Freud'un Kabalası Psikanaliz

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu´ndaki Yahudilerin hayatlarını zorlaştıran, mesleklere girişlerini kısıtlayan, onları taciz ve hakarete maruz bırakan, antisemitizm ikliminin hâkim olduğu düşmanca bir dünyada büyüdü.

Moşe PASENSYA Kavram
11 Mart 2026 Çarşamba

Pek çok Freud vardı. Viyanalı bir akademisyen, araştırmacı, nörolog ve psikanalizin kurucusu. Her bir yüzü dini köklerini reddeden ve yaygın Alman kültürüne asimile olmuş laik bir entelektüel profiliyle dikkat çekti. Bu, Freud'un dışsal olarak çizdiği tabloydu.

Ancak daha yeni araştırmalar, Freud’un çok daha farklı ve karmaşık olduğunu gösteriyor. Bu Freud’un, hem anne, hem baba, hem de evlilik tarafından nesiller boyu seçkin haham ve akademisyenlerle dolu, son derece dindar bir Hasidik geçmişten geldiğini ortaya koyuyor. Eşi Martha, Hamburg Baş Hahamı’nın torunuydu. 

Freud'un yalnızca bilgili bir Yahudi olmadığını, aynı zamanda mistik geleneğin sağladığı en derin iç görülere de vakıf olduğunu, hem İbranice hem de Yidiş'e aşina olduğunu anlıyoruz. Freud, başlıca Kabalistik metin Zohar'ın Almanca bir kopyasına sahipti. Freud’un iç dünyası, paradoksal bir şekilde Yahudilik duygusunu canlı tutarken dışsal rolünde bunu hep yalanladı.

Babası Protestan bir papaz olan İsviçreli analist Carl Jung'u halefi olarak atamasının nedenlerinden biri de belki de budur.

Gizli Freud’un Hasidik kökleri

Freud'un Yahudi kimliğini anlayabilmek için 1903’te Freud ile büyük Hasidik lider beşinci Lubavitcher Rebbe, (Rashab) arasında gerçekleşen toplantıları incelemek gerekiyor.

1997 yılında, yedinci Lubavitcher Rebbe olan Menachem Mendel Schneerson'un günlükleri açılarak okundu. Günlüklerde, büyükbabası, beşinci Rebbe, Shalom Dov-Ber Schneerson hakkında bir hikâye vardı.

1902-1903 kışında, Rusya'da yaşayan Rabi Dov-Ber, ‘halsizlik’ çekiyordu. Bugün buna muhtemelen depresyon derdik. Rabi Dov-Ber'in moralinin bozulması için birçok sebep vardı. Yahudi Rusya ve Polonya'da yayılmakta olan Hasidizm, aynı anda birçok cepheden tehdit ediliyordu.

İlk cephe, Hasidik Yahudilik yaklaşımına katılmayan, geleneksel Yahudiliğin devlerinden biri olarak görüşü muazzam bir ağırlık taşıyan Vilna Gaon'a karşı (Mitnagdimler/Muhalifler) verilen mücadeleydi.

Hasidizm ayrıca Almanya’da yayılan din karşıtı Yahudi Aydınlanma Hareketi (Haskala) tarafından da tehdit ediliyordu. Dini, milliyetçilikle değiştiren laik Siyonizm de, Yahudilerin kendilerini tanımlama biçimi olarak Hasidizm'e meydan okuyordu.

Ayrıca Rusya'da pogromlar yaşanıyor ve Yahudiler birbirlerini Çarlık polisine ihbar ediyordu.

Bütün bu sorunlar Rabi Dov Ber'i çok üzmüştü. Laik Viyana'da yaşayan psikanalizin kurucusu Sigmund Freud'u nasıl tanıdığı belirsizdir. Ancak Talmud'un dediği gibi, bir doktora ihtiyaç duyulduğunda en dindar kişiye değil, en yetenekli kişiye gidilir.

Rabi Dov-Ber'in hangi doktora gittiği uzun yıllar boyunca bilinmiyordu. Ancak 1960'larda bir Farbrengen'de (bir buluşma toplantısı) Haham Menachem Mendel, bunun Freud olduğunu belirtmiş, bu bilgi 1997'de açılan günlüklerinde de kaydedilmiştir.

Rabi, Ocak-Mart 1903 arasında üç ay Viyana'da kaldı ve psikanalistin onu daha iyi anlaması için Freud'u birçok kez ziyaret etti. Birlikte uzun yürüyüşler yaptılar.

Birçok meslektaşının yaptığı gibi Freud laik, şüpheci bir Yahudi entelektüelin hayatını yaşadı. Ama Rebbe'yle buluşmalarından, Kabalistlerle ve Yahudi bilginlerle (Rabi Alexandre Safran) yaptığı toplantılardan ve yazışmalardan keyif aldığı, kütüphanesinde Yahudi mistisizmi üzerine kitaplar bulunduğu artık bilinen bir gerçektir.

Freud kendisini ‘babalarının dinine tamamen yabancılaşmış’ hissetmiş olsa da ‘halkını asla reddetmeyen, özünde bir Yahudi olduğunu hisseden ve bu inancını değiştirmeye hiç niyeti olmayan’ bir adam olarak kaldı.

Bu, Freud'un inançlı bir Yahudi olduğu ya da öyle olmak istediği anlamına gelmiyor. Freud, ünlü tarihçi Yosef Yeruşalmi'nin icat ettiği bir terim olan  ‘Psikolojik Yahudi’ (Judaeus Psychologicus) cinsine daha yakındı. 

İbrani Üniversitesi'nin yönetim kuruluna kendi isteğiyle katıldı. Yazıları İbranice ve Yidiş kelime ve ifadelerle doludur. Freud'un kütüphanesinde büyük bir Yahudi eserleri koleksiyonu vardı (bu koleksiyon, şu anda Long Health Sciences Library at Columbia University’de bulunmaktadır). Kitaplar arasında Almanca Kabala ve en önemlisi, Zohar'ın Fransızca çevirisinin bir kopyası vardı.

B'nai B'rith’in 70. doğum günü vesilesiyle Freud kendisi için düzenlenen kutlamada dinleyicilere şöyle seslenmişti: “Ben aranızdan biri oldum, insani ve ulusal çıkarlarınıza katıldım, aranızda dostlar edindim ve bana kalan birkaç dostumu da topluluğumuza katılmaya ikna ettim.

Teorilerimin doğruluğuna sizi ikna etme gibi bir durum söz konusu bile değildi, ancak Avrupa'da kimsenin beni dinlemediği ve Viyana'da bile tek bir takipçim olmadığı bir dönemde bana iyiliksever ilginizi gösterdiniz. İlk dinleyicilerim sizdiniz. Kabul edildiğimden beri sizinle olan ilişkimden zevk alarak, heyecanlanarak ve vicdanen size geldim.”

Kabala psikanaliz teorisi için temel bir çerçeve sağladı mı?

Zohar'da iki bin yıldan fazla bir süre önce kaydedilen Kabalistik bir kavram vardır. Şöyle ki; her insan iki gerçeklikten oluşur. Biri beş duyuya ve fizikselliğe dayalı olan negatif gerçeklik, ‘dürtüsel güç’; diğeri ise negatif gücün kısıtlanmasına dayalı olan olumlu ‘ruh gücü’.

Olumsuzluk kötülükle aynı şey değildir. Olumsuzluk, daha yüksek boyuta erişmek için üzerinde çalışmamız ve üstesinden gelmemiz (düzeltmemiz) gereken güçtür.  

Biri sadece ‘alma’ diğeri ise ‘paylaşma’ arzusunu besler. Bu iki güç sürekli savaş halindedir ve hayatımızın resmi, hangisinin bilincimize hâkim olduğuna bağlıdır.

Bu, Freud’un insanlığın doğası gereği saldırgan ve bencil olduğuna, ancak bu nitelikleri kolektif bir uyum lehine aşma potansiyeline sahip olduğuna ilişkin fikirlerine benzer.

Hem Freud hem de önde gelen Kabalistler, bu olumsuz gücün belirli bir düzeyde sınırlandırılmasının uyumlu bir toplum yaratmak için gerekli olduğuna inanır. 

Freud, saldırgan arzuların ‘sınırsız tatmini’nin, kişinin hayatını yaşamasının en heyecan verici yolu gibi göründüğünü yazar, "ama bu, hazzı tedbirin önüne koymak anlamına gelir ve çok geçmeden kendi cezasını getirir."  

Bu, bencil tatminin kısa vadede cazip görünse de gelecekte kaos yaratacağı anlamına geliyor. Şöyle açıklıyor: “Nasıl ki içgüdülerin tatmini bizim için mutluluk anlamına geliyorsa, dış dünyanın bizi beslemeyi reddetmesi de bir o kadar şiddetli acılar çekmemize neden olur.”

Freud, içgüdüsel yaşamımızı kontrol edersek, ‘tatmin olamamanın’ acısından kaçınabileceğimizi savunuyor. Birincil dürtülerin aktif olarak kısıtlanması, dış koşullardan duyulan memnuniyetin reddedilmesinden daha az acı vericidir. Dolayısıyla bu dürtülerin kısıtlanması, mutsuzluğun önlenmesine yardımcı olduğu için belirli bir tür mutluluk da getirebilir.

Şayet beden bencil arzular tarafından yönetilirse neden-sonuç yasasına (Kartezyen kurallar) tabi olur. Ancak ruhlarımız farklı bir âlemde (olam) olduğu için özveriyle yönetilir. 

Zohar, Büyük Tufan hakkında şöyle yazar: “Tanrı yeryüzünü gördü ve işte – yozlaşmıştı. Zira her vücut, yeryüzü üzerinde yolunu saptırmıştı” (Bereşit 6:12).

Kabalistler Tevrat'ta, yazılı olanları temel düzeyde anlamaya çalıştıkları gibi ayrıca manevi olarak da okumaya özen gösterir. Dolayısıyla Büyük Tufan'ı bugün hayatlarımıza uygulanabilecek mecazi bir olay olarak gözlemlerler.

Dünya bu negatif enerjiyi tutar ve ortaya ne koyarsak karşılığında onu deneyimleyeceğimiz fikrini yansıtır.

Bunun özü 'Komşunu Kendin Gibi Sev'dir. Bu anlayış aslında olumsuz içgüdülerimize karşı bir silahtır. Ahlaki bir kavramdan ziyade mutluluğa ulaşmak için somut bir manevi araç olarak görülür.

Psikanaliz teorisinin yaratılması

Hasidizim, Freud'dan 150 yıldan daha uzun bir süre öncesine dayanan, ortalama insanın psikolojisinin; aşırı cinsellik ile karakterize edildiği görüşü de dâhil olmak üzere psikanalizin birçok unsurunu öngören ‘sefirotik’ bir psikoloji geliştirdi.

Psikanaliz ile Hasidizm Kabalasının çeşitli uygulamaları, yorumsal yöntemleri ve kurumsal düzenlemeleri arasında çok sayıda paralellik vardır. 

Chaim Bloch'un anlattığına göre Freud; Luria’nın Hayat Ağacı eserini (Sefer Etz AHayim) kitap formunda kaleme alan Mekubal Chaim Vital'in el yazmalarını okuduğunda heyecandan kendinden geçmiş ve "bu altın değerinde" çalışmaların neden daha önce hiç dikkatine sunulmadığını sormuş.

Psikanalizde, cinselliğe yapılan atıflar, Şehina (İlahi Varlık) ile Yüce Tanrı arasındaki bağlantıya ilişkin Kabalistik düşünceyi oldukça anımsatıyor. Ayrıca ‘kişiliklerin bölünmesi’ kavramı da Kabala’daki kapların parçalanması (Shevirat Ha-Kelim) ile yorumlanabilir.

Özellikle ‘Hesed’ (sevgi veya nezaket) ile ‘Gevura’ (güç veya muhakeme gücü) arasındaki ilişki, Hasidik Kabala Psikolojisinde kritik bir anı oluşturur. Bireysel insan ruhunun tam olduğu ancak sevginin muhakemeyle ve muhakemenin sevgiyle yer değiştirmesi sonucunda yaratılan Rahamim Sefirotu (merhamet) ile sonuçlandığında düzelmenin mümkün olabileceğini savunur.

Bu, ‘süper ego’nun sert yargıların (Gevura) kişilik içindeki erotik veya şefkat (Hesed) eğilimler tarafından değiştirilmemesi durumunda baskı ve nevrozun ortaya çıktığı yönündeki Freudcu düşünceye bir benzetme sağlar. İki gücün de psişeye hükmetmeyeceği ve bunaltamayacağı bir denge (rahamim) sağlamak beraberinde şifayı getirir.

Maalesef dünyanın kendisi ruhunu kaybetmiştir ve bir zamanlar doğada ve kozmosta manevi anlam bulmak için kullanılan hermeneutik yöntem (yorumlama) artık insanın incelenmesiyle sınırlı kalmıştır.   

Halefi Carl Jung ise Lurianik Kabala'dan ancak 1954'te haberdar olabilmiş ve kendisinin de Luria'nın fikirlerinde altın bulduğunu söyleyerek özellikle Luria'nın, parçalanmış bir kozmosun (Şevirat Ha Kelim) kırık damarlarını onarmaya (Tikkun) yardımcı olmanın insanın ilahi olarak belirlenmiş görevi olduğu fikrinden oldukça etkilenmiştir.

Psikoterapi için sembolik bir sistem olan ‘Jung’un Simyası’, içsel kurşunu altına dönüştürme sanatıdır. Metallerin değil, insan ruhunun içsel dönüşümünün sırrıdır. Onlar bu çalışmalarında Kabalistik ‘Şevirat’ ve ‘Tikkun’ kavramlarını benimsediler.

Birkaç yıl sonra Jung, "psikanalizin Yahudi kökenlerinin tam olarak anlaşılmasının bizi Yahudi Ortodoksluğunun ötesine, Hasidizmin çalışmalarına ve ardından da psikolojik olarak hâlâ keşfedilmemiş olan Kabala'nın inceliklerine taşıyacağı" yorumunu yapar.

Sonuçta Sigmund Freud'un Yahudi kökleri, Yahudi mistik geleneğinin psikanaliz yoluyla Batı kültürüne girdiğini gösteriyor. 

Özellikle Kabala ve/veya Hasidizm fikirlerinin zihinsel süreçlere ve klinik uygulamalara ilişkin anlayışımızı nasıl derinden etkilediğini ve zenginleştirdiğini gösteriyor.

Freud’un içsel Yahudi duygusu ne kadar güçlüydü? 

Freud kendi ölümü konusunda takıntılıydı. 23 Eylül 1939'da Yahudi geleneğinin en kutsal gününde ölmeyi seçmesi (ötenazi) paradoksaldır. Çünkü o gün hem ‘Şabat’ hem de ‘Yom Kipur’du. Şabat günü ölmek kutsalsa Yom Kipur'da ölmek iki kat kutsaldır.

Yom Kipur, Yahudi geleneğine göre, kişinin gelecek yılki kaderinin Yaşam Kitabı veya Ölüm Kitabı'nda mühürlendiği, Kefaret Günü ve Korku Günleri'nin doruk noktasıdır. En seküler Yahudiler bile bu günün ruhsal ağırlığını hissedebilir.

Freud, Yahudilerin ‘Hayat Kitabı'na yazılmayı ya da ölüme teslim edilmeyi diledikleri günde dünyayı terk etmeyi seçmişti.

Anlam yaratmanın ustası olan Freud için bilinçaltı söz konusu olduğunda tesadüfe yer var mıdır? Bu onun kefareti miydi? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Dini zihniyeti parçalayan adam, anlam yüklü en kutsal günde ölür. Sanki son bir kozmik Freudian dil sürçmesi gibi.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün