Venedik´in ünlü San Marko Meydanının coşkulu müzikseverle tıklım tıklım dolu olduğunu hayal edin. Çevredeki tarihi binaların balkonlarında, çatılarında, denizdeki yüzlerce gondol ve teknelerde bir dolu insan. 1989´un temmuzunda İngiliz rock topluluğu Pink Floyd´un konserini 200 bin kişi izledi. Karada yer bulunamadığı için, birkaç yüz metre açıkta denizin üzerine konser için devasa yüzer bir sal getirilerek üzerine sahne kuruldu. Etkileyici mekânın üzerine yansıtılan görsel efektler eşliğindeki ücretsiz konserin yayını 20 ülkede 100 milyondan fazla kişiye ulaştı.
Konser, Pink Floyd’un 1987’nin eylül ayında yayınladığı ‘A Momentary Lapse of Reason’ adlı albüm sonrası çıktığı turnenin bir parçasıydı. Konserlere talep o denli yoğundu ki, turne defalarca uzatılarak 2,5 yıla yayıldı. Avustralya ve Yeni Zelanda dahil dünyanın dört bir yanında ilave konserler düzenlendi.
Albümün zamanlaması topluluk açısından hassas ve sıkıntılı bir döneme denk geldi. Beste ve sözlerin çoğunda imzası bulunan, albüm konseptlerinin yaratıcısı Roger Waters 1985 yılında topluluktan ayrıldığını duyurdu. Kendi ayrılışının Pink Floyd’un sonu anlamına geleceğini öngörmüştü. Ancak besteci ve gitarist David Gilmour ile davulcu Nick Mason aynı fikirde değildi; onlar aynı ad altında devam etmeye kararlıydı. Waters konuyu yargıya taşıyınca, sonraki iki yıl karşılıklı beyan, tehdit ve duruşmalarla geçti. Bu sırada besteler hazırlayan ikili, yeni müzisyenlerle çalışmaya başladı. Waters ile ters düşüp son iki albümde topluluktan ayrılmak zorunda kalan klavyeci Richard Wright onlara tekrar katıldı, ancak hukuki nedenlerle topluluk üyesi değil, katkı yapan müzisyen olarak anıldı.
Waters olmaksızın hazırlanan bu ilk albümde belli bir konsept veya konu birliği yoktur. Parçalar arasındaki belirgin ortak payda, Gilmour’un vokal stili ve derinlikli gitar sololarıdır. Onun gitarına hayran olanların albümü sahiplenmeleri için yeterli bir sebeptir. Bununla birlikte, genel hava yeni başlangıçlara işaret eder ve belli bir iyimserlik hissettirir. Özellikle ağır bir siyasi eleştiri taşıyan Waters’ın etkilerinin belirgin olduğu onunla çıkardıkları son albümleri ‘The Final Cut’a kıyasla, ‘A Momentary Lapse of Reason’ sisteme başkaldırı yerine kişisel duyguları görece yumuşak tonda öne çıkarır.
Nihayet albüm çıktıktan üç ay sonra, 1987 yılının sonunda, Pink Floyd ve Waters avukatları aracılığıyla uzlaşmaya vardılar. Böylece Pink Floyd adıyla müzik yapmaya devam edebildiler. Gilmour daha önce solo albümleriyle tek başına kaliteli müzik üretebileceğini ispatlamıştı. Yine de, müziği seksenli yıllara göre kısmen uyarlanmış olmakla birlikte, bu albüm Pink Floyd’un hala üst düzey müzik yapabileceğini göstermesi açısından önemliydi.
İşte bu şartlarda yarattıkları müziği tanıtmak için çıktıkları uzun turnenin İtalya ayağında Verona, Monza, Livorno ve Amalfi’de konserler yer alıyordu. Prodüktörleri Venedikli Francesco Tomasi, kapanış olarak kendi şehrinde istisnai bir konser organize etmeyi önerdi. Özelliği, konserin sınırları olmayan halka açık bir alanda –San Marco Meydanı ve çevresinde– ve ücretsiz olmasıydı. Üstelik konserin Venedik’te her yıl düzenlenen dini ve kültürel içerikli, 1575’te şehir nüfusunun üçte birinin ölümüne neden olan veba salgınından kurtuluşunun kutlandığı “Festa del Redentore” ile örtüşecek olması güzel bir tesadüf olacaktı.

Sahne için 135 metre uzunluğunda ve 90 metre genişliğindeki sal, bir geminin arkasında Norveç’ten çekilerek getirildi ve Palazzo Ducale’nin karşısında şamandıralara bağlanarak deniz yüzeyine sabitlendi. Üstüne 25 metre yüksekliğinde çelik sahne kuruldu. Mimari yönden bu denli önemli ve korumaya muhtaç olan kentin böyle bir organizasyonu kaldıramayacağını düşünen yetkililer konsere karşı çıktı. Endişeleri, tarihi yapıların yüksek ses seviyesinden zarar görebileceği ve meydanın izleyicilerin ağırlığı ve devinimlerinden bir miktar daha çökebileceğiydi. Bu nedenle günler kala konserin iptal edilmesine ramak kaldı. Sonunda, ses seviyesinin 160’dan 100 desibele düşürülmesinde anlaşılınca konu tatlıya bağlandı. Konser masraflarının büyük bir kısmını İtalyan televizyon yayıncısı RAI karşılarken, kalanını Pink Floyd bizzat ödedi. Tüm karmaşa ve emeklerin sonucunda, büyüleyici mekândaki konser unutulmazlar arasına girdi; kayıtları halen sıklıkla izleniyor. Konser, yapılara ve meydana endişe edilen hasarı vermedi. Ancak, skandal ertesi gün patladı. Etraf pislik içindeydi, her yerden kötü kokular geliyordu. Böylesine geniş bir kitleyi ağırlayacak altyapının hazırlanmamış olduğu ortaya çıktı. Halk şiddetle protesto ettiği yerel yöneticileri tüm kenti tuvalete çevirmiş olmakla suçladı. Belediye başkanı ve ekibi tepkiler karşısında istifa etmek zorunda kaldı. Böylece, konser görkemi yanında çelişkileriyle de akıllarda kaldı. Zamanlaması, özgür ortamı ve geniş kitlelere ulaşması nedeniyle konser, Soğuk Savaşın sonunun yaklaşmakta olduğunu müjdeleyen organizasyonlardan biri olarak nitelendirildi.

Seksenli yılların sonunda Pink Floyd
‘A Momentary Lapse of Reason’ ve diğer klasikleşmiş Pink Floyd parçalarının canlı kayıtlarından oluşan ‘Delicate Sound of Thunder’ albümü 1988 yılında yayınlandı. Aynı yıl, Sovyet kozmonotları albümü Soyuz TM-7 adlı uzay aracında çaldı. David Gilmour albümün uzayda çalınan ilk rock müziği olduğunu iddia ediyor. Ancak iddia biraz müphem. Zira, ondan yirmi yıl kadar önce Apollo 15 içinde uzayda müzik çalındığı söyleniyor.
Aktardığım konserin hikayesi ilginç olmakla birlikte, Pink Floyd’un sonraki albümü ‘The Division Bell’i daha çok beğeniyorum; Waters sonrası yaptıkları en iyi müzik olduğu görüşündeyim. Topluluğun geçmişinden ezgileri anımsatan, aynı zamanda geleceğe işaret eden albümün müziği, stili ve derinliğini hep değerli bulduğum klavyeci Wright’in katılımıyla daha bir zenginleşti. İletişim konusunu işleyen albümdeki çoğu parçaların sözlerini sonradan Gilmour’un eşi olacak Polly Samson yazdı. Gilmour’un gitarı ve sesi albüme yine damgasını vurdu. Gitarını döktürdüğü enstrümantal ‘Marooned’ sonraki yıl Grammy’de En İyi Enstrümantal Rock Performansı ödülünü aldı. Sakin kişiliğiyle tanınan Gilmour, ‘Coming Back to Life’ ile sessizliğini bozarak eseri Samson için besteledi; gitarı, temposu ve sesiyle yeteneklerini gösterdi. Onun sayesinde hayata geri dönüşün iyimserliğini müziğe döktü. Gilmour’un en iyi altı Pink Floyd parçası arasında saydığı kilise çanlarıyla başlayan ‘High Hopes’ ise geçmişe özlemi vurgular. Melodisi, akustik gitarı ve arka plan orkestrasyonu ile dinleyiciyi yakalar, son iki dakikasındaki dizüstü çelik gitar solosu ise tam anlamıyla bir müzik yolculuğudur.

Gerçeküstü eserleriyle bilinen İngiliz grafik sanatçısı Storm Thorgerson’un tasarımı “The Division Bell” albüm kapağı
Pink Floyd sergisi
Yazımın içeriğinin büyük bir bölümünü bilgilerimin yanında ‘Pink Floyd – Their Mortal Remains’ adlı kitaptan aldım. Kitap, 2017’de Londra’da, Victoria and Albert Museum’da bu adla düzenlenen serginin içeriğini anlatıyor. Haftalar öncesinden, sadece belirli bir zaman aralığı için alınabilen biletlerle gezdiğim sergi benim için değerli bir doğum günü hediyesi olmuştu. Pink Floyd’un tarihçesi, her bir bölümde ayrı bir albümün anlatılması, kullandıkları aletleri, çarpıcı orijinal konser objeleri, görsel efektler, mükemmel ses düzeni, konser kayıtları öylesine ustalıkla düzenlenmişti ki, sergiyi gezmek bana konseri izlemek kadar etkileyici gelmişti. Bu sergi halen dünyayı dolaşıyor. En son 2024 yılında, Buenos Aires’te görülmüş!
KAYNAKÇA:

PINK FLOYD