Önyargı mı, mikroagresyon mu? Küçük sözlerin büyük etkisi

Günlük hayatta fark etmeden kurduğumuz cümleler, düşündüğümüzden daha derin izler bırakabiliyor. ´Şaka´ ya da ´iltifat´ gibi görünen ifadelerin nasıl görünmez yaralara dönüşebildiğini, mikroagresyonların özellikle çocuklar üzerindeki etkisini ve bu durumla nasıl baş edilebileceğini eğitim ve öğrenci koçluğu alanında çalışan Dr. Elgiz Henden ile konuştuk.

Etel KAZADO TEMURCAN Çocuk-Aile
25 Mart 2026 Çarşamba

Mikroagresyon nedir? Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız davranışlar bu kategoriye nasıl giriyor?

 Mikroagresyonu anlamanın en iyi yolu, onu ‘küçük ama biriken yaralar’ olarak düşünmektir. Mikroagresyonlar, çoğu zaman iyi niyetle ya da farkında olmadan yapılan; ancak hedef aldığı kişiye ‘sen buraya ait değilsin’ mesajı veren sözlü, davranışsal ya da çevresel iletilerdir.

Bu davranışlar, öğrenilmiş kalıplardan gelir ve ‘şaka’, ‘iltifat’ ya da ‘normal sohbet’ gibi görünürler ama aslında toplumsal önyargıların görünmez uzantılarıdır.

Örneğin “Çok düzgün Türkçe konuşuyorsun” demek, bir iltifat gibi görünebilir ama farklı etnik kökenden gelen birine söylendiğinde aslında içinde gizli bir mesaj içerir: “Bu kadar iyi Türkçe konuşmanı beklemiyordum.” Bu, kişinin bireysel başarısını bir kenara bırakıp ait olduğu grupla ilgili düşük beklentinizi ortaya koyar.

Çok sık duyduğumuz başka bir örnek “Kızlar matematikte zaten biraz zayıftır” ifadesi doğrudan bir mikro aşağılamadır. Bunun içinde gizli olan mesaj kızların/kadınların bireysel yetkinliğine gölge düşürmek ve kişinin kendisinden şüphe etmesine neden olmaktır.

Yine aile içinde ya da bir iş toplantısında bir karar alınırken hep tek kişiye söz verilmesi ya da konuşan kişinin sözünün kesilmesi de mikroagresyondur. Bu “Söyleyeceğin şeyin önemi yok” mesajını taşır.

Mikroagresyonlar çocukların dünyasında nasıl karşılık buluyor?

Mikroagresyonlar yetişkin dünyasında ‘küçük’ gibi görünür ama çocukların dünyasında bu küçük şeyler, kimliklerinin yapı taşına yazılır. Çünkü çocuk, dünyayı henüz yorumlayamaz.

Bir çocuk mikroagresyona maruz kaldığında bunu analiz edip ‘bu bir önyargıydı’ demez. Onun yerine ‘ben yeterli değilim’, ‘ben farklıyım ve bu kötü bir şey’, ‘ben burada tam kabul edilmiyorum’, ‘benim neyim var’ der.

Sınıf ortamında çoğu zaman şaka olarak başlayan bu davranışlar zamanla sistematik dışlanmaya da dönüşebilir. Diğer bir deyişle mikroagresyonlar, zorbalığın erken habercisidir.

Bu durumla karşılaştığını düşünen bir çocuk nasıl karşılık vermeli? Aile olarak bunu nasıl çocuğa anlatabiliriz?

Öncelikle mikroagresyonun ‘birini küçük düşüren küçük sözler veya davranışlar’ olduğunu açıkça anlatmak ve sonra baş etme becerisi geliştirmek gerek. Çocuklara bunları öğretirken farklı yöntemler kullanabilirsiniz. Örneğin rol oynama tekniğini kullanarak aile içinde biri mikroagresyon yapan kişi rolünü oynayabilir ve çocuğun tepkilerine bakabilirsiniz. Sonra tam tersini yapıp çocuğa “Sanırım seni yanlış anladım, nasıl hissettin?” diye sorabilirsiniz. Bu hem empati becerisini hem de mikroagresyonu tanımlama ve hissetme becerisini geliştirir. Cevap vermek ve mikroagresyonu durdurmak için yaşlara göre farklı ifadeler kullanabiliriz.

6 yaşa kadar: “Bu cümle beni üzdü”, “Bunu söylemeni istemiyorum.”

6-12 yaş: “Bu şaka değil, beni rahatsız ediyor.”

13-18 yaş: “Bu söylediğin önyargılı, kabul etmiyorum.”

Bu gibi kalıplaşmış ifadeleri öğretmek gençlerin mikroagresyonla mücadele edebilmesine ve konunun onlarla ilgili değil karşıdaki kişiyle ilgili olduğunu anlamalarını sağlar.

Okul ortamında çocuklar birbirlerine en çok hangi tür mikroagresyonları yapıyor? Mikroagresyon ile açık zorbalık arasında nasıl bir fark var?

Okul ortamında, mikroagresyonlar sık görülür ve çoğu zaman şaka, takılma ya da arkadaşça konuşma olarak normalleştirilir. Okullarda daha çok mikro aşağılama sonra mikro değersizleştirme görülür.

Şaka içine saklanmış mikro aşağılama, “Sen zaten anlamazsın”, “Bu soru sana zor gelir” gibi ifadeler genellikle gülüşmelerle geçiştirilir ama çocuğa verdiği mesaj ‘sen yeterli değilsin’dir.

Dış görünüş üzerinden yapılan mikro aşağılamalar; “Ne kadar zayıfsın / kilolusun”, “Saçın çok garip” gibi ifadeler çocukta beden algısı ve özsaygı üzerinde kalıcı izler bırakabilir.

Akademik etiketleme ile mikro değersizleştirme; “Sen sayısalcısın, zaten, sözel yapamazsın” gibi etiketler çocuğu tek bir kimliğe sıkıştırır ve gelişim alanlarını sınırlar.

Sosyo ekonomik imalar ve mikro aşağılamalar, “Hâlâ bu eski telefonu mu kullanıyorsun?”, “Çakma marka giyiyorsun” gibi ifadeler çocuğa sosyal hiyerarşide yerini hatırlatan güçlü mikroagresyonlardır.

Kültürel /etnik kökene yönelik imalar, “Sen buralı gibi değilsin”, “Aksanın çok komik” gibi ifadeler doğrudan aidiyet duygusunu hedef alır.

Zorbalıkta ise açıkça güç kullanımı vardır. Saldırgan davranışları ifade eder. Zorbalık, kasıtlı, tekrarlı ve çoğu zaman görünürdür. Alay etmek, küçük düşürmek, dışlamak veya fiziksel saldırı gibi davranışlarla ortaya çıkar. Bu nedenle müdahale edilmesi görece daha kolaydır. Çünkü sorun ortadadır.

Zorbalık gürültülü çıkarır ama mikroagresyon sessizdir. Okulda mikroagresyonları ciddiye almak, zorbalığı önlemenin en erken ve en etkili yoludur.

Sosyal medyanın çocukların mikroagresyon üretmesi veya maruz kalması üzerindeki etkisi nedir?

Sosyal medya, mikroagresyonların doğasını kökten değiştirdi. Eskiden mikroagresyon daha çok yüz yüze, sınıf içinde ya da aile ortamında, toplumsal hayat içinde gerçekleşirdi. Bugün ise çocukların cebinde taşıdığı bir ekosisteme dönüştü.

Çocukların sosyal medyada gördüğü duyduğu yazdığı alaycı yorumlar, dışlayıcı ifadeler bir süre sonra ‘herkes böyle konuşuyor, bunda ne var ki’ye dönüşerek normalleşiyor.

İnsanlar ya da çocuklar yüz yüzeyken söylemeyecekleri birçok şeyi, ekran arkasına saklanarak çok rahatlıkla söyleyebiliyor. Yorumlar daha sert, empati daha az ve sorumluluk hissi daha düşük oluyor.

Bir başka önemli nokta ise sosyal medyada mikraagresyonun hızının çok yüksek olması. Okulda ya da yüz yüzeyken maruz kalınan mikroagresyonlar arasında zaman mesafesi varken sosyal medyada maalesef bu mesafe yok; yüzlerce mikraoagresyona aynı anda maruz kalınıyor ve etkisi çok güçlü ve derin oluyor.

Aile içinde karı-koca ya da geniş aile farkında olmadan yapılan mikroagresyonlara örnek verebilir misiniz?

Aile içi mikroagresyonlar en kritik ama en görünmez olandır. Çünkü burada ilişki güçlüdür, sevgi vardır ve tam da bu yüzden söylenen sözler daha derine işler. Eşler arasında sık görülenlerden biri rollerin küçümsenmesidir. Örneğin “Sen zaten evdesin, ne kadar yorulmuş olabilirsin ki?”, “Ben çalışıyorum, asıl yük bende” gibi ifadelerin verdiği mesaj ‘senin emeğin daha az değerli’dir. Bu ifadeler ilişkide görünmez bir hiyerarşi yaratır. Eşlerin birbirleriyle konuşurken “Sen zaten teknoloji özürlüsüsün” ya da “Bizimki de pek anlamaz bu işlerden” gibi ifadeler şakanın içinde gizlenmiş, söylenen kişide yetersizlik duygusunu güçlendiren mikroagresyon içeren ifadelerdir.

Geniş ailelerde sıklıkla karşılaşılan mikroagresyon ise çoğu zaman çocukların yetiştirilmesi üzerinedir. “Biz seni böyle büyütmedik” ya da “Bu çocuk çok şımarık olmuş” gibi cümleler ‘sen iyi bir ebeveyn değilsin’ alt mesajını verir, ebeveynin otoritesini zedeler ve mikroagresyon içerir.

Eğer istemeden mikroagresyon yaptığımı fark edersem ne yapmalıyım?

Aslında bu sorunun kendisi çok kıymetli çünkü mikroagresyonların en zor kısmı fark edilememeleri, en güçlü tarafı ise fark edildiği anda dönüşebilir olmalarıdır. Mesele hata yapmamak değil, hatayı fark ettiğinde nasıl davranabileceğini bilmektir.

Fark ettiğinizdeki ilk adım savunmaya geçmek yerine sorumluluk almak olmalıdır. İlk refleksimiz genellikle “Ben öyle demek istemedim”, “Yanlış anladın” olur. Mikroagresyon yaptığınızı fark ettiğiniz anda “Söylediğim şey sende nasıl bir etki yarattı?” diye sorabilirsiniz ki bu soru, ilişkiyi onaran en güçlü başlangıçtır.

İkinci adım ‘kabul etmek’ olmalı. “Sanırım söylediğim şey incitici oldu” ya da “Bunu şimdi fark ediyorum” demek onarıcı iletişimde bir başka adımdır.

Üçüncü adım iletişimi yeniden kurmaktır. Onarım, sadece özür dilemek değildir. Karşındaki kişinin deneyimini duymak ve anlamaktır. Onarıcı iletişim için “Seni incittiysem özür dilerim, bunu düzeltmek isterim” ya da “Bundan sonra daha dikkatli olmak için neler yapabilirim?” diye sorabilirsiniz.

 

Dr. Elgiz Henden, MCC

Dr. Elgiz Henden, eğitim ve öğrenci koçluğu alanında uluslararası düzeyde çalışan bir uzman, yazar ve akredite koçtur. İstanbul Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisansını, Okan Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır.

10 bin saatin üzerinde koçluk deneyimine sahip olan Henden, ICF onaylı MCC ve Mentor Koç unvanlarına sahiptir. 2009’da İz Koçluk’u kurmuş, gençlerin akademik ve kariyer gelişimi, performans artırımı ve DEHB alanında çalışmalar yürütmektedir.

‘Başarabilirim Çünkü…’ kitabının yazarı Henden, çalışmalarında pozitif psikoloji ve bilişsel davranışçı koçluk yaklaşımlarını kullanmaktadır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün