Sinema şöleni başlıyor

45. İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan´da gerçekleşecek. 127 uzun metrajlı, 13 kısa filmlik programıyla festival şehrin yedi salonunda sanatseverlere altı bölümde yer alan seçkisiyle bir sinema şöleni vaat ediyor. Festival hakkındaki bu ilk yazımda festivali izleyecek okurlarıma, programda yer alan ağır toplar hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum.

Viktor APALAÇİ Sanat
8 Nisan 2026 Çarşamba

‘Festivalin yıldızları N Kolay Galaları’nda Buluşuyor’ başlığı altında, sezonun merakla beklenen 12 filmin Türkiye’deki ilk gösterimleri gerçekleşecek. 9 Nisan’da Lütfi Kırdar Salonu’nda yapılacak Açılış Galası’nda gösterilecek İtalyan filmi ‘Üç Veda / Tre Ciotole’ ile başlayalım. Katalan İsabel Coixet’in senaryosunu yazıp yönettiği bu psikolojik drama, bir çiftin önemsiz gibi görünen bir tartışma sonrasında ayrılmalarını konu alıyor. 2023’te hayatını kaybeden Michela Murgia’nın otobiyografik kitabından sinemaya uyarlanan film, özünü sevgide bulan, ‘geride bıraktığımız tatlı, insanca şeyleri’ merkezine alıyor.

Festivalin ağır topları

2025 Venedik Film Festivali’nin en etkileyici filmlerinden biri olan, İldiko Enyedi’nin ‘Sessiz Dost / Silent Friend’ini nihayet izleme fırsatını bulacağız. Macar usta Enyedi’nin senaryosunu da yazdığı bu biyografik dramanın konusu Almanya’da Ortaçağ’dan kalma bir kasabanın botanik bahçesinde geçiyor. Film bahçenin tam ortasında yer alan görkemli ginkgo ağacının ömrüne tanıklık eden üç insanı merkezine alıyor. Üç dönem, üç kişilik, bazen beceriksiz ama samimi üç özgürleşme ve bitkilerle, bahçenin dünyasıyla bağ kurma girişiminde bulunuyor. Aynı festivalin En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Valérie Donzelli’nin ‘İş Başında / A Pied D’oeuvre’ filmi hakkında kapsamlı bir yazım geçen ay Şalom DERGİ’de yayınlanmıştı. Film ünlü bir fotoğrafçının radikal bir karar alarak kendisini yazarlığa adamasından sonra yaşadığı ekonomik, sosyal ve psikolojik yıkımı anlatıyor. 45. Festival’de bu olağanüstü filmi izlemek için sinefillerin tek şansı. Çünkü film Türkiye’ye henüz ithal edilmedi. Konusunu gerçek hayattan alan, sefil bir hayatın insanın içini acıtan öyküsünü anlatan film son derece dürüst, sade, gösterişsiz ve etkileyici olma özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Kaçırmamanızı öneririm.

İstanbul’da festivalin Onur Ödülü’yle taçlandırılacağı İtalyan belgesel ustası Gianfranco Rosi’nin görkemli ‘Pompei: Bulutların Altında / Sotto Le Nuvole’si, yine 2025 Venedik Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştı. Rosi’nin, “Üç yıl boyunca Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde yaşayıp çekim yaptım; tarihin izlerini, kazılarını, günlük yaşamın kalıntılarını izledim” diyerek takdim ettiği film, deniz, gökyüzü, Vezüv Yanardağı arasındaki seslerle, pek bilinmeyen ve baştan deneyimlenen bir Napoli portresi çiziyor. Filmi festivalde kaçıranlar üzülmesin; MUBİ’de 17 Nisan’da vizyona girecek. Yaşayan en önemli Fransız yönetmenlerin en istikrarlısı Olivier Assayas ‘Kremlin Büyücüsü / Le Mage Du Kremlin’de Vladimir Putin’in karanlık bir portresini çiziyor. Soğuk Savaş sonrası Rusya’nın kapalı kapılar ardındaki ilginç tarihini beyaz perdeye aktaran filmde, Putin’i Jude Law canlandırıyor. Filmde genç bir film yapımcısı (Paul Dano) Sovyet sonrası Rusya’da iktidara yükselen Vladimir Putin’in beklenmedik danışmanı haline gelir. Assayas’a göre film ‘siyasi kötülüğün sonuçlarını gösterirken, aynı zamanda onun doğasını da betimlemeye çalışıyor’.

Türler arasında dolaşmaktan hoşlanan Steven Soderberg bu kez ‘The Christophers’de komediyle dramı harmanlamayı deniyor. Sanat dünyasının perde arkasına odaklanan filmde, bir zamanlar ünlü bir sanatçının iki kızı, babaları öldüğünde miras alabilmek için, uzun zaman önce yarım kalmış bazı tabloları tamamlaması için bir sahtekâra başvururlar. Babalarının mirasını daha ölmeden önce katlamak isteyen kızları, hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığına tanık olurlar. Fransız yönetmen Alice Winocour Paris’teki Moda Haftasında geçen konulu ‘Moda / Coutures’de yolları kesişen üç kadının yaşadıklarını anlatıyor: kanser olduğunu öğrenen Amerikalı korku filmi yönetmeni, Fransız makyaj sanatçısı, genç Güney Sudanlı manken aracılığıyla film, moda dünyasının çalışanlarının bakış açısını yansıtıyor. Biri 20’lerinde, diğeri 30’larında iki kadının yanında, Angelina Jolie 40’larındaki Amerikalıyı canlandırıyor.

Ödüllü filmler

Son Berlin Film Festivali’nin beğenilen filmlerinden ‘Rose’, başrol oyuncusu Alman Sandra Hüller’e ‘En İyi Performans Ödülü’nü kazandırdı. 17. yüzyıldaki Otuz Yıl Savaşlarında geçen konusuyla film, erkek kılığına girmiş bir kadını odağına alıyor. Bir Protestan köyüne gelen bu yabancı ne pahasına olursa olsun iyi vatandaş olmak isteyen biri. Filmin yönetmeni ve senaryo yazarı Avusturyalı Markus Schleinzer. ‘Dünyanın En Zengin Kadını / La Femme La Plus Riche Du Monde’da yaşlı milyarder bir kadın (İsabelle Huppert) yakın olduğu genç bir eşcinsel sanatçıya yüz milyonlarca Euro veriyor. Bu fotoğrafçıyla zengin kadının sevgi dolu birliktelikleri, kadının kızını harekete geçirir, savunmasız bir kişiye yönelik istismar suçlamasından sonra bir skandal patlak verir. Bu renkli karakterlerle dolu, Thierry Klifa’nın yönettiği klasik aile trajedisi Laurent Lafitte’e En İyi Erkek Oyuncu César Ödülü’nü getirdi.

Danimarkalı Anders Thomas Jensen’in ‘Son Viking / Den Sidste Viking’i, Mad Mikkelsen’in canlandırdığı hapis cezasını tamamlayan bir banka soyguncusunu izliyor. Yaptığı son soygunun çalıntı ganimetini geri almak için kahramanımız, travma geçirmiş kardeşinin hafızasını canlandırmak zorundadır. İki kardeş parayı bulmak için sürprizlerle dolu, duygusal bir yola düşeceklerdir. Faslı yönetmen Maryam Touzani’nin, senaryosunu da yazdığı ‘Malaga Sokağı / Calle Malaga’nın başrolünde, Pedro Almodovar’ın ilham perisi Carmen Maura var. Filmde Tanca’da yaşayan bir İspanyol kadın, kızının evini satma kararına karşı çıkıyor. Kalmaya kararlı olan kadın, evini korumak ve ömür boyu biriktirdiği eşyaları geri almak için her şeyi yapar. Film, izleyiciye insanın içini ısıtan, içten, samimi, duygu dolu bir yolculuğu yaşatıyor.

Son Berlin Film Festivali’nden Jüri Ödülü ve En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülleriyle dönen ‘Kraliçe Zor Durumda / Queen At Sea’, hafızalara kazınacak bir aile dramı anlatıyor. Amerikalı bağımsız yönetmen Lance’ın senaryosunu yazıp kurgusunu üstlendiği filmde Tom Courtenay - Anna Calder-Marshall oyuncu ödülünü paylaştılar. Demans, yaşlı kadının ifade etme yeteneğini kısıtlayınca, kocası ve kızı onun iyiliği için hareket etmeye çalışırken, sevgi, bakım, koruma, özerklik arasındaki kırılgan dengeyi kırmaya çalışırlar. Oyuncu kadrosunda Fransız Diva Juliette Binoche da var.

Festivalin klasik filmleri

45. İstanbul Film Festivali’nin ‘Klasikler’ bölümünde müthiş bir seçki var. Sinema tarihinin en iyi on filmi listelerine her daim girmeyi başaran Sergei Eisenstein’ın ‘Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin’in 100. yılına özel yenilenmiş kopyası, bu filmi henüz izlememiş olanlara hitap edecek.1905 devrimi sırasında ayaklanan bir savaş gemisi mürettebatının öyküsünü anlatan bu özgün film, sinema tarihinin önemli kilometre taşlarından biri sayılıyor. Polonya sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yaratıcısı Andrzej Wajda’nın en ünlü eseri ‘Küller ve Elmas / Popiol i Diament’ın restore edilmiş kopyası festival programında yer alıyor. II.Dünya Savaşı’nın son günlerinde geçen konusuyla bu siyah-beyaz film, Polonya’da savaşın bitişini kutlayan bir kasaba halkını merkezine alıyor. Fransız yönetmen Jacques Deray’ın en bilinen başyapıtı ‘Sen Benimsin / La Piscine’, Alain Delon, Romy Schneider, Jane Birkin ve Maurice Ronet’li kadrosuyla Fransız Riviera’sında geçen bir yaz hikâyesi anlatıyor. Kıskançlık, bastırılmış arzular, sınıf gerilimi temalarını işleyen bu 1968 tarihli film sonraları çok taklit edildi.

Luis Bunuel’in ardından İspanyol sinemasının en popüler, en yetenekli yönetmeni sayılan Pedro Almodovar’ın erken dönem filmlerinden biri ‘Matador’ (1986) entrikalar, saplantılar, cinayetler eşliğinde bir ilişki ağı sunuyor. Yönetmenin bu az bilinen ama en hareketli, en tartışmalı ve kışkırtıcı filmini, 40. yılında restore edilen kopyasından izleyeceğiz. Bu filmdeki gencecik Antonio Banderas sonraları Almodovar’ın fetiş aktörü olacak. Konusunun büyük bir kısmı İstanbul’da geçen 2. Bond filmi ‘Rusya’dan Sevgilerle / From Russia With Love’, Sean Connery’li kadrosuyla Ian Fleming’in kitaplarından uyarlanan en kaliteli Bond filmleri arasında sayılıyor. Bu bölümün diğer filmleri ‘Tenten İstanbul’da / Tintin et le Mystere de la Toison D’or’, Joel Schumacher’in ‘Gençlik Ateşi / St. Elmo’s Fire’ı, Vietnamlı Tsai Ming-liang’ın ‘Yaşasın Aşk / Ai Quing Wan Sui’si.                             

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün