“A Ğ A T A K I L A N L A R”

Kamuoyu yoklamaları ve anket sonuçları, bir yanda bıçak sırtı olan sonuçları, öte yandan ocak ayından bu yana az da olsa koalisyona duyulan güvenin arttığını gösteriyor. Ortada kesin bir siyasi üstünlükten bahsedemeyiz fakat savaşın yarattığı milliyetçi rüzgarla elde edilmiş ancak her an kaybedilebilecek kırılgan bir toparlanma söz konusu olabilir. Tam da bu noktada,Netanyahu´nun önündeki en rasyonel siyasi hamle, çatışmanın yarattığı bu geçici halk desteğini ve "bayrak etrafında kenetlenme" ortamını kaybetmeden ülkeyi bir erken seçime götürmek olabilir. Ece Berfin Ergezer – https://tepav.org.tr/tr

İzak BARON Diğer
11 Mart 2026 Çarşamba
  • İpin ucu - Ateş İlyas Başsoy

Babam namazında niyazında bir adam olmasına rağmen, Yahudi müşterilerini severdi. “Ticareti ustasından öğreneceksin” derdi. Kendi iş hayatımda da Yahudi kimle çalıştıysam, ödememi aldım, hiç aldatılmadım. Nedim vardı Yahudi arkadaşım. Osmanbey’de tekstil işi yapıyorlardı, jilet gibi giyinir, tıraşını hiç aksatmaz, Fransız filmlerindeki aktörleri anımsatırdı. “Kız kardeşine nasıl davranılmasını istiyorsan, çıktığın kıza öyle davranacaksın” lafını ilk ondan duymuştum.

Yahudiler bu dünyaya birçok güzellik vermiş, ortak kültüre yapısal katkılar yapmış insanlar. Her yerde olduğu gibi onların içinde de iyiler ve kötüler var. Sorun artık iyileri hiç duyamadığımız siber yankı odalarında yaşıyor olmamız. Dünyada en çok Yahudi’nin yaşadığı kent bir Müslümanı belediye başkanı seçti. Peki “bizim topraklarımız” ne zaman kalıcı barışa kavuşacak? Bunu Netanyahu gibilerden mi bekleyeceğiz, yoksa kardeşliğin yollarını kendimiz mi arayacağız?

İnandığınız veya ait hissettiğiniz şeylere sizden daha bağlı olduğunu söyleyip bu gerekçeyle size üstünlük taslamaya çalışan herkese karşı temkinli olunmalı. Netanyahu, Trump ve benzeri emlakçı tayfa Akdeniz kıyısında kupon arazi bulma coşkusuyla katliamları göze alabilir ama hiçbir arazi dört bin yıllık Yahudi toplumunun kaybetmekte olduğu şey kadar değerli olamaz.

Tamamı : https://www.birgun.net/makale/ipin-ucu-696787

 

  • NETANYAHU, İRAN’DA DEMOKRASİ Mİ İSTİYOR? - JAMİE DETTMER / POLİTİCO

Netanyahu’nun hesaplarında ideal senaryo, çağrıda bulunduğu halk ayaklanması ülkeyi şiddetli bir kargaşaya sürüklese de Tahran’da İsrail’e düşman olmayan bir yönetimin ortaya çıkması olabilir. Ancak İsrail’in geçmişteki uygulamaları, istikrarsızlığın da stratejik bir araç olarak görülebildiğini gösteriyor.

Bu yaklaşım Lübnan ve Suriye’de gözlemlendi. İsrail, Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki girişimlere açık destek vermek yerine, hava saldırılarını sürdürdü. Suriye’de ise Dürzi azınlık üzerinden Şam’daki yeni yönetime baskı uyguladığı eleştirileri yapıldı. Filistin sahasında da Hamas ile Filistin Yönetimi arasındaki bölünmeden yararlandığı yönündeki suçlamalar uzun süredir gündemde.

