2025'in en özgün filmi

Olivier Laxe´ın Cannes Jüri Ödüllü ´Sırat´ı vizyonda ve MUBİ´de. Film kayıp kızını aramak için Avrupa´dan Kuzey Afrika çöllerine gelen acılı bir babayı izliyor. Olivier Laxe´ın izleyiciyi apokaliptik bir çöl yolculuğuna götüren ´Sırat´ı 2025´in en özgün filmi, yılın en büyük sinema sürprizi. ´Sırat´ temposu fevkalade yüksek, cüretkâr, inandırıcı, gerçekçi bir kıyamet filmi.

Viktor APALAÇİ Sanat
25 Şubat 2026 Çarşamba

‘SIRAT’ Yön: Olivier Laxe - Sen: O. Laxe - Santiago Fillol - Gör: Mauro Herce - Müz: Kangding Ray - Kur: Cristobal Fernandez - Oyn: Sergi Lopez - Bruna Nunez Arjona - Stefania Gadda - Joshua Liam Herderson - Tonin Janvier - Jade Oukid

Genç İspanyol yönetmen Olivier Laxe’ın izleyiciyi apokaliptik bir çöl yolculuğuna götüren ‘Sırat’ı, 2025’in en özgün filmi, yılın en büyük sinema sürprizi. İzleyiciyi bir deneyimin içine sokmayı amaçlayan film, güçlü sinematografisiyle, sembolik anlatımın ağır bastığı metaforik bir içsel yolculuk. Cesur, özgün ve politik auteur sineması örneği olan ‘Sırat’, bir kendini bulma hikâyesi anlatarak, izleyicisini ruhsal bir arafta bırakan bir film. Ölümü merkezine alan, çölü modern kimliğin parçalandığı yer olarak takdim eden, modern insanın yönünü kaybettiğini savunan film, distopik ve kıyamet sonrası atmosferiyle, hakikati arayan insanı merkezine alıyor. Film Avrupa’dan Kuzey Afrika çöllerine oğluyla birlikte gelen bir baba (Sergi Lopez) ile başlar. Kızının çöllerdeki rave (elektronik müzik) topluluklarına katıldığı, sistemden kopmuş alternatif bir yaşam arayışına girdiği bilinir. Baba kızının izini bulmak için çöldeki bu göçebe rave topluluklarını takip etmeye başlar. Bu grup, toplumdan kopmuş, sınırları reddeden, sürekli hareket eden garip insanlardan oluşur.

Apokaliptik içsel yolculuk

Maceralı çöl yolculuğu ilerledikçe yön duygusu kaybolur, zaman belirsizleşir. Baba giderek kontrolünü kaybeder, fizik olarak zayıf düşer, psikolojik olarak da çözülür. Bu süreç bir ‘egonun parçalanması’ sürecidir. İspanya ve Fas’ta çekilen, yönetmenin önceki filmlerine göre daha politik ve radikal olan ‘Sırat’, yalnız bir karakterin, gerçek olduğu kadar sembolik de olan bir çölü aşma yolculuğunu anlatıyor. 2025’in kaotik, patlayıcı dünyasında bizi rave müziği manyağı yapan, hepimizi çölde kaybolmuş hale getiren ‘Sırat’ tansiyonu fevkalade yüksek, cüretkâr, inandırıcı, gerçekçi bir kıyamet filmi. Dünyadaki zamanımızı sorgulayan bu heyecan verici hipnotik film, yetenekli yaratıcısı Olivier Laxe’ı yeni bir boyuta taşıyor. Laxe’ın vermek istediği temel mesaj insanın ancak sınırına geldiğinde değiştiği ve hakikatin ancak konfor alanının dışında bulunduğudur.

Cinayet draması ‘Ateş Gelecek / A Que Arde’, konusu Fas dağlarında geçen western ‘Mimosas’tan sonra, Galiçya kökenli, Paris doğumlu İspanyol yönetmen Olivier Laxe (44), sonuna kadar halüsinasyon dolu muhteşem filmi ‘Sırat’ ile şaşırtıyor. Altın Küre Ödülü sahibi Fransız bestekâr Kangding Ray’in tekno müziği, İngiliz görüntü yönetmeni Mauro Herce’nin görkemli fotoğrafları, 2026’nın Oscar adayı üç ses mühendisinin müthiş ses tasarımı, olağanüstü bir casting çalışmasıyla bir araya getirilen kusursuz oyuncu kadrosuyla, gizemli aksiyon ve psikolojik drama ‘Sırat’ın özgünlüğüne hayran kalıyoruz. Film, yönetmenin sinemasında sıklıkla görülen maneviyat, sınır deneyimi ve insanın içsel yolculuğu temalarını merkezine alıyor. Olivier Laxe’ın sinemasında sessizlik önemli bir anlatım aracıdır, az diyaloga yer veren sinema dilinde daha çok görüntüler öne çıkar.

‘Sırat’ta doğa sadece arka plan değil, karakterlerin psikolojisini yansıtan aktif bir karakter gibidir. Belgesel hissi veren film kurduğu şiirsel atmosferle doğal gerçeklik hissini izleyiciye geçiriyor. Sembolik, felsefi ve minimalist ‘Sırat’ insan varoluşunu ve sınav kavramını merkezine alan bir manevi yolculuk filmidir. Anlam arayan bir varlık olan baba, kızını aradığını sanırken aslında kendi ruhunu ve varoluşunun anlamını arıyordur. İzleyiciye net cevaplar vermeyi reddeden film modern dünyanın çöküş hissini yansıtır ve dünyanın sonuna doğru dans eden insanlar hissi yaratır. Bu yönüyle film güçlü atmosferiyle, yarattığı derin varoluşsal etkiyle izleyicisini içine çeken bir deneyim. Hikâyesinin giderek belirsizleşmesine rağmen film güçlü görsel atmosferiyle, çarpıcı çöl görüntüleriyle, özgün ve cesur sinema diliyle övgüyü hak ediyor.

İzleyicinin bilinçaltına hitap eden ‘Sırat’, ticari sinemadan tamamen farklı modern spiritüel sinemanın güçlü bir örneği, mistik bir yolculuk filmi. İnsanlığın durumu hakkında sindirilmesi zor bir masal anlatan film, çarpıcı, rahatsız edici ama muhteşem bir hayatta kalma öyküsü. Film ismini İslam inancındaki ‘Sırat Köprüsü’nden alır. Bu köprü kıyamet gününde insanların geçmesi gereken, ince, tehlikeli ve hakikatle yüzleşmeyi simgeleyen bir geçiştir. Film bu kavramı gerçek bir köprüden çok bir metafor olarak kullanır. Sırat kavramı İslam kökenli olsa da film sadece dini bağlantılı değildir ve insanın evrensel olarak yaşadığı sınavları temsil eder. Film hem başlığı hem yaklaşımıyla güçlü sembolik anlamlar taşıyor. Filmde fiziksel bir yolculuk yapan karakterlerin, aynı zamanda ruhsal ve ahlaki bir sınavdan geçmesi anlatılır. Olivier Laxe’ın sinemasında olduğu gibi hikâye klasik dramatik olaylardan çok, yolculuk, yalnızlık, doğayla karşılaşma ve insanın kendiyle yüzleşmesi üzerine kuruludur.

Hipnotik yol filmi                                                                                      

Film maneviyat, içsel dönüşüm, doğayla insan ilişkisi temalarıyla minimal bir anlatım öne çıkar. Film bu yönüyle kimlik, güç, aidiyet, kurtuluş gibi modern temalarla ilişkilendirilebilir. Kayıp bir kızı arama hikâyesi anlatırken, film varoluş, ölüm, egonun çözülmesi ve ruhsal geçiş üzerine bir alegoridir. Filmde çölde tamamen yalnız kalan, fiziksel ve psikolojik sınırına ulaşan babanın kızını bulup bulmadığı net bir şekilde gösterilmez. Aslında bu beceriksizlik kasıtlıdır. (Bu sebeple yazımda konuya çok az yer ayırdım). Baba artık eski benliğinde değil, sembolik olarak ‘Sırat köprüsünden geçmiştir’. Yaşam ile ölüm arasında bir alan olan çöl, filmde Sırat Köprüsü’nü temsil eder. Egonun yok olduğu yer olan çölde insan özüyle baş başa kalır. Gerçeklikle yüzleşme konusunda, şehir illüzyon, çöl gerçekliktir. Kaybolmuş masumiyet ve hakikati temsil eden kayıp kız gerçek bir karakter olmanın ötesinde semboliktir.

Filmin başında mantıklı, hareketleri kontrollü, düzenli bir insan olan baba çöl yolculuğunda kontrolünü ve kimliğini kaybeden bir insana dönüşür. Filmin savunduğu ana tema, hakikatin bulunacak bir nesne olmayıp, yaşanacak bir deneyim olduğudur. Modern insanın anlam arayışını, çöl metaforu üzerinden anlatan, varoluşsal bir geçiş ritüeli olan film, günümüz insanının ruhsal boşluğunu gözlere seriyor. Akıllarda eşsiz bir nihilist zarafet anı olarak kalacak ‘Sırat’, büyüleyici bir şok dalgası yaratan, garip ve gizemli bir tada sahip olağanüstü bir başyapıt. Doğa ve çölü insanın kim olduğunu sorgulayan bir sınav alanı olarak sunan film, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşme fikrini işliyor. Ölümün her yerde mevcut olmasına rağmen filmde hiçbir cesedin gösterilmemesi dikkat çekicidir.

‘Sırat’ sinema tarihinin ünlü yol filmleri zincirine katılan son halka. Oscar Ödüllü yol filmleriyle başlayacak olursak, Chloé Zhao’nun ‘Nomadland’i (2020) üç, Arthur Penn’in ‘Bonnie and Clyde’ı (1967) iki, Ridley Scott’ın ‘Thelma and Louise’i (1991) bir Oscar kazanmıştı. Klasik yol filmleri başyapıtları arasında Wim Wenders’in Altın Palmiye Ödüllü ‘Paris, Texas’ını (1984), Henri-Georges Clouzot’nun Altın Ayı Ödüllü ‘Le Salaire de la Peur’ünü (1953), Dennis Hopper’in çığır açan ‘Easy Rider’ini (1969), Paul Schrader’in ‘Hardcore’unu (1979), Walter Salles’in ‘The Motorcycle Diaries’sini (2004), Alfonso Cuaron’un ‘Y Tu Mama Tambien’ini (2001) sayabiliriz. George Miller’in ‘Mad Max’ serisi, Michelangelo Antonioni’nin ‘Zabrinsky Point’i (1970) ve William Friedkin’in ‘Sorcere’iyle (1977) yol filmleri listesini tamamlayalım.

Agustin ve Perdo Almodovar’ın yapımcıları arasında olduğu filmin senaryosunda, Olivier Laxe ile (kendi de yönetmen olan) Santiago Fillol’un imzaları var. Filmin tek tanıdık oyuncusu, Barselona doğumlu Katalan aktör Sergi Lopez (60) bilinen rahatlığı, oyun gücüyle ustalığını kanıtlıyor. Oyuncu kadrosunda biri kolu kesik, diğeri takma bacaklı iki engelli aktör filme gerçeklik katıyor. Beraberlerindeki iki kadının da eksantrik tiplerden seçilmesi de bir casting becerisi. Son Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü kazanan filmin yaratıcısı Olivier Laxe, uzun boyuyla, aslan yelesini andıran saçları ve karizmasıyla Cannes’ın gördüğü en yakışıklı sinema adamıydı.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün