“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•İsrail açısından değerlendirildiğinde ise; sahadaki her olası senaryo Netanyahu yönetiminin stratejik hanesine bir kazanım olarak yazılmaktadır. İran rejimi direnç göstermeye devam etse dahi savaştan kapasitesi erimiş bir biçimde çıkarsa; İsrail, en büyük düşmanının nükleer, balistik füze ve İHA altyapısını kaynağında zayıflatarak kendi güvenliği lehine on yıllara sarih bir stratejik zaman kazandığını tescilleyecektir. •İsmail Sarı – www.kriterdergi.com

İzak BARON Diğer
8 Nisan 2026 Çarşamba
  • İRAN’DAKİ YAHUDİ CEMAATİNİN İSRAİL-İRAN SAVAŞINA YAKLAŞIMI - MUSTAFA MANSUR

İran’daki Yahudi topluluğunun sahip olduğu bu özgürlükler ve haklar, ülkedeki Yahudi dini kurumlarının denetimi bağlamında, ülkenin en önemli haham figürü olan Baş Haham Yehuda Gerami’yi, İran’daki Yahudilerin kendilerini İran toplumunun ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ve ritüel arınma kaplarının (mikve) kullanımı gibi dini ayin ve ritüellerini özgürce uyguladıklarını vurgulamaya sevk etti. 

Bu durum, İran işleri uzmanı ve Tahran’da doğup büyümüş eski bir İsrail istihbarat subayı olan David Nissan tarafından da doğrulandı. 

Nissan, İran’daki Yahudilerin “artan şüpheyle karşı karşıya olduklarını, ancak yine de miraslarıyla gurur duyduklarını” belirtti.  

İran Yahudilerinin ulusal kimliğinin, İsrail de dahil olmak üzere başka hiçbir ülkeye değil, İran’a bağlı olduğunu anlamanın önemli olduğunun da altını çizdi. 

Nissan, “Ülkede 30 aktif sinagog, Yahudi okulları, kasap dükkanları ve koşer yemek servisi yapan restoranlar, hatta bir matza fırını bile var” diye ekledi. 

Ülkedeki Yahudiler zulüm veya zarar görmüyor ve Yahudi yaşam tarzlarını herhangi bir müdahale olmaksızın uygulama hakkına sahipler.  

İran’da resmi olarak tanınan bir dini azınlık olarak hakları kanun ve anayasa ile güvence altına alınmış olup, parlamentoda temsil ediliyorlar. 

Nissan ayrıca, Yahudi topluluğu üyelerini İsrail’e göç etmeye teşvik etme girişimlerine rağmen bu teklifin yalnızca birkaç kişi tarafından kabul edildiğini de dile getirdi. 

İran’da yaşayan Yahudilerin çoğu, başta kültürel ve ekonomik nedenler olmak üzere güvenlik endişeleri nedeniyle İsrail’i her şeyini feda etmeye değer daha iyi bir alternatif olarak görmüyor. 

Ancak İranlı yetkililerin Yahudi topluluğuna yönelik bu yaklaşımı, özellikle İsrail ile yaşanan gerilim dönemlerinde, ülkedeki güvenlik durumu ve istikrarına yönelik tehditler nedeniyle zaman zaman krizler ve zorluklarla gölgeleniyor.

Tamamı : https://www.fokusplus.com/dosya-siyaset/irandaki-yahudi-cemaatinin-israil-iran-savasina-yaklasimi

 

  • ABD SAĞINDA İSRAİL ÇATLAĞI - CAN ERTUNA

Eleştirel kanada kayanlar arasında bir zamanlar Trump siyasetinin vitrinindeki isimlerden olan popülist sağ siyasetçi Marjorie Taylor Greene ve Trump'ın 2016 seçim kampanyasının baş stratejisti, ilk dönem danışmanı olan, eskiden kendini “gururlu bir Hristiyan Siyonist” olarak tanımlayan Steve Bannon gibi politikacılar da var.  Bu gruptaki bir diğer dikkat çeken isim ise yer yer komplo teorileriyle gündeme gelen ve milyonlarca takipçisi bulunan muhafazakâr siyaset yorumcusu Candace Owens.

ABD’deki İsrail lobisini, İsrail’in Gazze’de yaptıklarını, Trump yönetiminde ve senatodaki isimlerin İsrail yanlısı tutumlarını bazen öyle kıyasıya ve sert ifadelerle eleştiriyorlar ki, ana akım siyasette solu temsil eden senatör Bernie Sanders ve temsilciler meclisi ütesi Alexandria Ocasi-Cortez’in eleştirileri bile zaman zaman daha temkinli kalıyor.

Aşırı sağcı ve popülist milliyetçi söyleme sahip bu yorumcular ana akım medyadaki figürlerin eksik bıraktığı sorgulamaları yaptıkça popülaritelerini artırdılar. Seslerini sosyal medya platformlarından duyurdukları için de geleneksel medyadaki İsrail yanlısı filtrelere ve eşik bekçisi editörlerin sınırlamalarına tâbi olmadılar. Reytingden beslenen ve sansasyonel içerikleri ödüllendiren platform ekonomisine yaslanarak takipçi kitlelerini genişlettiler. Kısacası oyunu “kurulu düzenin” kontrolünün dışına taşıdılar.

Tamamı : https://www.birgun.net/makale/abd-saginda-israil-catlagi-702757

 

  • ‘TAKSİCİ’ NOBEL SAVAŞÇISINA KARŞI! - BEDRİ BAYKAM

Bu savaş aynı zamanda CIA ve MOSSAD’ın istihbarat ve vizyon açısından iflas ettiklerinin de doğrudan kanıtıdır. İran bombalandığında ve lider kadroları savaşın başında öldürüldüğünde halkın bu saldırıları destekleyip sokağa çıkıp rejimi devireceğine inanmaları, muhatap oldukları coğrafyayı ve insani değerleri hiç tanımadıklarını ve sosyoloji, tarih bilgisi alanında sıfır puan aldıklarını herkese göstermiştir. Tam tersine İran halkından çok, birbiriyle hiçbir ortak noktası olmayan farklı insanlar dünyanın ortak saldırganına karşı birleşmişlerdir. Bu arada İran bombaları üst üste Tel Aviv ve diğer İsrail kentlerinin üstüne düşerken, delinen yalnız bu ülkenin çelik gök kubbesi değildir. 1948’de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan bu ülke her saldırıya uğradığında onu tutan, korumak isteyen, arkasında duran Dünya halklarının aydınları, gazetecileri, diplomatları şu anda bu ülkeye dehşet içinde bakarak aralarına buzul dolu mesafeler koymuştur. Yani bu ülkenin geleceği açısından esas bu koruma kalkanının yok olmuş olması, İsrail’in delindiği söylenen çelik gök kubbesinden çok daha vahim bir sonuca işaret etmektedir. Bugün İran ve Lübnan halkı mağdur durumdadır ve dünya onları desteklemektedir. Tam tersine ABD ve İsrail’i dünyada tutan neredeyse bazı çıkar grupları ve şirketleri, parazitler dışında destekleyen aklı başında “aydın” hiç kimse kalmamıştır. Hatta bu karşıtlık kendi ülkelerinde de alıp başını yürümüştür!

Tamamı : https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/bedri-baykam/taksici-nobel-savascisina-karsi-2491632

 

  • İSRAİL'DEKİ İDAM YASASI HAKKINDA NELER BİLİNİYOR? - TANİA KRÄMER

Yasa tasarısı, idam cezasının uygulanması için gerekli eşiği önemli ölçüde düşürüyor.

Tasarı metninde, "terörle mücadele kapsamında, ölümcül terör saldırıları gerçekleştiren teröristler için idam cezasının yürürlüğe konması" amaçlanıyor.

Ayrıca metinde, “İsrail devletinin varlığını reddetme niyeti ve İsrail vatandaşı veya sakinine zarar vermek amacıyla kasten bir kişinin ölümüne neden olan kişinin, ölüm cezası veya müebbet hapis cezasına çarptırılacağı" belirtilerek "bu cezaların sadece birinin uygulanacağı" yazıyor.

Tasarı, İsrail’deki ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalara ve İsrail işgali altındaki Batı Şeria’daki askerî mahkemelerde görülen davalara ilişkin iki ayrı düzenleme içeriyor.

Zira Batı Şeria'daki askeri mahkemeler, İsrail askerî yönetimi altında faaliyet göstermekte olup, burada yaşayan Filistinlileri özel olarak askerî hukuk kapsamında yargılıyor.

Yani işgal altındaki Batı Şeria'da "terörizm"le suçlanan ve askeri mahkemelerde yargılanan Filistinliler zorunlu ölüm cezasıyla karşı karşıya kalacak. Tasarıda bu, "cezası ölüm olacak ve bu ceza verilebilecek tek ceza olacak" diye ifade ediliyor.

Mahkeme ancak "özel durumlar" olduğuna hükmederse idam cezasını müebbet hapis cezasına çevirebilecek. Ancak bu, askerî mahkemelerde şu an fiilen uygulanan yerleşik pratiğin tersi bir durum anlamına geliyor.

Ayrıca, artık mahkeme heyetindeki hakimler arasında oy birliği sağlanması da gerekmeyecek. Basit çoğunluk yeterli olacak ve temyiz imkânları son derece sınırlanacak.

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem, konuyla ilgili açıklamasında “bu askeri mahkemelerin, büyük ölçüde sorgulamalar sırasında baskı ve işkence yoluyla elde edilen 'itiraflara' dayanan, yaklaşık yüzde 96'lık bir mahkumiyet oranına sahip olduğunu” belirtti.

Knesset'teki komisyonun hukuk danışmanı Ido Ben-Itzhak, tasarının "idam cezasına çarptırılmış bir kişinin affedilmesini öngörmediğini, bunun da uluslararası sözleşmelerle çeliştiğini" söyledi.

Tamamı : https://www.dw.com/tr/i%CC%87sraildeki-idam-yasas%C4%B1-hakk%C4%B1nda-neler-biliniyor/a-76596811

 

  • Tuğçe Ersoy-Ceylan@TugceErsoyTugce

İsrail’de bütçe onaylandı. Hükümetin dağılmayacağı kesinleşti. Bibi askerlik muafiyeti konusunda Haredim ile zora düşebilir, ne yapacak diye beklerken geçen hafta dini mahkemelerin sivil mahkemeler üzerindeki kontrolünü arttıran sert eleştirilere neden olan kabine kararı çıktı.

Öte yandan, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünün görmezden gelinmesi şöyle dursun, kolaylaştırıldığını izliyoruz günlerdir. Bibi’nin İran’a saldırılardan dolayı olağanüstü hali uzatmasını da ekleyelim. Ülke tarihinin en büyük bütçesi-270milyar$-bu şekilde geçti.

~ 38milyar$ savunmaya ayrıldı. Müzakerelerin son aşamasında ~1.3milyar$ ise Haredimin işaret ettiği alanlara ayrıldı. Bunu da Bibi’nin koalisyon dağılmasın diye gözden çıkardığı son ödün olarak görebiliriz. Muhalefetten tepki geldiyse de, Bibi açısından söylersek ‘adam yine kazandı’.

Ynet’in haberine göre eğitim, sağlık, sosyal yardım bütçesinde 11milyar NIS kesinti var. 20milyar NIS koalisyon fonu olarak ayrılmış.

https://x.com/TugceErsoyTugce/status/2038476477155377477

 

  • İSRAİL’İN GÜNEY LÜBNAN’DA İLHAK GİRİŞİMİ VE İÇ SİYASETTEKİ YANSIMALARI - SÜMEYYE ÇENGEL ÖZMEN

İsrail’in Lübnan’da yürüttüğü operasyonun bir ayağı da diplomatik adımları içeriyor. Savaş nedenli göçten dolayı genel seçimleri 2028’e kadar erteleyen Lübnan, İsrail’le dolaylı görüşmeler gerçekleştiriyor. İsrail, Lübnan ordusundan Hizbullah’a karşı eyleme geçmesini talep ederken, bu adımı atmaması durumunda ülkenin altyapısını hedef alacağı tehdidinde de bulundu. Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması hedefindeki İsrailli yetkililer, süreci Amerika ve Fransa arabuluculuğunda yürütüyor. Henüz resmi ve doğrudan bir müzakere olmasa da konuşulan birkaç farklı taslak arasında en dikkat çekeni, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla beraber İsrail’in bölgedeki Arap ülkeleriyle yürüttüğü normalleşme süreci kapsamında Lübnan’ın da İbrahim Anlaşmaları’na dahil edilmesi. Lübnan hükümeti son gelişmeler kapsamında İran’ın Lübnan elçisini “persona non grata” ilan etti.

Tüm bunların ötesinde İsrail hem İran hem Lübnan’da savaşa devam ederken 7 Ekim’le sarsılan iç ekonomisini yeniden sabit tutmaya çabalıyor. Kuzey sınırında bulunan Kiryat Şimona’nın Belediye Başkanı Avichai Stern, 11 Mart’ta bölgedeki insanların günlerdir sığınaklarda yaşadığını ve bu durumun sürdürülemezliğine dair açıklamalarda bulunmuş, şehrin nüfusunun ise bir yıl öncesine nazaran yarı yarıya azalarak on binlere düştüğünü söylemişti. Açıklamanın üzerinden iki haftadan fazla geçmesi ve bu süreçte Hizbullah’ın saldırılarında herhangi bir azalma olmaması, durumun peyderpey artan vahametini gösteriyor. İşletmelerin normal seyrinde işleyişinin ve iş gücünün savaş öncesi potansiyeline dönüşünün güçlüğü, İsrail’in artan beyin göçünün ekonomi ve sosyokültürel yapısına vurduğu yıkıcı darbeyle birleşince, Lübnan cephesinin sadece savaş cihetinden ele alınması eksik kalıyor. İsrail tarafındaki yıkıcı etki sadece ekonomi alanında da değil üstelik. Günlerdir kapısı kilitli okullar, sadece yüzde 70 katılım başarısı sağlanabilen uzaktan eğitim sistemiyle devam ediyor. Öğrencilerin pandemiyle başlayan aksak eğitim süreçleri, sonuçlarını İsrail’in yakın orta geleceğinde kendisini gösterecek. Hepsinin ötesinde Netanyahu ve ekibinin savaş karmaşasında Knesset’ten geçirdiği bütçe, seçmende ve muhalefette büyük bir huzursuzluğa neden oluyor. Yarattığı kargaşa arasında sessizce iş bitiren hükümet, vatandaşların eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar yerine neden bitimsiz bir şekilde savunmaya bütçe ayrıldığı sorusuna da henüz cevap vermiş değil. İsrail, içinde bulunduğu bu çıkmazı Samson’un esir edildiği tapınağın sütunlarını yıkarak Filistinlilerle birlikte kendini de öldürdüğü efsaneyi yaşatırcasına Ortadoğu’da sürdürüyor: Ben yaşayamayacaksam hep birlikte ölelim.

Tamamı : https://orsam.org.tr/yayinlar/israilin-guney-lubnanda-ilhak-girisimi-ve-ic-siyasetteki-yansimalari/

 

  • ABD / İSRAİL İLE İRAN ARASINDAKİ SAVAŞTA SIRADA NE VAR? “FAZLAR” MODELLEMESİ - MEHMET AKİF KOÇ

İran’a yönelen saldırılar aslında, İsrail’in (ABD desteğiyle) İran ve onun müttefiklerini –“vekil güçler” de dense de bu kavramı teknik olarak yanlış buluyorum- zayıflatıp ortadan kaldırmaya dönük kapsamlı bir stratejinin ileri bir halkasıydı. Gazze’de uğranan askerî başarısızlık sonrası benimsenen bu strateji, bölgedeki İran müttefiki devlet dışı silahlı aktörlerin İran’la ilişkilerini ahtapot ve kollarına benzetir; Hamas, İslamî Cihad ve Hizbullah gibi örgütlerin askerî/sivil lider kadrosunun ortadan kaldırılmasını ve sıranın İran’a gelmesini öngörür. Bu yaklaşımın özü, İsrail’in tehlikeyi bertaraf etmek için ahtapotun başı olarak tanımlanan İran’ı doğrudan hedef almasına dayanır.

Tamamı : https://ekopolitik.org.tr/abd-israil-ile-iran-arasindaki-savasta-sirada-ne-var-fazlar-modellemesi/

 

  • İSRAİL MEDYASI İRAN SAVAŞINI NASIL ANLATIYOR? - SHAİNA OPPENHEİMER

Savaş, çoğu İranlı hesaplar tarafından yayılan ve Tel Aviv'deki yıkımı gösterdiğini iddia eden sahte videoları da beraberinde getirdi. Bazıları yapay zeka tarafından üretilmişti, bazılarındaysa Gazze'den veya önceki savaşlardan alınan görüntüler kullanmıştı.

İsrail yayın organları da sahte içerikleri yaydı. İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta öldürülmesinin ardından, Kanal 14, İranlıların Netanyahu için "Bibi Can" diye bağırdığını gösterdiği iddia edilen bir video yayımladı.

Sunucular videoyu "şaşırtıcı" olarak nitelendirdi ve ısrarla gerçek olduğunu söylediler. Daha sonra yapay zeka tarafından üretildiği anlaşıldı.

Netanyahu yanlısı hesaplar, dünyanın dört bir yanındaki kalabalıkların aynı sloganı attığını gösterdiği iddia edilen benzer videoları dolaşıma soktu.

Bir yandan da İsrail'in resmi Farsça hesaplarından çeşitli videolar yayımlandı. Bu videolarda tarihteki Yahudi-Fars ilişkileri, aslan sembolleri, İslam Devrimi öncesindeki İran bayrakları, Amerikan bayrakları ve F-35 jetleri yer aldı.

İsrail'i ABD ile birlikte özellikle İranlı kadınlar için bir kurtarıcı olarak gösteren bu gönderiler binlerce kez paylaşıldı.

Kanal 14'ün yapay zeka tarafından üretilen videoyu yayımlamasından birkaç gün sonra, İsrail'in en çok izlenen haber kanalı Kanal 12, ABD'nin B-2 bombardıman uçaklarının İran'ı vurduğunu iddia eden görüntüleri paylaştı. Muhabir Nir Dvori "Amerikalılar yayımladı. Biz sadece bunun tadını çıkarıyoruz" dedi.

Videonun DCS World adlı bilgisayar oyunundan olduğu ortaya çıksa da Kanal 14 de görüntüleri yayımladı.

İsrail medyası halkı bayrağın etrafında birleştirme rolünü üstleniyor, resmi açıklamalar çok az sorgulanıyor. Hem İran hem de İsrail'deki hasarın boyutları kısıtlı bir şekilde gösteriliyor. Bu ortamdaki dezenformasyon da varoluşsal tehlike ve kesin bir zafer anlatısına destek veriyor.

Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/c0le425k893o

 

  • HAYATIMDA GÖRDÜĞÜM EN APTALCA PROPAGANDA PAYLAŞIMI - ERTUĞRUL ÖZKÖK

Fransız Marianne dergisi bu haftaki sayısında İran yanlılarının yaptığı dezenformasyon ve propaganda örneklerini toplamış.

Bu savaşın başından beri İran rejimi yanlısı bir trol ordusu inanılmaz bir baskı ve terör uygulamaya başladı.

“Ben bu savaşı başlatan Amerika ve İsrail ile bu diktacı Molla rejimi arasında tercih yapmak zorunda değilim” diye yazı yazan eski bir büyükelçiye yapılan saldırıları ibretle izledim.

Üstelik bunlar sadece muhafazakar kesimden değil.

Aralarında kendine “Ulusalcı” diyen muhalif medya mensubu da var.

Her gün yorumlarıyla, bu dezenformasyon ve propaganda paylaşımları ile İran rejimine gaz veriyorlar…

“Savaşı İran kazandı, Amerikan emperyalizmine diz çöktürdü” hurafesini yayıyor..

Tipik bir Orta Doğu klasiği…

Tıpkı dümdüz olmuş bir Filistin enkazı üzerinde zafer işareti yapan Hamas’lılar gibi…

Ellerindeki Pager’ların patlamasıyla bütün kadrosunu kaybeden Hizbullah militanlarının Güney Lübnan enkazı üzerinde yaptığı zafer işareti gibi…

Tamamı : https://10haber.net/yazarlar/ertugrul-ozkok/hayatimda-gordugum-en-aptalca-propaganda-paylasimi-691957/

 

  • İSRAİL’İN İRAN İLE SAVAŞINDA 3 N: NASIL BAŞLADI, NASIL DEVAM EDİYOR VE NASIL BİTECEK? – HAYDAR ORUÇ

Sonuç olarak, İsrail uzun süredir hayalini kurduğu şekilde ABD ile İran’ı savaştırmayı başarmış olsa da, bu savaşın İran’da bir rejim değişikliğine yol açacağına yönelik beklenti şimdilik karşılıksız kalmıştır. Bu savaş için ciddi bir şekilde hazırlandığı görülen İran’ın, 12 Gün savaşından da dersler çıkarttığı ve savaşı Körfez ülkelerine yayıp Hürmüz Boğazını da kapatarak, bir taraftan ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisini sarsarken diğer taraftan da küresel bir enerji krizine yol açarak ABD’yi savaşmaktan alıkoymaya, yani İsrail’i yalnız bırakmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. ABD kamuoyunun bu savaşı desteklememesi ve İsrail’in Amerikan siyasetindeki rolünün de eleştirilmeye başlanmasıyla İsrail’in planlarının geri teptiği ve ABD eliyle İran’daki rejimi değiştirmek isterken ABD’nin geleneksel olarak İsrail’e sağladığı destekten mahrum kalacak seviye geldiği görülmektedir.

Dolayısıyla savaşı başlatmak konusunda başarılı olan İsrail’in, savaşı istediği cihette devam ettiremediği ve savaşı bitirmek konusunda da inisiyatifi kaybettiği anlaşılmaktadır. İran ile savaşın hedeflenen amaçlara ulaşarak bir zafer hikâyesi yazılmadan sona ermesi halinde ise; hem ABD ile arasındaki ilişkilerin zarar göreceği, hem bölge ülkelerine yönelik uygulamış olduğu tehditkar politikalar nedeniyle bölgesel izolasyona maruz kalabileceği hem de Netanyahu’nun Ekim’deki seçimleri kaybederek siyaset sahnesinden çekilmek zoruna kalacağı bir süreci takip edebiliriz. Ancak bu konuda daha isabetli tahminler yapabilmek için ABD’nin kara harekâtını yapıp yapmayacağını, yapacaksa da sonuçlarını görmemiz gerekecektir.

Tamamı : https://kriterdergi.com/israilin-iran-ile-savasinda-3-n-nasil-basladi-nasil-devam-ediyor-ve-nasil-bitecek

 

  • ORTADOĞU'DA SONSUZ SAVAŞ: İSRAİL'İN HEGEMONYA ARAYIŞI VE İRAN'IN YENİ JEOPOLİTİĞİ – İSMAİL SARI

7 Ekim 2023 sonrası süreçte tırmanan ve tüm bölgeye yayılan çatışma sarmalı, Körfez'i bir harp sahasına dönüştürerek, küresel sermayenin ilgisini ve yatırımlarını sarsmaktadır. Bu tablo, Körfez başkentlerini mecburi olarak yeniden ABD'nin birincil güvenlik garantörlüğüne sığınmaya itmekte ve paradoksal bir biçimde Tahran'ın bölgede zayıflatmayı hedeflediği Amerikan askeri varlığını daha da tahkim etmektedir. İran'ın saldırıları Körfez'deki karşılıklı güven zeminini zedeleyerek olası birçok taraflı kolektif güvenlik mimarisi inşa etme ihtimalini zayıflatmaktadır. Son tahlilde; enerji, su kaynakları ve ticaret rotalarının salt ekonomik birer varlık olmaktan çıkıp tamamen militarize edildiği mevcut konjonktürde Ortadoğu, kısa ve orta vadede entegrasyon ve diplomatik bir uzlaşıdan ziyade; bloklaşmaların, asimetrik altyapı tehditlerinin ve İsrail’in vekil hegemonik aktör olma arayışının domine ettiği sert bir güç mücadelesi alanına evrilmiştir.

İsrail açısından değerlendirildiğinde ise; sahadaki her olası senaryo Netanyahu yönetiminin stratejik hanesine bir kazanım olarak yazılmaktadır. İran rejimi direnç göstermeye devam etse dahi savaştan kapasitesi erimiş bir biçimde çıkarsa; İsrail, en büyük düşmanının nükleer, balistik füze ve İHA altyapısını kaynağında zayıflatarak kendi güvenliği lehine on yıllara sarih bir stratejik zaman kazandığını tescilleyecektir. Hatta ağır baskı altındaki İran rejiminin varoluşsal bir refleksle daha da radikalleşmesi ihtimali bile, İsrail'in İran’a yönelik agresif savaş ve çevreleme doktrinini bölgeye dayatmak için kullanacağı kusursuz bir bahane işlevi görecektir.

Tamamı : https://kriterdergi.com/dosya-abdisrail-iran-savasi/ortadoguda-sonsuz-savas-israilin-hegemonya-arayisi-ve-iranin-yeni-jeopolitigi

 

  • İSRAİL'DE ORDU SAVAŞLAR VE YERLEŞİMCİ ŞİDDETİ NEDENİYLE GÜÇ KAYBEDİYOR -  SOPHİE CLAUDET

Barnavi ve Amidror, savaşın üzerinden zaman geçmesine rağmen İsrail toplumunun büyük çoğunluğunun (Arap vatandaşlar hariç) "bayrak etrafında kenetlenme" tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Ancak anketler, mart başında yüzde 93 olan saldırılara destek oranının mart sonunda yüzde 78'e gerilediğini gösteriyor.

Barnavi, "İnsanlar Netanyahu'nun vaat ettiği 'mutlak zafer'e ulaşılamadığını fark etmeye başlıyor," değerlendirmesinde bulundu.

Euronews tarafından elde edilen gizli bir belge, Netanyahu ofisinin ordu ve polise yerleşimci şiddetine karşı "demir yumruk" talimatı verdiğini gösteriyor. Belgede, Batı Şeria'daki birliklerin "milliyetçi suçlarla mücadele" için takviye edileceği belirtiliyor.

Ancak Barnavi, Netanyahu'nun bu konuda samimi olduğu konusunda şüpheli: "Polis, aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir'in kontrolü altında ve hiçbir şey yapmayacaklar. Büyük İsrail ideolojisi ordunun bazı kademelerine de sızmış durumda."

Tamamı : https://tr.euronews.com/2026/04/02/israilde-ordu-savaslar-ve-yerlesimci-siddeti-nedeniyle-guc-kaybediyor

 

  • TEDİRGİN EDEN EĞİK DUVAR ESKİ CEMİYET BİNASI MIYDI? - UĞUR AKAGÜNDÜZ

Edirne’nin Talatpaşa Mahallesi’nin Abdullah Hamam Sokak’ta, yıllarca bakımsızlık ve zarar görmesi nedeniyle tek duvarı kalan bir yapı.

Günümüze ulaşan duvarının da eğilmesi dikkat çekerken; “yıkıldı, yıkılacak” haliyle sokaktan geçenleri tedirgin eden görüntüler sergilemeye devam ediyor. Sokaktaki bazı vatandaşlar ise eğilmiş görüntüsüne rağmen duvarın yanına araçlarını park etmeye devam ediyor.

Yıkılması halinde çevresinde bulunan araçlara zarar verebilecek yapının ise eski görüntüsü merak uyandırıyor. Bazı vatandaşlar, yapının taştan eski bir ev olduğunu iddia ederken; yapının Edirne’deki Yahudilerin dernek binası olduğuna dair iddialar da dikkat çekiyor.

Tamamı : https://www.batiekspres.com/edirne/tedirgin-eden-egik-duvar-eski-cemiyet-binasi-miydi-171550

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün