Yazı dizisinin önceki bölümünde 19. yüzyılın sonlarından itibaren milliyetçilik akımlarıyla gelen rüzgarların devletin gayrimüslimlere olan ilişkisini değiştirmeye başladığına getirerek sonuçlandırmıştım. Konu ile ilgili toptancı bir yaklaşımla gayrimüslimlerin devlet ve toplumun geri kalanlarının gayrimüslimlere yaklaşımı ve tutumu hakkında, bu uzun zaman dilimi ve geniş coğrafyayı düşünerek, genellemeler yapmamaya özen gösterilmeli. Çünkü devlet ve toplumun Müslüman kısmı farklı zamanlarda ve imparatorluğun farklı bölgelerindeki gayrimüslimleri farklı değerlendirdiğini ve tek bir potaya koymadıklarını bilmemiz gerekir.
Bunun sebebine devlet penceresinden bakacak olursak, yaklaşımların döneme, bölgeye ve uluslararası konjoktüre göre değiştiğini görebiliriz. Tanzimat’tan itibaren gelen eşit vatandaşlık hedefi ve Osmanlıcılık ideali, Balkanlar’daki ayaklanmalar ve Bulgar gönüllü birliklerinin Rus Ordusu’na katılması gibi olaylarla birlikte çağın imparatorlukları parçalayan milliyetçilik ruhuna yenik zaten yenik düşmüştü. Özellikle 93 Harbi sonrası kaybedilenler yalnızca toprak değil, birlikte yaşama hayaliydi de.
Burada ince bir detay devletin öncelikli tehdit kabul ettiği alanların milliyetçi örgütlenmelerin olduğu sınır bölgeleri olması ve toptan bir yaklaşıma girmemesidir. Bunun sonucu olarak gerçekleşen veya olası isyanların bastırılması/önlenmesi çabalarının yanında;
- Sorunlu bölgelerde nüfus dengesi değiştirmesine,
- Müslüman muhacirlerin Balkanlara yerleştirilmesine,
- Gayrimüslim nüfusun dağıtılmasına da gidilmiştir.
Yani bir yerde bugün ‘demografik mühendislik’ olarak adlandırılan uygulamalar.
1900’den Osmanlı Devleti’nin çözülme sürecine giderken devletin o günün şartlarında bölgeler ve bazı topluluklarla ilgili güven ve risk algısı için yapay zeka karşımıza şöyle bir tablo getirmekte.
Bölge/Topluluk Güvenlik algısı Ayrılık/özerklik riski
Balkanlar/Bulgar Ortodoks Yüksek tehdit Çok yüksek
Balkanlar/Rum Ortodoks Orta-yüksek Yüksek
Doğu Anadolu/Ermeniler Yüksek tehdit Yüksek
İzmir/Rumlar Temkinli Orta
İstanbul/Rumlar Kontrollü Orta
İstanbul/Ermeniler Kontrollü Orta
İstanbul/Yahudiler Görece güvenilir Düşük
Selanik/Yahudiler Güvenilir Çok düşük
Suriye-Lübnan/Maruniler Orta Orta
Arnavutluk(karma) Yüksek özerklik Yüksek
Kuzey Afrika/Müslüman Orta Orta
Arap Yarımadası/Müslümanlar Görece güvenilir Orta
Yapay zeka bu tablonun oluşturulmasında başlıca Eric Züchrer ve Feroz Ahmad (modern Türkiye ve genç Osmanlı üzerine çalışan yabancı tarihçiler) ve K.Karpat ve Ş.Hanioğlu gibi Türk tarihçilerin çalışma ve analizlerinden yararlandığını belirtmekte.
Benzer şekilde 20. yüzyıl başından Cumhuriyet’e giden süreçte Müslüman çoğunluğun gayrimüslimlere bakışı hakkında da toptancı bir yaklaşım doğru olmayacaktır. Tarih aralığı, konum ve karşıdaki gayrimüslim topluluğa göre algı ve yaklaşımın farklı olduğunu düşünmek gerekir. Genel iklim ve algı için zaman aralığı, coğrafya ve siyasi görüş bazında şunlar söylenebilir;
1900-1908: II. Abdülhamit’in son döneminde gündelik hayatta komşu/esnaf/ortak olarak gördükleri Gayrimüslimlerle birlikte ama onları farklı gören yaklaşım
1908-1912: İttihat ve Terakki döneminde ‘Hürriyet, müsavat (eşitlik, denklik) uhuvvet(kardeşlik) söylemleriyle eşit vatandaşlığa inanma çabaları
1912-1913 Balkan Savaşları ve travmatik kırılma: Balkanlar’dan İstanbul ve Anadolu’ya gelen Müslüman muhacirlerin anlatıları ve ‘kuşatma altındaki devlet’ algısıyla güvenlik algısında değişim, Gayrimüslimlerin potansiyel dış güçlerle bağlantı unsurlar görünümü
1914-1918 I.Dünya Savaşı ve radikalleşme: En üst düzeyde beka sorunu algısı, güvenlik sorunlarının zirveye çıkmasıyla toplu suçlamalara gidilmesi ve sertleşen politikalar
İstanbul ve büyük liman şehirlerinde: Yoğun ekonomik ve sosyal iç içe olma hali
Balkanlardan göç alan Anadolu şehirlerinde; Muhacir anlatılarıyla daha sert tutumlar
Doğu Anadolu: Sınır olmasıyla birlikte gerilimler ve yerel çatışmaların algıya etkisi
Osmanlıcılarda: Eşit vatandaşlık fikrine yakın
Merkeziyetçi-İttihatçılarda: Güvenlik ve devlet bekası öncelikli
Hatta bu kategorileştirmeler sosyal sınıf ve mesleğe göre de yapılabilir.
Yukarıdaki tablo ve sonraki kategorileştirmeler elbette kişiden kişiye değişebilir, hatalı bulunabilir. Hatta tarihçiden tarihçiye de ciddi anlamda değişmektedir. Biz hiçbirine katılmayabilir veya bazılarına katılır, bazılarına katılmayabiliriz. Bunun sebebi aynı olaylara aynı kaynaklardan bakıldığında dahi tarihi okumaların farklılaşmasının kaçınılmazlığıdır. (Bu da bizi tarihin ne kadar objektif olduğu sorusuna götürür ama bu felsefik soruyu konumuz olmaması itibariyle bir kenara koyalım.)
Büyük travmalar yaratan, hala tam anlamıyla aşılamayıp, yansımaları bugünlere uzanan bir döneme ait bir dönemi anlatmak takdir edersiniz ki hiç de kolay bir iş değil. Böylesi zor konularda eksik bilgilerle güçlü kanaatler edinmenin kolaycılığına kaçmamak gerektiğine inanıyorum. Herhalde en doğrusu kimlikler üzerinden savunma refleksi geliştirmemek, bir gruba kolektif değerlendirme veya kolektif suçlamalar yapmamak ve ahlaki yaftalamalar yapmadan, sıfatlar yüklemeden daha çok öğrenmek ve anlamaya çalışmak.