Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın önde gelen yaratıcılarından, öykü ve oyun yazarı, öğretim üyesi, gazeteci Haldun Taner (1915-1986) çoğu çağdaş tiyatromuzun klasikleri arasına girmiş 14 oyunuyla sahnelerimize farklı bir soluk getirmiş, Türk epik tiyatrosunun öncülüğünü yapmış, Türkiye’nin ilk kabare tiyatrosunu kurmuştur.
Oyun içinde oyun anlayışıyla yazmış olduğu ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ (1969),
19. yüzyıl sonlarında Türk tiyatrosunun geçirdiği büyük dönüşüm aracılığıyla Tanzimat Döneminde batılılaşmaya başlayan Osmanlı toplumunda değiştirilmesi beklenen geleneksel değerlerle, yeni Avrupai değerler arasındaki karşıtlığı ele alır. Tiyatromuzun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan oluşum sürecinde Ermeni tiyatrocuların önemli mirasından söz eden oyun, Haldun Taner’in diğer başyapıtlarından ve tiyatromuzun öncül çağdaş klasiklerinden ayıran en önemli özelliği, müthiş eğlenceli kurmaca olarak gelişirken, geleneksel seyirlikten modern tiyatroya geçiş serüvenini belgesel titizliğiyle ele alıp tiyatromuzun oluşum yıllarına ışık tutmasıdır. Bu bağlamda sadece meraklı izleyicilerin değil, eğitimini aldığı veya sadece sevdiği için tiyatroyu derinlemesine bilmek isteyen herkesin seyretmesi şart bir oyundur.
İlk sahnelendiği 1969’un ardından ödenekli tiyatrolarımızda defalarca oynanarak ödüller alan ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ bir süredir karşımıza çıkmıyordu. Yıllar sonra ilk kez, üstelik bir bağımsız topluluk tarafından, DasDas Sahne yapımı olarak, Birol Tezcan’ın Dramaturgisiyle Kadir Çevik’in Yönetmenliğinde yeniden sahnelenmeye başlıyor. Dekor tasarımını Kadir Çevik’le birlikte yapan Ersin Yaşar Işık Tasarımını da üstlenmiş, Kostüm Tasarımını Yelda İşlekel yapmış. Özgün teatral yoruma sadık kalınan sahnelemede yer alan az sayıda danslı ve şarkılı bölümün koreografisi Pınar Ataer’in besteler Melih Kibar’ın.
Metin kurmaca da olsa, dönemin gerçekten yaşamış kişilerini karşımıza çıkardığından kısa bir ansiklopedik bilgi vermeyi gerekli buluyorum:
Osmanlı İmparatorluğuna ilk kez Tanzimat’la birlikte giren çağcıl anlamda tiyatronun kurulmasında ve gelişm’esinde Rum, Yahudi ve Ermeni sanatçıların büyük katkısı olmuştur. Özellikle 1844’te kurulan Naum Tiyatrosunda profesyonel tiyatro yapmaya başlayan Ermeniler, bu gelişimde öncül rol oynamışlardır. Darülbedayi 1914’te, Türk Tiyatrosunu oluşturmak ve Gayrimüslim hegemonyasından çıkarmak amacıyla kurulduğunda bile, Müslüman kadınlar sahneye çıkamadığından, açılış kadrosunda Eliza Binemeciyan’la Kınar Hanım’ın da aralarında olduğu sekiz Ermeni kadın oyuncu yer almıştır
Osmanlı Ermenisi, oyuncu, yönetmen Tomas Fasulyeciyan (1843-1903) 1863’de Güllü Agop'un teşvikiyle geçtiği Gedikpaşa Tiyatrosu yıktırıldığında Bursa’ya giderek 1885’e kadar, kendi adıyla anılan tiyatro kumpanyasını vali Ahmet Vefik Paşa himayesinde sürdürmüştür.
Osmanlı devlet adamı, çevirmen, oyun yazarı Ahmet Vefik Paşa (1823-1891) 16 dil bilen bir edebiyatçı, ilk Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Başkanlık yapmış, Sultan II.Abdülhamit döneminde her asılsız jurnalin ardından görevi değiştirilerek ikişer kez Maarif Nazırı ve Sadrazam olmuş bir diplomattır. Molière’i Türk edebiyatına kazandıran isim olarak tarihe geçen Ahmet Vefik Paşa Bursa valisiyken Anadolu’nun ilk tiyatro binasını yaptırmış, İstanbul’un pek çok tiyatrocusunu himayesine alarak Bursa’ya getirtmiş, çevirdiği ve uyarladığı 17 Molière oyununun sahneye konulmasını sağlamış, dekorundan provalarına oyunların her yönüyle ilgilenmiştir.
Aynı dönemde geleneksel seyirliğimizin çok önemli sanatçısı, Kavuklu Hamdi’nin karşısında pişekâra çıkmış Küçük İsmail Efendi (1854-1928) de Bursa’da Paşa’nın himayesinde tiyatro çalışmalarına katılmıştır. İki sanatçı gerçek yaşamda aynı sahnede hiç oynamamış olsalar da Taner dahiyane bir teatral çözümle, tuluâtçı ortaoyuncu Küçük İsmail’i, Fasulyaciyan’ın bilinçsiz Batı hayranlığını simgeleyen bakışının antitezi olarak oyunundaki topluluğa dâhil etmiştir.
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, II. Abdülhamit yıktırdığında dağılan Gedikpaşa Tiyatrosu ekibinden Tomas Fasulyeciyan’ın, Güllü Agop’la da bozuştuktan sonra Vali Ahmet Vefik Paşa'nın (Burak Tamdoğan) yanına sığındığı Bursa’da başlar.
Fasulyeciyan (Mert Fırat), Hıranuş (Özge Fışkın), Holas (Taner Rumeli), Satenik (Ayşegül Aydın), Ahmet Fehim (Aydın Şentürk), Virjinya Zagakyan (Didem Balçın), Küçük İsmail (Özgün Aydın) ve Suflör Kazım’dan (Birol Tezcan) oluşan kumpanya Molière'in ‘George Dandin’ oyununu prova etmektedir. Parasının gücüyle soylu bir kadınla evlenmiş köylü Dandin’in karısı tarafından aldatılarak rezil edilişi, durumu fark ettiğindeyse karısının kurnazlıklarıyla suçlu duruma düşürülüşü üzerinden, statü farklılıklarıyla sonuçlarını hınzırca eleştiren Molière'in güldürüsünü melodram olarak algılayan Fasulyeciyan, oyuna Batılı üslupta, o dönem izleyicisinin normal karşıladığı, günümüz seyircisine ise müthiş abartılı gelecek dramatik bir yorum getirmekte, İsmail’le Halas’ın çıkışlarını ve eleştirilerini hiç kaale almamaktadır.
Fransa’daki öğrenim yıllarında Batı kültürünü çok yönlü algılamış, büyük ilgi duyduğu Batı tiyatrosunu yakından takip etmiş olan Paşa provaya katıldığında oyunun kesinlikle komedi olduğunu, hatta kendi uyarladığı şekilde bize mal edilerek sahnelenmesi gerektiğini belirtir.
Virjinya ile İsmail’in orta oyunu ve tuluât esintileri taşıyan müthiş keyifli düetinin ardından
oyun, dönemin ruhuna uygun olarak azınlıklara, Fenerli Rumların ortamına uyarlayan Paşa’nın ‘Yorgaki Danadini’sine dönüşür. Peruğunu fesle, kostümünü Osmanlı redingotuyla değiştiren Fasulyeciyan’sa karşımıza öncekinin taban tabana zıddı bir yorum ve bambaşka bir beden diliyle çıkar.
Bu çok keyifli sahnelemeden yıllar sonra 1891 başlarında Bursa Valiliğinden alınan Paşa köşkünde inzivaya çekilmiş, kumpanya dağılmış, Fasulyeciyan başka bir tiyatro kurmuştur. Handehanei Osmani Tuluat Kumpanyasının başına geçen Küçük İsmail’in oyunu Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adıyla tuluât yorumuyla sahneleyeceğini öğrenen Paşa oyunu izlemek ister. Paşanın geleceğini öğrenen Fasulyeciyan da Küçük İsmail’den izin alarak çabucak hazırlandığı Himmet Ağa rolünü oynar.
Oyunu çok beğenen Paşa altı ay sonra vefat eder…

Metni ustalıkla sahneye koyan Kadir Çevik orta oyununun mekânını simgeleyen boş meydan sahnesinde oynatarak, geçmişin değerlerini özümsemeden geleceğin tiyatrosunu var etmenin mümkün olmadığını her zaman hissettiren Taner’e saygı duruşunda bulunuyor. Müzikal versiyon için sözlerini Savaş Dinçel'in yazdığı Melih Kibar’ın bestelediği "Bir sanatkar asla ayı değildir" şarkısını metne ustalıkla oturtarak hem aramızdan çok erken ayrılan iki sanatçının ruhunu şad ediyor, hem de günümüzün zor şartlarında ısrarla tiyatro yapmaya çalışan gençlerimizi cesaretlendiriyor. Özgün Aydın’ın çok başarılı Küçük İsmail’inin sürekli seyircilere bakması, Celal Sururi’nin oyun boyunca seyirciyle hiç koparmadan sürdürdüğü göz temasının başarılı yansıması olarak Muammer Karaca’nın ya da Sururilerin güldürü anlayışına selam çakıyor. Ermeni şivesinin çok doğru kullanıldığı, net iki buçuk saat süren oyun boyunca hiç aksamadığı ekip oyunculuğu kusursuz. Mert Fırat, rolü imzası hâline getirmiş olan Münir Özkul’dan bu yana izlediğim en başarılı, en inandırıcı Fasulyeciyan. Hatta gençliğimde tanıdığım Berçleri, Vartkesleri, Krikorları aratmayan takır takır aksanıyla, şiveyi bir türlü tutturamayan rahmetli Özkul’dan bir adım ileride.
Bittiğinde, her bir oyucuyu tek tek tebrik etmeden önce, tiyatromuzun geçmişini ve tüm gelişimini çok iyi bilen Taner’in bu çok önemli oyununu hakkını vererek tekrar su yüzüne çıkartan DasDas’a, kurucu ortakları Didem Balçın ve Mert Fırat aracılığıyla teşekkür ettim. Bu sezon sadece 10 kez oynanacak yapımı kaçırmayın derim. Şimdilik 9 ve 10 Nisan DasDas Sahne’de.
Bu yazıyı modern tiyatromuzun oluşumuna büyük katkısı olan Mınakyan Efendi’leree, Vahram Papazyan’lara, Kınar Hanım’lara, Eliza Binemeciyan’lara, Adile Naşit’in anneannesi Kantocu Küçük Virjin’lere ve adı artık unutulmuş tüm sanatçılara ve tabii ki Tomas Fasulyeciyan’a, anılarda kalmış bir dönemin ağıtı final monoloğuyla veda ederek bitirmek isterim:
“Artık ne o Sevroş suflör var, ne uyanık Ahmet Fehim ne hazır cevap Küçük İsmayıl. Hepsine tanrı rahmet eylesin. Dalgacı Holaz, Şık ve zarif Hıranuş, Virjinya Zagakyan, Satenik ve ben kulunuz Tomas Fasulyeciyan da dünya değiştirdik. Bizim de toprağımız bol olsun...Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede hoş bir seda olarak kalır, bir zaman sonra da unutulur gider, olsa olsa eski program dergilerinde silik birer hayal olarak kalırız... “Göroorum hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanoorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelere takılıp kalmıştır; benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir; Hıranuş’lan Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler... Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar sahne üzerinde...Gün ağarır, temizleyiciler gelir replikler yerlerine kaçışır... Perde...”