Mantık basit: İç siyasi çatışmalarla meşgul ülkeler, İsrail’e karşı ortak bir cephe oluşturamaz. Bu nedenle Netanyahu’nun tek arzusunun Tahran’da istikrar olduğu varsayımı tartışmalı. İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdüremeyecek, Hizbullah ve Husiler gibi bölgesel müttefiklerini finanse edemeyecek kadar zayıflarsa, bu da Tel Aviv açısından stratejik bir zaferdir.

Netanyahu’nun dış politika danışmanı Ofir Falk, Politico’ya verdiği mesajda, savaşın amacını “kazanmak” olarak özetledi ve bunun “Molla rejimi ile onun vekillerinin oluşturduğu tehdidin ortadan kaldırılması” anlamına geldiğini söyledi. İran’daki rejim sonrası sürece dair ise, “Ne olacağını göreceğiz” demekle yetindi.

Tamamı : https://fikirturu.com/jeo-politika/netanyahu-iranda-demokrasi-mi-istiyor/

 

  • İSRAİL’İN ABD-İRAN SAVAŞINDAKİ ROLÜ: AZMETTİRİCİ Mİ, TARAF MI? – HAYDAR ORUÇ

Sonuç olarak, İsrail’in 2003’ten beri ABD nezdinde sürdürdüğü lobi çalışmaları ve yapılan baskılar sonuç vermiş, ABD ile İran karşı karşıya getirilmiştir. İsrail’in 12 Gün savaşında İran’ın savunma altyapısını önemli ölçüde çökerttiği yetmiyormuş gibi, bir de ABD’nin bölgeye devasa askeri güç yığması elini ziyadesiyle rahatlatmıştır. Zaten İran’ın da savunma bakımından çok daha kırılgan olduğu ve bu açığını saldırı maksatlı füzelerle kapatmaya çalıştığı görülmektedir. Ancak tekraren belirtmek gerekir ki, savaş başladıktan sonra İran’ın misilleme hakkını kullanarak elindeki füzelerle ABD ve İsrail hedeflerinin yanı sıra Körfez ülkelerini de vurmasına rağmen halen ABD ve İsrail’in hava saldırılarına engel olmadığı görülmektedir. Bu durum ise İran’ın savaşı daha ne kadar sürdürebileceği konusunda tereddütlere yol açmaktadır.

Savaş çıkmadan önce ortaya atılan tüm senaryolara ve ihtimallere rağmen savaş çıktıktan sonra tamamen farklı bir durum ortaya çıkmıştır. İsrail ve ABD’nin gerçekleştirdiği ilk saldırıda dini lideri Hamaney ile pek çok üst düzey komutanını kaybeden İran, buna rağmen ayakta kalmış ve kısa sürede toparlanıp karşılık vererek düşmanını şaşırtmıştır. Ancak İran’da bir rejim değişikliğini kafasına koyan İsrail ve onun peşine takılan ABD’de de henüz tüm kartlarını oynamıştır. Dolayısıyla savaşın uzun ve çetrefilli geçeceği, daha fazla hava gücüne ve füzeye sahip olan tarafın avantaj sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Tamamı :https://kriterdergi.com/dosya-iran-abd-savasi/israilin-abd-iran-savasindaki-rolu-azmettirici-mi-taraf-mi

 

  • TAKTİK ZAFER TUZAĞI: İSRAİL ABD’Yİ İRAN KONUSUNDA STRATEJİK BAŞARISIZLIĞINA ORTAK MI EDİYOR? – ORAL TOĞA

ABD, bu operasyonu kendi stratejik öncelikleri doğrultusunda mı yürütmektedir, yoksa İsrail’in taktik mantığına sürüklenmekte midir? Trump birinci döneminde “başarısız rejim değişikliği politikasını terk etmeliyiz” demişti; Vance 2023’te Irak savaşını “felaket” olarak nitelendirmişti. Şimdi aynı yönetim İran’da hava gücüyle rejim değişikliği peşindedir. Haziran 2025’te İsrail “önleyici” saldırıyı başlatmış ABD arkadan gelmiştir; Şubat 2026’da da aynı sıralama tekrarlanmıştır.

Sürüklenme yalnızca ABD ile sınırlı da kalmamıştır. İngiltere’nin 48 saatte çatışmaya çekilmesi ve İran’ın ayrım gözetmeyen misillemesinin taraf olmayan Körfez ülkelerini hedef alması, bu dinamiğin NATO müttefiklerine de yayıldığını göstermektedir.

Taktik zafer ile stratejik başarı arasındaki uçurum İsrail’in kronik sorunudur. 28 Şubat operasyonuyla birlikte yeni olan, bu uçurumun ABD’nin stratejik konumunu, diplomatik kredibilitesini, ekonomik istikrarını ve müttefik yapısını da aşındırıyor olmasıdır.

Tamamı: https://kriterdergi.com/dosya-iran-abd-savasi/taktik-zafer-tuzagi-israil-abdyi-iran-konusunda-stratejik-basarisizligina-ortak-mi-ediyor

 

  • İSRAİL-ABD İTTİFAKI İRAN’IN VEKİL GÜCÜ HUSİLERİ NEDEN VURMUYOR? - GÜRBÜZ EVREN

İran’ın en büyük vekil gücü olan Yemen’deki Husiler henüz savaşa katılmadılar.

Husilerin elindeki 2500 km menzilli füzeler ve yine uzun menzilli dronlar, İsrail’i ve bölgedeki Amerikan askeri üslerini vurmaya başladığında çatışmaların boyutları büyüyecektir.

Ayrıca Husilerin müdahil olması, İsrail-ABD kirli ittifakının dikkatini, hedeflerini çoğaltarak, savaşı daha da uzatacak, seyrini değiştirebilecektir.

Ancak Husilerin durumunda da bazı tuhaflıklar var.

İsrail-ABD kirli ittifakı Lübnan’da Hizbullah’ı durmaksızın vuruyor.

Irak’taki Şii milis güçleri Haşdi Sabi’yi de şiddetle vuruyor.

Ama Husilere yönelik ciddi bir operasyon yok.

İsrail-ABD ittifakı, en tehlikeli vekil güç olarak gördükleri Husilerin devreye girmemesi için dikkatli mi davranıyor?

Operasyon için İran’ın Husileri devreye sokmasını mı bekliyorlar?

Tamamı : https://www.indyturk.com/node/773811/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/i%CC%87srail-abd-ittifak%C4%B1-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-vekil-g%C3%BCc%C3%BC-husileri-neden-vurmuyor

 

  • GÖKHAN ÇINKARA İLE SÖYLEŞİ: İRAN SAVAŞININ TÜRKİYE’YE ETKİLERİ VE TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ

İsrail’in bölgedeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çınkara, İsrail’de sağ ve aşırı sağın güçlendiğini, güvenlik konseptinin caydırıcılık ekseninde yeniden şekillendiğini söyledi.

Çınkara, İsrail’in 7 Ekim sonrası caydırıcılık kaybı tartışmalarını aşmak için askeri ve siyasi hamlelerini sertleştirdiğini belirtti.

https://www.youtube.com/watch?v=M28OrbNpCiM

İran’daki rejimin geleceğine ilişkin soruya Çınkara, “Mevcut sistem bu haliyle devam edemez. İran Cumhuriyeti olabilir ama İran İslam Cumhuriyeti olarak sürmesi zor” dedi. Değişimin dış müdahaleden ziyade içeriden, organik bir elit dönüşümüyle gerçekleşebileceğini savundu. Savaşın kısa sürede sona ermeyeceğini öngören Çınkara, çatışma halinin uzun süre devam edebileceğini söyledi.

Türkiye-İsrail ilişkilerine ilişkin olarak ise Çınkara, iki ülkenin bölgesel güç dengeleri nedeniyle birbirlerini dikkate almak zorunda kalacağını söyledi. ABD’nin bu süreçte belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Çınkara, Washington’un Orta Doğu’da yeni bir nüfuz alanı dengesi kurmaya çalışabileceğini söyledi.

https://medyascope.tv/2026/03/04/iran-savasinin-turkiyeye-etkileri/

 

 

  • İSRAİL GERÇEKTEN TÜRKİYE’YE SALDIRACAK KADAR ÇILDIRMIŞ OLABİLİR Mİ? – MURAT YETKİN

35 yıl önce 1991 ve 1990’ların başlarında İsrail’e -değişen dozlarda hasım ya da düşman olan Müslüman bölge ülkelerini Batı’dan Doğu’ya hatırlayalım: Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Suriye, Irak ve İran. O tarihlerde İsrail’e hasım ya da düşman olmayan tek bölge ülkesi Türkiye idi.

35 yıl sonra, İran dışında hepsi, ABD önceliğindeki işgaller, desteklenen iç karışıklık ve isyanlar, suikastlar sonucu, yani zor yoluyla hizaya sokulmuş durumdadır. Bugün bölgede İran ve İran etkisindeki Yemen dışında, İsrail hizasına girmeyen ve girmeyi reddeden tek ülke Türkiye kalmıştır.

Bu tarihi olgu karşısında ve Türkiye’nin böyle bir çılgınlığı stratejik hesaplarına kattığı bilgisiyle, tekrar soralım:

İsrail gerçekten Türkiye’ye saldıracak kadar çıldırmış olabilir mi?

Tamamı : https://yetkinreport.com/2026/03/06/israil-gercekten-turkiyeye-saldiracak-kadar-cildirmis-olabilir-mi/

 

  • İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRILARI MESİHÇİ SİYONİSTLERE GÖRE BEKLENEN MESİH’İN HABERCİSİ - NUH ARSLANTAŞ

İsrail’in 28 Şubat 2026 sabahı İran’a yönelik başlattığı kapsamlı saldırı, salt askerî yönüyle değil, bizzat Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından seçilen ismiyle de bölge jeopolitiğinde yeni bir safhayı işaret etmektedir. Başlangıçta askerî kanat tarafından daha ihtiyatlı ve savunma odaklı bir içeriğe sahip “Yehuda Kalkanı” (Magen Yehuda) adıyla planlanan operasyon, Netanyahu’nun doğrudan müdahalesiyle sert, saldırgan ve kutsal metin referanslı “Aslan Kükremesi” şeklinde yeniden isimlendirilmiştir.

Operasyonun adı, rastgele seçilmiş bir güç gösterisinin ötesinde, Tevrat’a dayanan sembolik mesajlar barındırmaktadır. Haziran 2025’teki ilk saldırı olan “Yükselen Aslan”ın ardından gelen bu “Aslan Kükremesi”, hazırlık döneminin sona erdiğini ve pençelerin artık avın üzerinde olduğunu ima eden teopolitik bir dil de taşımaktadır. Yahudi Kutsal Kitabı’nda yirmi kez geçen “kükreme” (şaag) fiili, sıradan bir hayvan sesini değil, ilahî bir sarsıntı ve kaçınılmaz bir yargıyı çağrıştıran anlama sahiptir. Bu sembolik dil, bugün İran’a yönelik yürütülen psikolojik harbin merkezine yerleştirilmiş görünmektedir. Özellikle Amos Peygamber’in “Aslan kükredi, kim korkmaz?” (Amos 3:8) uyarısına yapılan atıf, hem İsrail içindeki radikal Siyonist gruplara hem de Batı’daki Evanjelik destekçilere, operasyonun salt taktik bir hamle değil, “kader ve varoluş” mücadelesi olduğu mesajı vermektedir.

Özetle İsrail’in İran’a saldırısı, askerî bir operasyon olmanın yanı sıra, aslanın avına çömelerek hâkimiyetini ilan edişini tasvir eden Tekvin 49:9 pasajının, modern bir savaş sahasında yeniden kurgulanması olarak da yorumlanmaktadır.

Tamamı :https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/israilin-irana-aldirilari-mesihci-siyonistlere-gore-beklenen-mesihin-habercisi-234129/

 

  • İSRAİL’İN İRAN SALDIRISI - ECE BERFİN ERGEZER

İsrail ve ABD ortaklığında İran’a yönelik gerçekleştirilen geniş çaplı askeri harekatın genel görünümü her ne kadar bölgesel bir dış güvenlik sorunu ve nükleer bir tehdidin bertaraf edilmesi olarak sunulsa da, siyasi dinamikler düşünüldüğünde bu çatışmanın Binyamin Netanyahu’nun siyasi kariyeri için bir can suyu niteliği taşıdığı söylenebilir. Saldırı öncesinde koalisyon içi parçalanmalar, ultra-Ortodoks nüfusun askerlik muafiyeti tartışmalarının yarattığı toplumsal öfke ve kişisel yolsuzluk davaları nedeniyle köşeye sıkışan Netanyahu, İran ile

yaşanan tırmanışı iç siyasetteki erimesini durdurmak için stratejik bir manevra alanına çevirmiş gibi. Nitekim çatışmaların başlamasıyla birlikte muhalefetin hükümetin arkasında hizalanması ve bu krizin iç politikadaki hesap verebilirliği ertelemesine yol açtığı da değerlendirilebilir.

Kamuoyu yoklamaları ve anket sonuçları, bir yanda bıçak sırtı olan sonuçları, öte yandan ocak ayından bu yana az da olsa koalisyona duyulan güvenin arttığını gösteriyor. Ortada kesin bir siyasi üstünlükten bahsedemeyiz fakat savaşın yarattığı milliyetçi rüzgarla elde edilmiş ancak her an kaybedilebilecek kırılgan bir toparlanma söz konusu olabilir. Tam da bu noktada,Netanyahu’nun önündeki en rasyonel siyasi hamle, çatışmanın yarattığı bu geçici halk desteğini ve "bayrak etrafında kenetlenme" ortamını kaybetmeden ülkeyi bir erken seçime

götürmek olabilir. Mart ayı sonuna kadar bütçenin geçirilememesi veya zorunlu askerlik yasası etrafındaki anlaşmazlıkların aşılamaması halinde hükümetin otomatik olarak düşme riski bulunurken, Netanyahu'nun yakın çevresinin inisiyatifi elden bırakmamak adına mayıs veya haziran aylarında bir baskın seçimi (snap election) gündemde tuttuğu da konuşuluyor.

https://tepav.s3.eu-west-1.amazonaws.com/upload/files/1772785262355-0.Israilin_Iran_saldrs.pdf

 

  • ABD – İSRAİL ORTAKLIĞINDA İRAN’A SAVAŞ AÇILDI - TÜLİN DALOĞLU

Savaş uzadıkça, sivil kayıplar arttıkça — ki bu tüm taraflar için geçerli — çatışmanın yarattığı yıkımın ötesinde, gidişat her an yeni kırılmalar üretebilir. Ancak bundan sonra Rusya ile Çin’in alacağı pozisyon, yalnızca savaşın seyrine değil, aynı zamanda Amerika’nın bugün en açık biçimde sahaya sürdüğü “tek kutupluluk” iddiasına ve buna eşlik eden, “uluslararası hukuk benim dışımda herkes için geçerlidir” anlayışına verilmiş bir cevap olacaktır. Burada hemen “şöyle olur” diye kestirmeden konuşmak yerine, olayların nasıl gelişeceğine dair zaman tanımak gerekecek. Rusya ve Çin’in savaş yapma tarzı, ABD-İsrail ortaklığının ortaya koyduğu saldırının diliyle örtüşmeyebilir. Tepki gecikebilir, dolaylı olabilir, asimetrik olabilir. Bunun için de her iki tarafın da elinde farklı olasılıklar mevcut. Attıkları ve atmadıkları bütün adımlarla,dünya siyasi tarihinin bir sonraki bölümü yazılmaya başlayacak.

https://tepav.s3.eu-west-1.amazonaws.com/upload/files/1772888031667-0.ABD_Israil_ortaklgnda_Irana_savas_acld.pdf

 

  • GÖRÜNTÜ TEL AVİV SOKAKLARINDAKİ PANİĞİ Mİ GÖSTERİYOR? - SABİNA AMRAHOVA DENİZ

2024 senesinde de bu görüntü İran-İsrail arasında 13 Nisan tarihinde başlayan çatışmalara bağlantılı olarak paylaşıldı ve doğrulama kuruluşları tarafından yanlışlandı.

Gerçekte ise bu görüntüler Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te kayda alınmış.

Tamamı : https://teyit.org/analiz/goruntu-tel-aviv-sokaklarindaki-panigi-mi-gosteriyor

 

  • GÖRÜNTÜ İRAN’IN İSRAİL’E FÜZE SALDIRILARINI MI GÖSTERİYOR? - SABİNA AMRAHOVA DENİZ

Video görüntü 3 Ocak 2026 tarihinde ABD güçlerinin Venezuela’nın Caracas bölgesine saldırılarını gösteriyor. Venezuela’nın farklı bölgelerine de saldırılar düzenlenmişti.

https://teyit.org/analiz/goruntu-iranin-israile-fuze-saldirilarini-mi-gosteriyor

 

  • CNN TÜRK’ÜN CANLI YAYININDA YER ALAN VİDEO TEL AVİV’DEN Mİ? - SABİNA AMRAHOVA DENİZ

Görüntüler Kahramanmaraş’ın Trabzon Bulvarında kayda alınmış ve 6 Şubat 2023 tarihinde çeşitli hesaplar ve haber kaynakları tarafından paylaşılmış.

 

https://teyit.org/analiz/cnn-turkun-canli-yayininda-yer-alan-video-tel-avivden-mi

 

  • İSRAİLLİLER İRAN İLE SAVAŞ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR? - HUGO BACHEGA

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün anketine göre, Yahudiler arasında %57'si mevcut İran yöneticileri devrilene kadar bombalamaların durdurulmaması gerektiğine inanıyor.

İsrailli-İranlı analist ve Herzliya'daki Reichman Üniversitesi'nde Prof. Meir Javedanfar, "[İsrailliler] İran halkının da bu hedefi paylaştığını görüyorlar... bu yüzden bunun, İsrailliler ve Amerikalılarla havadan, İran halkıyla da karadan [bunu] yapma fırsatı olduğuna inanıyorlar" dedi.

"Bunun ne kadar zor olduğunun farkında olduklarını sanmıyorum."

Aynı zamanda İsrail'de birçok kişi yorgun.

Tom Dan, bir sığınaktan çıktıktan sonra, "Beş yıldır sürekli bir kargaşa yaşanıyor. Önce yargı reformu [hükümetin Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini sınırlama planları, büyük protestolara yol açmıştı], sonra 7 Ekim olayları, ardından bir yıl önce İran. Şimdi de bu ve arada da Lübnan var" dedi.

"Elbette, birçok başka insan daha zor hayatlar yaşıyor... ama bunun iyi bir amaç olduğu hissi var. [İran] rejimi İsrail'i yok etmeye kararlıydı."

Peki İsrailliler militarizmi benimsemekte fazla mı hevesli hale geldiler?

Profesör Hermann, "Kesinlikle söyleyebilirim ki, radikal sağda insanlar bölgesel sorunları güç kullanarak çözmeye çok daha istekli" dedi.

https://www.bbc.com/turkce/articles/c6265g8vl6go.amp

 

  • NETANYAHU'NUN "ALTIGEN" İTTİFAK SÖYLEMİ VE BÖLGESEL DENGELERE ETKİSİ - DOÇ. DR. TUĞÇE ERSOY CEYLAN 

Netanyahu’nun ismini vermediği Arap ve Asya ülkeleri, aslında bu denklemin en hassas halkalarını oluşturuyor. Burada iki ayrı kategori olduğunu öne sürmek mümkün: Zaten ilişkisi olan ama görünürlük maliyeti yüksek olanlar ve henüz temas aşamasında olanlar.

Arap ülkeleri için olası havuz Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas gibi Abraham Anlaşmaları'nın tarafları; ayrıca Ürdün ve Mısır zaten barış anlaşması imzalanmış ülkeler. Daha ileri bir isim olarak Suudi Arabistan hep ihtimal havuzunda dolaşır ancak Gazze sonrası atmosferde Riyad’ın görünür bir ittifaka yazılması çok daha maliyetli.

Afrika açısından Somaliland zaten gündemde; ayrıca Kızıldeniz havzası (Etiyopya, Kenya gibi bölgesel ortaklık arayışları olan ülkeler) bu teorik havuzda sayılabilir. Asya için ise Netanyahu “bazı Asya ülkeleri” dediği halde isim vermiyor. Bu, muhtemelen ya İran’la gerilim boyutu olan ülkeler (Kafkasya hattı gibi) ya da iç kamuoyu hassasiyetleri yüksek ortaklar anlamına gelebilir.

İsimlerin verilmemesinin sebeplerinin ise oldukça pragmatik olduğunu söylemek mümkün. Bu ülkelerin halklarındaki Filistin duyarlılığı, resmi bir ittifak açıklamasını siyasi intihar haline getirebilir. Bu açıdan iç kamuoyu baskısı bir faktördür. Henüz resmiyet kazanmamış süreçleri korumak ve karşı cepheden gelecek doğrudan diplomatik saldırıları engellemek adına diplomatik esneklik hedefleniyor olabilir. İran ve bağlantılı ağların baskısı, ticaret yaptırımı, güvenlik riski gibi faktörler, özellikle Afrika ve Asya’daki daha kırılgan ortakları görünür olmaktan kaçındırır. Son olarak Netanyahu bu ülkeleri isimsiz bırakarak, onları ittifaka tam entegre olmaları konusunda bir nevi açık çekle bekletmeyi amaçlıyor olabilir.

Tamamı : https://www.aa.com.tr/tr/analiz/netanyahunun-altigen-ittifak-soylemi-ve-bolgesel-dengelere-etkisi/3847732

 

  • İSRAİL’İN “ALTIGEN İTTİFAKI” PLANI VE OLASI SENARYOLAR - MEHMET AKİF KOÇ

“Altıgen İttifakı” girişimi, şu an için İran’la ABD ve İsrail arasında patlayan büyük savaşın gölgesinde telaffuz edilerek ortaya konulmuş durumda. Başarı ihtimali, kapsam olarak bu denli büyük bir coğrafi derinliğe ulaşabilmesi ve somut kurumsallaşma olasılığı, bugünden bakıldığında –en azından kısa vadede- çok yüksek görünmüyor. Ancak ABD’nin ağırlığını koyması ve küresel jeopolitik dengelerde bu tür ittifaklara ihtiyaç duyması halinde, daha somut olarak telaffuz edilip potansiyel ülkeler arasında ikili düzeydeki işbirliği hamleleriyle kuvveden fiile geçirilmeye çalışılması elbette mümkün.

İsrail’in 1950’lerden beri ilgi duyduğu bu tür “etrafındaki hasım kuşatmayı yarma” girişimleri, bu yöndeki çabaları daha ilgi çekici kılıyor. Bu projenin hem küresel güçler arasındaki rekabet hem de bölgesel düzeydeki savaş ve husumet şartlarında ne ölçüde başarı şansına sahip olacağını önümüzdeki yıllarda daha yakından izlemek ve buna göre pozisyon geliştirmek gerekiyor.

Tamamı :https://ekopolitik.org.tr/israilin-altigen-ittifaki-plani-ve-olasi-senaryolar/

 

  • HİNDİSTAN-İSRAİL ORTAKLIĞI - DR. DUYGU ÇAĞLA BAYRAM

Hindistan-Israil ortaklığı 2024'ten itibaren günümüzde dördüncü aşamayı yaşıyor ve bu aşamada özel stratejik ortaklık öne çıkıyor. 2026 yılının başlarından itibaren bu ilişki bölgesel güvenlik ve yüksek teknoloji tedarik zincirlerine entegrasyonu ile karakterize edilen "Özel" bir kategoriye girdi. Haziran 2025'te Hindistan müzakere eksikliği ve dengesiz metin gerekçesi ile Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunan BM Genel Kurulu karar tasarısına çekimser kaldı. Bu karar Hindistan'ın Gazze'ye insani yardımını İsrail ile güçlü ekonomik ve stratejik bağları ile dengeleyen "incelikli ayrıştırmayı" yansıtıyordu. Şubat 2026'da ilişki Barış, İnovasyon ve Refah için Özel Stratejik Ortaklık düzeyine yükseltildi. Ayrıca İkili Yatırım Anlaşması memnuniyet ile karşılanırken Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinde sona yaklaşıldığı duyuruldu. İki ülke yapay zeka, yarı iletkenler, kuantum hesaplama, biyoteknoloji ve siber sistemleri kapsayan Kritik ve Gelişen Teknolojiler üzerine yeni bir girişim başlattı. İki ülke ayrıca kurumsal bağları derinleştirmek amacı ile Hindistan-İsrail Akademik İşbirliği Forumu'nu kurma konusunda anlaştı. Nalanda Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi arasında imzalanan bir mutabakat zaptı ise ortak araştırma ve akademik değişimleri teşvik edecek. Ayrıca Hindistan'da bir Hindistan-İsrail Siber Mükemmeliyet Merkezi kurmaya karar verdiler.

Tamamı : https://www.indyturk.com/node/773644/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/hindistan-i%CC%87srail-ortakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

 

  • İSRAİL MEDYASINDA TÜRKİYE RAPORU / ŞUBAT 2026 - AHMED BADAWİ, KOLISRAEL MEDİA

https://3152b61f-d748-4d72-b3d9-b1afc3868cbd.filesusr.com/ugd/24bb87_80c54767d37c45889fced04fe9df6b9d.pdf

 

  • İSRAİL MEDYASINDA GÜVENLİK VE SAVUNMA RAPORU / ŞUBAT 2026 - AHMED BADAWİ, KOLISRAEL MEDİA

https://3152b61f-d748-4d72-b3d9-b1afc3868cbd.filesusr.com/ugd/24bb87_1e014ea6db1d46ae8ec9dc043b46acdf.pdf

 

  • KUDÜS'TEKİ URFALILAR SİNAGOGUNU DAHA ÖNCE DUYDUNUZ MU?  “URFALİM”LER TARAFINDAN YAPILDI - AHMET HAKKI AK

Göç eden Urfalı Yahudiler, Kudüs’te kendi cemaatlerini oluşturarak ibadet ve sosyal yaşam alanları kurdu. Batı Kudüs’te Urfalim tarafından açılan sinagog, halk arasında “Urfa Havrası” olarak biliniyor. Sinagogun kapısında İbranice “Urfalılar Cemaati Sinagogu” ifadesi yer alırken, ana girişteki taşta “Talmud ve Tevrat Sinagogu yazmakta.

Kaynaklar, İsrail’de Şanlıurfa kökenli birkaç yüz Urfalim ailesinin yaşadığını tahmin ediyor; göç edenlerin çoğu başlangıçta Batı Kudüs’e yerleşmiş ve zamanla İsrail’in farklı kentlerine dağılmış durumda.

https://www.gazeteipekyol.com/haber/15729874/kudusteki-urfalilar-sinagogunu-daha-once

 

  • BURSA’NIN YAHUDİLERİ: YÜZYILLARI AŞAN İNANÇ VE MİRAS -  BURHAN KURTULMUŞ

Bursa’daki bu üç önemli sinagog, Osmanlı’nın kabul ettiği Sefarad göçmenlerin kentte bıraktığı kültürel ve dini mirasın simgesi niteliğinde. Arap Şükrü çevresinde yan yana yükselen bu yapılar, yalnızca ibadet mekânı değil; aynı zamanda sürgün, kabul ve yeniden kök salma hikâyesinin de taş duvarlara kazınmış ifadesi olarak varlığını sürdürüyor.

 

https://www.bursasaati.com.tr/bursanin-yahudileri-yuzyillari-asan-inanc-ve-miras

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün