Bunu yazarken içimde tek bir niyet var: ‘Dosya’ kelimesini ağzıma aldığım anda bile, orada bir yerlerde çocukların, gençlerin, hayatı kesintiye uğramış insanların olduğunu unutmamak. Çünkü bu tür haberlerin en sinsi yan etkisi şu: Bir süre sonra ‘isimler’ konuşulur, ‘belgeler’ konuşulur, ‘kim kiminle fotoğrafta’ konuşulur… Ama acının kendisi, yani mağdurun sesi, bir ‘arka plan gürültüsü’ne dönüşür.
Ben bunu yapmak istemiyorum. Bir yandan gerçeğe bakmak istiyorum, bir yandan da insana. Çünkü gerçek, insansız konuşulunca soğur; insan, gerçeksiz konuşulunca da korunamaz.
Tam da bu yüzden bu yazı ne bir ‘şok’ metni, ne bir ‘suçlama listesi.’ Bu yazı, bir tür dedektif defteri: kanıtın peşinde ama kalbi de açık kalarak.
Ve evet, tarih önemli: 30 Ocak 2026’da ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Epstein Files Transparency Act kapsamında toplam üretimin ‘yaklaşık 3,5 milyon sayfaya’ ulaştığını ve büyük bir belge setinin yayımlandığını duyurdu.
Bunun içinde çok sayıda görüntü ve video materyalinin de bulunduğu belirtiliyor.
Ama dedektif bakışı burada başlıyor: ‘Yayımlandı’ denirken, bazı kategorilerin mağdur güvenliği ve çeşitli gerekçelerle dışarıda bırakıldığı da aynı metinlerde yer alıyor.
Yani elimizde iki gerçek var: şeffaflık ve kontrol. Aynı anda.
Spotlight Mantığı: İsim avı değil, mekanizma okuması
Berlin’de bir akşam hayal et. Masa lambası açık. Laptopta sekmeler yan yana: resmî duyuru, haber analizleri, bir iki ‘isim’ tartışması, bir iki yorum… Bir noktada, o tanıdık hissi yakalıyorsun: Hem çok şey biliyor gibisin hem de hiçbir şey net değil. İşte o anlarda ben kendime şunu sorarım:
Bana gösterilen şey, benden hangi davranışı istiyor?
Öfke mi? Korku mu? Umutsuzluk mu? Yoksa ‘rahatlayıp susmam’ mı?
Bu soruyu sormayı bana yıllardır aynı film hatırlatıyor: Spotlight. Film, kışkırtıcı bir ‘komplo’ dili kurmaz. Tam tersine, daha can yakıcı bir şey söyler: Bazen kötülük kapalı kapılar ardındaki gizemli bir figür değildir; kurum refleksi, itibar korunması, dosyanın sürüncemesi, sessizliktir.
Bu noktada gerçek hayattan küçük ama öğretici bir örnek var: Şubat 2026’da Temsilci Ro Khanna’nın ‘unredacted’ inceleme sonrası paylaştığı altı isim tartışma yarattı. Sonra ortaya çıktı ki, bu isimlerden dördünün Epstein’le doğrulanmış bağı olmadığı, bunların bir fotoğraf teşhis dizisi (photo array) bağlamında dosyada yer aldığı ifade edildi.
Bu tek olay bile şunu anlatıyor:
İsim, delil değildir. Ama isim ‘silah’ olabilir.
Ve bu silah, sadece hedef alınanı değil, mağduru da ikinci kez yaralayabilir: Çünkü dikkat ‘isim fırtınasına’ kayınca, asıl meseleyi yani koruma, adalet, rehabilitasyon, hukuki sonucu gölgede bırakır.
Bu yüzden Spotlight mantığıyla, şunu ayırmak zorundayız:
•İtibar tepkisi (PR, ‘mesafe koyma,’ sessizce çekilme)
•Hukuki sonuç (soruşturma, iddianame, yargılama, yaptırım)
Biri görünürlük üretir, diğeri adalet.
Gökyüzü okuması ve gelecek: ‘Sis kurala dönüşürken’ bizden ne istenecek?
Şimdi gelelim senin istediğin ‘ezoterik/mistik–astrolojik okuma’ kısmına. Ben bunu ‘kehanet’ diye değil, kolektif iklim analizi gibi okuyorum: Gökyüzü bir neden değil; bazen bir eşzamanlılık haritası.
17 Şubat: Kova tutulması - Spot ışığı ‘ağlara’ düşer
17 Şubat 2026’da bir tutulma var (annular solar eclipse).
Kova teması: ağlar, topluluklar, teknoloji, kolektif zihin. Bu tür zamanlarda ‘hakikat’ genelde bir kişinin elinde değil; platformların, arşivlerin, sızıntıların, veri akışının içinde dolaşır. Ve tam burada bir risk doğar:
Hakikat, bilgiye; bilgi, gürültüye; gürültü, yorgunluğa dönüşür.
20 Şubat: Satürn–Neptün Koç — ‘Sis’ ya kurala bağlanır ya da kural sisle bulanır
Astroloji uzmanları 2026 analizlerinde, ayın ana temasının 20 Şubat’taki Satürn–Neptün kavuşumu olduğunu vurguluyorlar.
Bu sembolizm çok net:
•Satürn = yasa, kurum, sınır, sorumluluk
•Neptün = sis, algı, mağduriyet teması, kolektif hassasiyet
Böyle dönemlerde iki şey aynı anda olabilir:
1.Gerçek bir reform: sistem kendini toparlar, mekanizmalar sıkılaşır, mağdur daha çok korunur.
2.Kontrollü temizlik: reform diliyle yeni bir kontrol katmanı kurulur.
Uranüs İkizler (2025–26): ‘Bilgi savaşı’ hızlanır.
Uranüs’ün İkizler’e giriş-çıkış tarihleri (7 Temmuz 2025 ve Nisan 2026’da kalıcı giriş) astrolojik analizlerde ortaya konuyor.
Bu, haberin ve belgenin ‘silahlaşması’ demek olabilir: Deepfake, dezenformasyon, algoritma savaşları, sızıntı ekonomisi… Yani dosyaların ‘hakikat’ kadar ‘strateji’ de taşıdığı bir çağ.
Plüton Kova arka planı: ağların iktidarı
Plüton’un Kova’ya tam yerleşiminin Kasım 2024’te netleştiği görülüyor. Bu, güç kavgasının ‘tek tek kişilerden’ çok ağlar ve sistemler üzerinden yürüdüğü bir uzun dönemi anlatır.
Peki, ‘gelecek okuması’ olarak bizden ne istenecek?
Eğer bu ifşalar bir yandan gerçek, bir yandan kontrollü ise, önümüzdeki 12–24 ayın ana pazarlığı şu olabilir:
• ‘Çocukları korumak’ (haklı hedef) adına dijital kimlik/yaş doğrulama gibi daha geniş düzenlemeler.
• Platformlara daha sert sorumluluklar, içerik denetimi, veri erişimi.
• ‘Gerçeklik krizi’ gerekçesiyle doğrulanmış internet fikrinin normalleşmesi.
Benim okuyucuya sormak istediğim soru şu:
Koruma adına hangi özgürlüklerden vazgeçmemiz istenecek?
Ve bu fedakârlıkların gerçekten mağdura mı yaradığı, yoksa sistemi mi rahatlattığı nasıl anlaşılacak?
İşte tam burada Spotlight’ın final dersi devreye giriyor: ‘Kahraman’ bekleme. ‘İsim’ avlama. Mekanizmayı izle. Kanıtı takip et. Ve mağdurun yanında kal.
Bu yüzden (samimi bir öneri): Eğer bu gündem seni hem öfkelendiriyor hem de dumura uğratıyorsa, Spotlight’ı izle. Çünkü film, ‘gerçekle yüzleşirken insan kalmanın’ bir provası gibi.
Benim için uyanmak, ‘daha çok bilgi’ değil; daha çok dikkat ve daha çok vicdan demek. Uyanmak, isimlere değil mekanizmaya bakmak; mağduru koruyup gerçeği sabırla takip etmek demek.
Ve bu haftanın sorusu şu: Bize gösterilen ışıkla yetinecek miyiz, yoksa ışığın düştüğü yerde saklanan gölgeyi de görmeye cesaret edecek miyiz?