Araba yarışı dünyasına ismini yazdıran Dale Earnhardt´ın kariyeri sayısız ikonik maceraya ev sahipliği yaptı.
Bir kere bile golf izlememiş birini bulun; bulması çok zor olmamalı, ondan bir profesyonel golfçunun ismini söylemesini isteyin. Siz de ben de biliyoruz ki söyleyecekleri isim Tiger Woods. Yüzücü olarak Michael Phelps veya koşucu olarak da Usain Bolt’un da içinde olduğu bu özel gruptaki sporcular, aktif olarak sporlarını domine etmemelerine rağmen yaptıkları sporun yüzü olmaya devam ediyorlar. Bu tarz sporcular hem kariyerleri hem yetenekleri hem de sahip oldukları hikayelerle isimlerini spor tarihine yazmayı başardı. Artık en başarılı, en hızlı veya en güçlü olmayabilirler. Ancak çoğunluk için en unutulmazlar. Aynı bu şekilde, yaptığı sporla adı özleştirilen, asla unutulmayacak bir isim daha var: Dale Earnhardt.
Ralph Dale Earnhardt, 1951 yılında Amerika’da doğdu. Babası Ralph bir yarışçıydı, küçük Dale de babasının izinden gidecekti. Daha 12 yaşındayken babasının arabasını kaçırıp kimsenin haberi olmadan yarışlara gidiyordu. Hayali, babasına ne kadar iyi bir yarışçı olduğunu göstermekti. Bu hayali doğrultusunda 24 yaşında resmi olarak NASCAR (stok otomobil yarışı) ligine katıldı. Formula 1 gibi spor yarışlarının aksine NASCAR’da arabalar birbirlerine çarpıyor, birbirlerini itiyor ve sayısız kazalara yol açıyorlardı. Earnhardt gibi Kuzey Karolinalı bıyıklı bir şoför için aksi zaten düşünülemezdi. 1979’da yılın çaylağı ödülünü alması ile Earnhardt kendini yarış dünyasına tanıttı. İlerleyen yıllarda bir Winston Cup zaferi ve sayısız kaza ile Earnhardt ne kadar korkusuz bir yarışçı olduğunu kanıtladı. 1984 yılında Earnhardt’ın Richard Childress Racing takımının 3 numaralı Chevy’sini alması ile bir efsane doğdu. 3 Numaralı Earnhardt, ‘The Intimidator’ (Korkutan).

Korkutan Earnhardt
Dale ‘The Intimidator’ Earnhardt, 2000’li yıllara kadar bu sporu tamamen domine etti. NASCAR efsanesi Richard Petty’nin asla ulaşılamayacağı düşünülen yedi şampiyonluk rekorunu egale etti ve sporun yeni yüzü oldu. Yarışlarda artan kazaların ardından arabalarını maksimum hızını kısıtlayan kural değişiklerine sporun doğasını bozduğu iddiasıyla karşı çıkan Earnhardt, yeni kurallarla da aynı eskileri gibi şampiyonluklara imza attı. Earnhardt tam anlamıyla bir ‘winner’dı. Taraftarlar onu kabiliyeti için alkışlasa da, agresif taktiklerinden dolayı yuhalasalar da, eski kurallarla da, yeni kurallarla da, hatta aracı 1987’de çimlere itilmiş olsa da; Dale Earnhardt her zaman kazandı. Ama bu ikonun bile bir Aşil topuğu vardı: Daytona 500.
Daytona 500, NASCAR’ın en prestijli yarışıdır. Çoğu sporda ‘en prestijli’ etkinlik sezonun sonunda gerçekleşir, herhangi bir branşın finali veya Tour de France’ın ikonik sonu gibi. Daytona 500 ise sezonun ilk yarışıdır. Bütün kış arası yarışçılar yeni sezona değil, Daytona 500’e hazırlanır. 500 milden (804 km) oluşan bu yarış yaklaşık dört saat sürer ve yarış boyunca araçlar hiç durmadan saatte ortalama 240 kilometre ile giderler. Bu sporun en ikonik yarışı doğal olarak sporun en ikonik yarışçısı tarafından kazanılacaktı. Ama bu ikonik sürücünün bir de o kadar ikonik bir laneti vardı. 1984 yılında bütün yarışı dört saat boyunca önde götürüp son turda yerini kaybedip ikinci bitirdi. Earnhardt yine 1990 ve 1991 yarışlarında bütün yarışı önde götürüp bir yarışta lastiğinin patlaması, diğer yarışta ise aracına bir martının çarpması ile yarışı beşinci bitirdi. 1993, 1995 ve 1996 yarışlarını, onlarca araç arasından ikinci bitirdi. Artık bu lanet canını sıkmaya başlamıştı.
1997 yılında ise NASCAR tarihinin belki de en ikonik anı yaşandı. En ikonik yarış, en ikonik yarışçı ve en ikonik an! “Earnhardt sonunda kupayı kazandı” cümlesini okumayı bekliyorsunuz ama hayır, Earnhardt yaşadığı bir itişme sonrası bariyerlere girdi ve aracı saatte yaklaşık 300 kilometre hızda giderken uçmaya başladı. Aracı süzülürken ters takla attı ve Earnhardt bir mucize eseri araçtan çıkarılıp ambulansa alındı. Mekanik ekibi aracı çevirdikten sonra aracın hala kullanılabilir olduğu ortaya çıktı. Bu haber üzerine Earnhardt, ona yardım eden doktorları iterek ambulanstan sıçradı, 3 numaralı Chevy’sine bindi ve yarışı bitirdi. Daytona 500’u kazanmamıştı ama artık ne kendisine ne taraftarlara, ne de babasına kanıtlayacak bir şeyi kalmamıştı. Adeta bunun rahatlığı ve güveniyle Earnhardt 1998’de bir kez daha yeni sezona Daytona 500 ile başladı. Yarışın büyük çoğunluğu geriden geldi ve son 17 tur kala liderliği eline aldı. Son iki turda artık kafasına meteor bile düşse şaşırılmayacak olan Earnhardt bir şekilde büyüyü bozdu ve bitiş çizgisini liderlik koltuğunda geçti. Sonunda hak ettiği o büyük galibiyeti elde etmişti. Peri masalının sonu gelmişti denilebilirdi ama Earnhardt’ın hala bir hayali daha vardı.

Aile yarışı
Yazının başında dediğim gibi Earnhardt’ın en büyük hayali kendisini babasına kanıtlamaktı ve bu hayalini kariyerinin sonlarına doğru sonunda gerçekleştirdi. Ama ne yazık ki babası o günleri görememişti. Hatta Ralph Earnhardt, oğlunun tek bir yarışını bile görmemişti. Henüz oğlu 22 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Belki de bu yüzden Dale Earnhardt’ın en büyük hayali kendine bir aile kurup o aile ile yarışmaktı. 2001 yılında bu hayal gerçekleşti. Earnhardt, oğlu Dale Earnhardt Jr. ve ailesi gibi gördüğü takım arkadaşı Michael Waltrip ile sezona bir kez daha en ikonik yarış Daytona 500’de başlayacaktı. Bütün yarışı bu üçlü lider olarak götürdü ama yarışın sonları geldiğinde Dale Earnhardt Sr. yavaşça hızını kaybediyordu ve arkasındaki araçlar arayı kapatmaya başlamıştı. Artık son tur geldiği zaman herkes Earnhardt’ın ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Aracını kazanmak için değil, arkasındaki arabaları bloklamak için yarışıyordu. Eğer başarılı bloklayabilirse, takım arkadaşı ve oğlu yarışı birlikte kazanabileceklerdi. Bu Earnhardt’ın son hayaliydi. ‘The Intimidator’, bütün hayalleri gibi bu hayalini de gerçekleştirdi, yarışın bitimine saniyeler kala arkasındaki araçlara çarpan Earnhardt, takımını başarıyla korudu ve kameralar Waltrip ile Earnhardt Jr’ın bitiş çizgisini geçişini gösterdi. Ama kutlamalar daha başlayamadan bitmişti. Kazanın ardından Dale Earnhardt’ın aracı hareket etmiyor ve kendisi de araçtan çıkmıyordu. Earnhardt, son hayalini gerçekleştirmek için Daytona’da canını vermişti.
Geçtiğimiz ay Dale Earnhardt’ın hayatını kaybetmesinin 25. yıldönümüydü. Yarışın üçüncü turu geldiği zaman bütün taraftarlar havaya üç parmaklarını kaldırdılar. Bu gelenek son 25 yıldır her yarışın üçüncü turunda Dale Earnhardt’ın ikonik 3 numaraları aracı için yapılıyor. NASCAR artık eskisi kadar tehlikeli değil. Özellikle Earnhardt’ın kazasının ardından gelen yeni kurallardan dolayı yarışlar eskisi kadar hızlı da eğlenceli de değil. Her sene bir öncekinden daha az izleyici sayılarına ulaşan bu spor belki de asla başka bir Earnhardt göremeyecek.