Sadberk Hanım Müzesi´nde devam eden ´İftihar ve Yâdigâr: Oğuz Aydemir Hatıra Mendilleri Koleksiyonu´ sergisi, gündelik hayatın en mütevazı nesnelerinden biri olan mendili, kişisel hafıza ile toplumsal tarihin kesişim noktasına taşıyor. Bu sergide yalnızca mendiller var ve her biri bir hikâye anlatıyor.
İstanbul’un köklü kültür duraklarından Sadberk Hanım Müzesi’nde yer alan ‘İftihar ve Yâdigâr’ sergisi, zarif ve etkileyici bir tarih anlatısı sunuyor. Osmanlı toplumunun gündelik yaşamına, değer dünyasına ve hafıza kurma biçimlerine odaklanan sergi, adından da anlaşılacağı üzere ‘övünç’ ve ‘hatıra’ kavramlarını irdeliyor. Tarihin bir dönemine tanıklık etmiş, elden ele dolaştıktan sonra 2018’de, H. Oğuz Aydemir tarafından müzeye bağışlanan ve yolları bu sergide kesişen mendiller üzerinden, geçtiğimiz iki asırda yaşamış insanların hikâyelerinin izini sürebiliyoruz. Dr. Ozan Torun’un küratörlüğünde hazırlanan sergi için koleksiyondan seçilen 82 mendil, ziyaretçileri 19. yüzyılın ortasından 20. yüzyılın ortasına uzanan renkli bir dünyaya götürüyor.
Mendilin hafızası: Bir kumaş parçasından taşan tarih
Hatıra nesneleri, geçmişte olan biteni hafızada tutabilmek için kullanılan araçlardan biri. Kimi zaman bir tablo, kimi zaman bir fotoğraf, kimi zaman bir kartpostal insanı mâziye götürebilir; tıpkı bu sergide yer alan hatıra mendilleri gibi. Kâğıda basılmış bir belgeden veya kaleme alınmış bir mektuptan daha dayanıklı ve uzun ömürlü olan mendillerin hatıra, propaganda ve iletişim amacıyla kullanılması pek çok ülkede karşılaştığımız bir gelenek. Sergide yer alan mendiller, Kırım Savaşı’ndan II.Dünya Savaşı’na uzanan çalkantılı dönemin önemli olaylarını, kahramanlarını ve bu olaylara sahne olan mekânları konu ediyor. Tematik bir kurguya sahip olan seçkiden, aynı zamanda söz konusu dönemin siyasi, iktisadi ve toplumsal kırılmalarını kronolojik bir akış içinde takip etmek de mümkün.

Hatıra nesnelerinin izini sürdüğü olaylar
Hatıra mendilleri, özellikle Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan süreçte, duyguların ve olayların taşınabilir bir arşivi gibi... Üzerlerinde işlenen tarihî olaylar, asker uğurlamaları, aşk ifadeleri, ayrılıklar, millî duygular ya da yas temaları; mendili yalnızca bir temizlik nesnesi olmaktan çıkarıp bir anlatı yüzeyine dönüştürmüş. Örneğin, asker temalı mendillerde, cepheye giden bir gencin ardında bıraktığı duyguların izini sürmek mümkün. Aşk temalı olanlarda ise çoğu zaman söze dökülemeyen hislerin kumaşa işlendiği görülür. Bazı örneklerde ‘yâdigâr’ kelimesi neredeyse bir mühür gibi işlenmiştir; bu da mendilin bir hatırlama nesnesi olarak bilinçli biçimde üretildiğini gösterir. Sergide yer alan bazı örneklerde ince ipek dokuma üzerine işlenmiş zarif motifler dikkat çekerken, bazılarında daha kaba ama doğrudan bir ifade dili hâkim. Bu çeşitlilik, koleksiyonun yalnızca estetik değil, sosyolojik bir panorama sunduğunu da gösteriyor.

‘İftihar ve Yâdigâr’, tüm bu katmanlarıyla birlikte, yalnızca geçmişi anlatan bir sergi değil; aynı zamanda hafızanın nasıl kurulduğunu, neyin hatırlanmaya değer bulunduğunu ve bu seçimin nasıl bir estetik dil üzerinden yapıldığını da sorgulatıyor. Belki de serginin en güçlü yanı tam olarak da bu. Sadberk Hanım Müzesi’nin dingin atmosferinde karşılaşılan sergilenen hatıra mendilleri, büyük anlatılar yerine küçük yüzeylerde saklı büyük duyguların peşine düşüyor.
Malzemenin ve renklerin dili
Malzeme ve işçilik açısından bakıldığında koleksiyon oldukça zengin bir çeşitlilik sunuyor. İnce ipek kumaş üzerine zarif nakışlarla işlenmiş mendiller, daha kentli ve rafine bir estetik anlayışa işaret ederken; pamuklu ve daha sade örnekler, gündelik hayatın daha geniş kesimlerine ait bir ifade dili taşıyor. Renk kullanımındaki çeşitlilik de dikkat çekici; pastel tonlardan canlı kırmızılara kadar uzanan bu palet, mendilin sadece bir hatıra değil, aynı zamanda görsel bir anlatı nesnesi olduğunu hatırlatıyor.

Serginin düşündürdükleri
Serginin bir başka dikkat çekici yönü ise, ‘küçük’ olanın değerine yaptığı vurgu. Günümüzde hızla dijitalleşen bir dünyada, bu mendiller somut bir hatırlama pratiğini temsil ediyor. Dokunulabilir, saklanabilir ve aktarılabilir bir hafıza biçimi… Bir başka açıdan bakıldığında ise, mendil aynı zamanda genel ile özel olan arasındaki sınırı da belirsizleştiriyor. Üzerine işlenen bir söz, bir isim ya da bir tarih; hem kişisel bir hatırayı taşır hem de onu başkalarının gözüne açar. Hem son derece mahrem hem de sergilenebilir.

Sergiden çıkarken insanın aklında şu soru geliyor: Bugün biz, hangi nesnelere bu kadar anlam yüklüyoruz? Dijital mesajlar, fotoğraflar ve geçici paylaşımlar, bu mendillerin taşıdığı kalıcılığa sahip mi? ‘İftihar ve Yâdigâr’, bu soruları doğrudan sormasa da, izleyiciyi bu yönde düşünmeye davet ediyor.
Sergi 30 Haziran’a kadar izlenebilir.