Haklı olmak değil, adil olmak

Hayim BEHMOARAS Yaşam
18 Şubat 2026 Çarşamba

Eski bir Anadolu kasabasında ya da uzak bir Avrupa köyünde anlatılan o meşhur hikâyeyi bilirsiniz. Kasaba meydanındaki küçük mahkeme salonunda iki adam, bir top kumaşın başında birbirlerine öfkeyle bakmaktadır. İkisi de aynı kumaş parçasının kendisine ait olduğunu, parasını ödediğini, hakkı olduğunu iddia eder.

Hakim birinciyi dinler; adam öyle tutarlı, öyle ikna edici konuşur ki hakim başını sallar: “Sen haklısın.” Diğeri hemen itiraz eder, kendi makbuzlarını, şahitlerini ve mağduriyetini sıralar. Hakim ona da aynı sükunetle döner: “Sen de haklısın.” Kapının eşiğinde konuşmaları duyan hakimin eşi dayanamayıp içeri seslenir: “Aman bey, nasıl olur? Zıt iddialarda bulunan iki kişi aynı anda nasıl haklı olabilir?” Hakim, eşine de hafifçe gülümseyerek cevap verir: “Biliyor musun hanım, aslında sen de haklısın.”

Bu anekdot, sadece bir fıkra değil; aslında modern dünyanın en büyük çıkmazlarından birinin röntgenidir. Herkesin kendi penceresinden, kendi verileriyle ve kendi acılarıyla “yüzde yüz haklı” olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ancak herkesin haklı olduğu bir yerde, neden kimse mutlu değil? Neden çatışmalar bitmiyor? Cevap belki de çok basit: Çünkü biz ‘haklı olmayı’, ‘adil olmaya’ tercih ediyoruz.

Haklılığın Kalesi ve Adaletin Meydanı

Haklı olmak, bireysel bir zaferdir. Bir tartışmada veya hukuk mücadelesinde ‘haklı’ olduğunuz tescillendiğinde, egonuz geçici bir tatmin yaşar. Ancak haklılık, doğası gereği dışlayıcıdır. Bir duvar gibidir; sizi korur ama başkasıyla aranıza mesafe koyar. “Ben haklıyım” dediğiniz anda, karşı tarafın gerçekliğine kapıyı kapatmış olursunuz. Haklılık, geçmişe takılıp kalır; kimin ne hata yaptığını bulmaya odaklanır.

Adil olmak ise adeta bir meydandır; herkesi kapsar. Adil olmak, sadece kuralları harfiyen uygulamak değil, o kuralların arkasındaki insanı, vicdanı ve dengeyi gözetmektir. Haklılık ‘ben’ ile ilgilidir, adalet ise ‘biz’ ile. Adalet, karşı tarafın da doğrusunu görebilme cesaretini, gerekirse kendi küçük menfaatinden feragat edebilme olgunluğunu gerektirir. Hikâyedeki hakimin “hepiniz haklısınız” demesi, aslında hukuki bir karardan ziyade insani bir tespittir: Herkesin bir gerçeği vardır ama tek başına hiçbir gerçek, toplumsal huzuru sağlamaya yetmez.

Kuralların Ötesindeki Vicdan

Modern hukuk sistemleri bize bir çerçeve sunar; yasalar, yönetmelikler ve prosedürler... Ancak sadece yasalara tutunmak, bizi birer ‘haklılık makinesine’ dönüştürebilir. Bir durumun kağıt üzerinde yasal olması, onun her zaman ahlaki veya adil olduğu anlamına gelmez. İşte burada insan devreye girer.

Gerçek adalet, bir matematik formülü değildir. O kumaş parçasını tam ortadan ikiye bölmek ‘haklı’ bir çözüm gibi görünebilir. Ama ya bir tarafın o kumaşa kış günü örtünmek için hayati ihtiyacı varsa, diğer tarafın ise zaten onlarca kumaşı varsa? İşte adalet, o keskin bıçağı eline almadan önce tarafların ihtiyacına, geçmişine ve aradaki insani dengeye bakmayı gerektirir. Haklı çıkmak alkış getirir ama adil davranmak güven inşa eder.

Günlük Hayatta Adil Kalabilmek

Bugün sosyal medyadan iş hayatına, aile içi ilişkilerimizden komşuluk bağlarımıza kadar her yer bir ‘haklı çıkma’ arenasına dönmüş durumda. Herkes kendi yankı odasında ne kadar kusursuz olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Oysa toplumun dikişlerini tutan şey, birbirimizin yüzüne “Ben haklıyım!” diye bağırmak değil, “Senin de bir payın var, gel adil bir orta yol bulalım” diyebilmektir.

Adil olmak zordur. Çünkü adil olmak, bazen sessiz kalmayı, bazen hakkından bir parça vazgeçmeyi, bazen de popüler olmayanı savunmayı gerektirir. Hikâyedeki o bilge hakimin yaklaşımı aslında bizlere bir yol haritası çiziyor: Hayat, sadece siyah ve beyazdan ibaret değildir. Grinin binlerce tonunda, her insanın kendi haklılık payı gizlidir.

Yazıyı bitirirken kendimize şu soruyu soralım: Bir tartışmanın sonunda odadan ‘zafer kazanmış ama yalnız’ biri olarak mı çıkmak istiyoruz, yoksa ‘hakkı teslim etmiş ve huzurlu’ biri olarak mı?

Unutmayalım; haklılık bir savaşın galibi yapar sizi, adalet ise kalıcı bir barışın mimarı. Kumaş parçaları eskir, yırtılır ama adaletle atılan düğümler bir ömür boyu çözülmez.

Sevgiyle kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün