En tehlikeli karşılaşma

Aylin GERON Yaşam
1 Nisan 2026 Çarşamba

Odadan içeri girdiğinde şüpheli bakışları ile kadını ve etrafı süzdü. Koltuğun köşesine oturdu; hatta o köşeye kendini sıkıştırdı. Heyecanlıydı ama yine de umutlu değildi. Tedasüf bu ya arkadaşı da bu kadından destek almıştı zamanında ve işe yaramıştı… Ne demekse işe yaraması?!...

Hele onun durumunda!

22 yaşına gelmişti. Bütün tanıdıkları okuyorlardı. Burada ya da Avrupa’da… Hepsinin bir düzeni kurulmuştu çoktan.

Kendi hayatını karmaşıklaştırmakta üstüne yoktu! Aslında onun da kayıtlı olduğu bir bölüm vardı. O sınava girseydi halen de olacaktı…

Ama o ne yaptı?

Uyuya kaldı!

İnsan böylesine önemli bir sınavı olduğu sabah nasıl uyuyakalır? Kaldı işte!...

Sonrası tam kaos.

Her gün yatakta… Bed-rotting (Yatakta çürüme – eylemsizlik).

Kalksa ne olacak zaten?

Spora gitse mesela? Bir heves yazılıyordu farklı spor hocalarıyla hareket etmek için, parası bile ödeniyordu ama sonra aynı kozaya dönüş… Aman canım gitse ne olur gitmese ne olur? Üşeniyordu zaten. Bed-rotting devam!

Ehliyet almak istiyordu mesela… Ama kursa gitmek ya da telefonla bile bilgi almak gerektiği için sürekli erteliyordu. İki yıldır…

Para kazanmak istiyordu; ama iş konusunda çok seçiciydi – henüz doğru düzgün bir CV’si bile yoktu. İstediği kazanmak değil sanki sadece para idi çünkü onun getireceğini sandığı ‘özgürlükleri’ istiyordu….

Kendisinin güçlü yanlarını değil hep kusurlarını, eksikliklerini görüyor ve olumsuzda kalıyordu.  Eyleme geçmek için değil geçmemek için sebepler üretiyordu.

Geç kalmak? “Boş ver. Bir şey olmaz!”

Gitmemek? “Zaten çok da önemli değil.”

Denememek? “İstesem yaparım.”

Bu cümleler tembelliğin değil, kontrolün cümleleriydi.

Çünkü denemediği sürece, gerçek kapasitesi hakkında kimse kesin bir şey söyleyemezdi.

Kendisi bile.

Böylece en tehlikeli karşılaşmayı erteliyordu:

Kendiyle olanı…

***

En tehlikeli karşılaşma insanın kendisiyle olanı.

Ne yaratıcı yollar geliştiriyor insan kendisiyle buluşmamak için…

Kimisi rahat görünür. O vurdumduymaz, umursamaz maskenin altında, hiçbir gerçekle temas etmemenin konforu yatar (bkz. örnek).

Kimisi öbür uca savrulur ve çok çalışır. O kadar çok çalışır ki memnuniyetini, bedeninin ihtiyaçlarını, hatta çevresinin sinyallerini duyamaz hâle gelir. Performansın ve verimin illüzyonunda, gerçekle temastan kaçar.

Kimisi sürekli meşguldür. Kendiyle kalacak bir an bırakmaz. Sosyalleşme, spor, hobiler, ‘yetiştirilmesi gereken’ işler… Yoğunluk bir kaçış biçimine dönüşür ve gerçek benliğiyle teması giderek silikleşir.

Peki nedir bizi bu karşılaşmada korkutan?

Gerçek arzularımız.

Toplumun ‘normal’ dediğine karşı içimizde duran tutum.

Yeteneklerimiz.

Ve en çok da potansiyelimiz.

Bütün bunlar en saf hâlleriyle ürkütücüdür.

Çünkü peşinden gitmek, sadece kendimizi değil, kurduğumuz düzeni de sarsabilir.

Bizi ‘ehlîleştiren’ şey tam da bu ihtimaldir.

Gerçek benliğimiz bir miktar vahşidir.

Sınır tanımaz, pazarlık yapmaz, konforu önceliklendirmez.

Bu yüzden onunla teması düşük tutmak, ilk bakışta işe yarar bir strateji gibi görünür.

Hayatta kalmayı kolaylaştırır.

Düzeni korur hatta sorunsuz görünür.

Ama bir süre sonra ağırlık yapar. İçeride biriken şey, adını koyamadığın bir huzursuzluğa, anlamsızlığa, yaşamdan alınan lezzetin yavaş yavaş silinmesine dönüşür.

Çünkü kaçtığın şey hayat değil, kendi ihtimalindir.

***

Kendinle tanışmak, kim olduğun kadar kim olmadığının da kabulüyle başlar.

Ve bu karşılaşma çoğu zaman keyifli değildir.

Eleştirel iç sesin yükselir:

“Sen yapmadın.”

“Sen erteledin.”

“Sen bu konuda düşündüğün kadar iyi değilsin.”

Bu ses acımasızdır ama yalındır.

Artık dış koşullar, bahaneler, ‘zamanı değildi’ler yoktur.

Merkezde sadece sen ve seçimlerin vardır.

Ve belki de en zor olan şudur:

Bunu gördükten sonra hâlâ aynı kalabilmek.

Çünkü insan kendini bir kez gerçekten gördüğünde, artık bilmezden gelerek yaşayamaz.

***

Peki madem bu kadar korkutucu, madem insanoğlu temas etmemek için bunca strateji geliştiriyor yok mudur bunun güvenli yolları?

  • Journaling – Yaz

Her günün 5-10 dakikası günlük tutar gibi, içini dökmek üzere yazmak. Filtresiz, sonradan okumamak üzere yazmak. Düzgün cümle kurmana gerek yok. Zihnini, yüreğini, hislerini akıt yeter.

  • Mindfulness pratikleri – Nefes egzersizleri

Kendinle karşılaşmanın en pratik yolu anda kalmaya niyet etmekle başlar. Her sabah, akşam  (bunlar rutin kurman için kıymetli yoksa da ), her fırsat bulduğunda bir nefes pratiği seni merkezine bedenine geri getirecek. O anda ihtiyaçlarını duyman kolaylaşacak. Dene ve gör.

  • Evren hareketi alkışlar

Kendinden en kolay kaçış düşünce imparatorluğunda yaşamak… Orası engin ve girift ve çok sesli…

Carl Jung ne demiş:

Sen yapacağını söylediklerin değil; yaptıklarınsın! Niyet etmek yetmez eyleme geç. Ufacık bir adım yeter.

  • Eşlikçin olsun

Kendinle temasın güvenli bir ortamda desteklendiğin bir şekilde olması için bir terapist, koç ya da mentorla çalış. Tek başına kendine karşı çok acımasız olabilirsin; şefkatsiz kendi gerçeğinle temas edemezsin. Ya da kaçak oynarsın. O da bir işe yaramaz.

  • Zamanı sınırla

Gelecek zaman kipi bizi oyalamakta ustadır. Ne, nerede, ne zaman, kim, kiminle? Netlik regüle eder.

Farkındalık tek başına yeterli değildir.

Eyleme bağlandığında kişi dönüşür!

Eğer bu yazıyı okuduysanız genç, yetişkin, orta yaş, ileri yaş fark etmeden kendinizle tanışmaya, buluşmaya davet edildiniz.

Davete icabet ediniz!

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün