Süt’ çocuklukta yaşanan bir travmanın, abla Derya (Tülin Özen) ve beş yaş küçük kız kardeşi Asiye’nin (Nilperi Şahinkaya) yetişkinlik hayatlarındaki izlerini ve bu travmanın iki kadının kişiliklerine farklı etkilerini ele alan hem duygusal hem mizah dolu bir oyun.

Üç farklı zaman diliminde, eski bir koltukta, deniz kenarında bir bankta ya da çocukluk evinin terasında geçen diyaloglar, birbiriyle yabancılaşmış iki kardeşin aralarındaki duygusal kopukluğu ve söylenmemiş sözlerinin ağırlığını yansıtıyor. Geçmişe bakış açıları, hayallerinin nasıl yer değiştirdiği, kendilerini bulma süreçleri birer birer açığa çıkarken, kırılan, yorulan ve bazen oynadıkları rollerin içinde kaybolan iki kadının iç dünyası gerçekçi şekilde sahneye taşınıyor. 

Yönetmen Beydilli, zamansal geçişleri usta işi projeksiyonlar aracılığıyla başarıyla yansıtıyor. Oyuncu yönetimi dört dörtlük. Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya müthiş doğal ve inandırıcı performanslarıyla Derya ile Asiye’yi gerçekten yaşıyorlar.
Bildik bir hikâye deyip geçmeyin; sağlam diyalogları, başarılı oyunculuklarıyla çok başarılı bir tiyatro deneyimi. Kaçırmayın derim. 5 Mayıs DasDas Sahne’de.

‘Sürüklenmiş’

“Babam dedi ki Denizci’yi kollaman lazım… Denizden çıkacak. Batıktan tırmanacak. Bu sahilde yürüyecek. Sırılsıklam, karanlık, uğursuz bir herif… Kapıdan girecek, babanın yanına oturacak. Belki onun sonuna eşlik edecek. Sonra da ruhunu alıp gemisine taşıyacak.”

Genç ödüllü İngiliz oyun yazarı Tim Foley’nin 2023 tarihli oyunu ‘Driftwood’, metni İngilizceden çevirmiş İbrahim Çiçek’in yönettiği bir Satsuma &Tiyatro Kintsugi yapımı olarak ‘Sürüklenmiş’ adıyla sahneleniyor. Sevgi, aidiyet ve içimizdeki gelgitlere odaklanan büyüleyici dramanın sahne ve ışık tasarımını Kerem Çetinel, müzik-ses tasarımını Ömer Sarıgedik, koreografiyi Taner Güngör ve Ferhat Güneş üstleniyor.

Deniz, baba, batık, çocuk, kirlilik, dalgalar, flotsam, jetsam, patates kızartması, cenaze, festival, yalnızlık, sevmek, özlemek, hazine, çok sevmek, çok özlemek… ve de ayrı düşmek üzerine bir oyun olan ‘Sürüklenmiş’, babaları ve oğulları, kardeşliği, gitmeyi, gidebilmeyi, suçlu hissetmeyi ve yas tutabilme becerisini anlatıyor.

Gelgitin getirdiği döküntülerle dolu bir sahilde, martıların çığlıkları ve etraflarındaki suyun dalgalanması eşliğinde bir araya gelen, birbirini uzun süredir görmemiş iki erkek kardeş, ölüm döşeğindeki babalarıyla ilgili farklı anılarını konuşuyorlar. Memleketleri Hartlepool'dan hiç ayrılmamış, babasının bakımını yıllardır üstlenen, yerel mitolojilere inanan Tiny (Rıza Kocaoğu) bu deniz kıyısındaki kara parçasıyla temel bir bağ hissediyor; başka yerde başarılı bir hayat kurarak yabancılaşmış eşcinsel abi Mark (Tuğrul Tülek) ise sadece sahilin acımasız özelliklerini görüyor. Hafif şoklar ve özürlerle dolu, mizah ile ciddiyet, hüzün ile kırgınlık arasında gidip gelen tartışmalarında kendini terk edilmiş hisseden Tiny’nin kederli kırılganlığı, Mark’ın homofobik babalarının zorbalığı karşısında bastırdığı öfkeyle tezat oluşturuyor.

Kardeşlerin giysileri birbirinden oldukça farklı iki karakterin hayata bakışlarındaki karşıtlığı başarıyla yansıtıyor. Rahat ve bol giysiler giymiş Tiny aralarında en duygusal; babasıyla ve yasla en iyi başa çıkan kişi gibi görünüyor. Buna karşın mantıklı düşünen kişi gibi görünen, çok daha şık bir kostüm giymiş Mark, ikisi arasında daha içine kapanık, daha az duygu gösteren, babasının ölümünü kabullenmekle başa çıkamayan kişi.  

Kardeşleri tekrar bir araya getiren keder, başlı başına oyunun bir karakterine dönüşürken, ölü yengeçlerin sahile saçılması ve suyun kirlenmesi, kayıp temasına çevresel bir mesaj ekliyor.

Her zaman müthiş bir oyuncu yönetmeni olan İbrahim Çiçek, Kerem Çetinel’in var ettiği sahilde mekânları ve zamanları iç içe geçirerek öykünün tüm yükünü, aynen Mark ve Tiny gibi, DOT’un ‘Kürklü Merkür’ (2007) ve ‘Malafa’ (2010) oyunlarından yıllar sonra aynı sahneyi paylaşan Tülek ve Kocaoğlu’nun yorumuna taşıtıyor.  

İkilinin performansının doğallığı, birbirlerinden uzaklaşmış ancak ortak kayıpları sayesinde tekrar bir araya gelmiş kardeşler olduklarını müthiş inandırıcı kılıyor; gösteri izlemekten çok, iki kardeşin kalplerini ve düşüncelerini birbirlerine açmalarına tanık olma hissi uyandırıyor. Aralarında öylesine bir kimya var ki, birbirlerinin repliklerini henüz işitmeden önce bile duyumsadıklarını algılayan izleyici büyülenmişçesine etkileniyor.

Kardeşlik, keder, yas, aşk ve anılar üzerine bir anlatı olan ‘Sürüklenmiş’, insan kalbinin ve zihninin karmaşıklığını hassas, içten ve dokunaklı bir şekilde ele alan çok katmanlı, gösterimden çok sonra bile akılda kalan bir oyun. Çok başarılı sahnelenmesi ve Kocaoğlu ile Tülek’in benzersiz yorumu da cabası.

Kaçırmayın derim; 27 Nisan, 10 ve 18 Mayıs ParibuArt Ana Sahne ve sezon boyunca Türkiye sahnelerinde.

    ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemde tarihi konularda yazdığı fıkra, roman, hikâye ve incelemeleri ile ve en önemli yapıtı İstanbul Ansiklopedisi'yle tanınan renkli tarih yazarı Reşad Ekrem Koçu (1905-1975) Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş kitabında, eski meddah defterlerinde bulduğu dört hikâyeyi anlatır. “Bir kahvehanede veya bir konakta, sinema ve tiyatronun, gazetenin ve dolayısıyla tefrika yazılarının bulunmadığı devirde birkaç gece boyunca anlatacak meddahlara basit bir not şeklinde kaydedilmiş” olan, sürprizlerle dolu bu hikâyeleri, defterlerden aktardığı, eskinin ‘one-man show’ yıldızlarının çalışma tekniklerine dair ilginç notlarla zenginleştirir.

Bu hikâyelerden ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’, Yemenici Güzeli Esnaf Mustafa ile Boğaz yalısında yaşayan asil ve güzel İncili Hanım’ın masum aşk öyküsünü anlatır. Yalıda yaşayan, efendisinin gözdesi, özgürlük hayalleri kuran gösterişli köle Çerkes Rıdvan duruma el koyar, masumlar zindana atılır, itibarlar yerle bir olur, aşk bozulur...

Lara Lakay’ın proje tasarımını Yağmur Dolkun ve Tülin Özen’le birlikte yaptığı uyarlamada ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’, İstanbul’un merkezinde, Haliç Metro istasyonuna yürüyerek birkaç dakikalık mesafedeki Tarihi Kuveloğlu Hanı’nda canlı müzik eşliğinde her pazar yeniden doğuyor; 17. yüzyıl başı İstanbul’unun gündelik yaşamı, eğlence kültürü, toplumsal dinamikleri hayata dönüyor.

Bu özgün uyarlama, Koçu’nun şahsına münhasır kent belleği anlatısını ve İstanbul erbapları mitolojisini sahne sanatları aracılığıyla günümüz izleyicisiyle buluşturmayı amaçlıyor. Geleneksel meddah anlatısını epizodik sahneleme, müzik ve koro düzeniyle harmanlayan oyun; aşk, kıskançlık, sınıf farkı ve özgürlük gibi temaları 17. yüzyıl İstanbul’una özgü mizahi bir dille işlerken, anlatının kendisi, hanın katlarına ve avlusuna yerleşerek mekânla birlikte dönüşen mimari bir sahnelemeye evriliyor.

Cem Zeynel Kılıç’ın benzersiz bir sahne sempatisiyle seyircilerle anında birebir iletişim kurduğu meddah gösterisine, sazları ve sesleriyle Gökçe Gürçay, Volkan İncüvez, Miray Eslek ve Özlem Kaya’dan oluşan muhteşem bir saz heyeti eşlik ediyor.

İzleyiciyi bir hatıra albümünün sayfaları arasında gezdiren oyun zamanlar arasında dolaşan çok sesli yapısıyla, hem geçmişin teatral anlatı tekniklerini günümüz estetiğiyle buluşturuyor hem de seyirciyi bu çok katmanlı kurguya fiziksel ve duyusal olarak dahil ediyor. Kesinlikle izlenmeli.

Sezonun en zor yer bulunan oyunu. 17 Mayıs 18.30 ve 20.30 için henüz yer bulunabiliyor. Elinizi çabuk tutun.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün