Bu hafta Ağa Takılanlar

•Epstein dosyasının MOSSAD ve Yahudilikle ilişkilendirilmesi dolayısıyla tüm dünyada Gazze soykırımıyla birlikte başlayan anti-Semitik dalganın kuvvetlendiği görülüyor. ABD´de halk sokaklara dökülmüş vaziyette ve “bizi gerçekte kim yönetiyor; bugüne kadar şantajla mı yönetildik” soruları herkesin dilinde ve zihninde. Konunun tüm dünyada İsrail karşıtlığından Yahudi düşmanlığına evrilmesi an meselesi. Netanyahu yönetimi de bu yangına zaten benzin döküyor. Binlerce yıllık kolektif hafızanın ve üstü örtülen olumsuz düşüncelerin aniden zaman çökmesine uğraması ve güncel bir duygu durumuna dönüşmesi şaşırtıcı olmaz. Unutmadan şunu da yazalım: Bir ırka, kavime, dine, inanca vs. yönelik her tür düşmanlık toksiktir. Kötülerin varlığı herkesi kötü yapmaz ama insanoğlu kötülerle savaşıyorum derken kendini aniden o kötülüğün parçası olarak bulabilir. Dikkatli olmak lazım. Prof. Dr. Deniz Ülke KAYNAK – www.dunya.com

İzak BARON Diğer
11 Şubat 2026 Çarşamba
  • İSRAİL'DE HÜKÜMET İLE YÜKSEK MAHKEME ARASINDAKİ ANLAŞMAZLIK "ANAYASAL BİR KRİZİ" TETİKLİYOR - ABDEL RA'OUF D. A. R. ARNAOUT, MAHMUT GELDİ 

İsrail Yüksek Mahkemesinin daha önce, siyasi kademe ile polis çalışmaları arasındaki ilişkiyi düzenlemek amacıyla Bakan Ben-Gvir ve Başsavcı arasında anlaşma yoluyla ihtilafı çözmeye çalıştığına değinilen haberde, ancak dilekçelerde belirtildiği gibi bu anlaşmanın sağlanamayacağı ve bu nedenle de mahkemenin bahsi geçen kararı çıkardığı belirtildi.

İktidar koalisyonu içinde, "Kalkan Yasası 2" olarak bilinen yeni bir yasa tasarısının gündeme geldiğine işaret edilen haberde, bu yasa tasarısının da Yüksek Mahkeme'nin bakanların atanması veya görevden alınmasıyla ilgili kararlara müdahale etme yeteneğini kısıtlamayı amaçladığı ifade edildi.

Yedioth Ahronot gazetesi de "9 yargıçtan oluşan Yüksek Mahkeme heyetinin, kararında 24 Mart'ta bir duruşma planladığı ve hem Netanyahu'nun hem de Ben-Gvir'in 10 Mart'a kadar yazılı yanıt vermelerini istediğini" aktardı.

Gazete haberinde, "Mahkemenin bu hamlesi, koalisyon hükümetindeki üyelerin Netanyahu'yu kabine arkadaşlarını görevden alacak herhangi bir karara uymamaya çağırmasıyla birlikte geldi." denildi.

İsrailli gözlemciler ise Yüksek Mahkeme'nin Netanyahu'yu Ben-Gvir'i görevden almaya zorlayan bir karar vermesi ve Netanyahu'nun bu kararı uygulamayı reddetmesi durumunda, Yüksek Mahkeme kararlarının en yüksek yargı organı olarak temyiz edilemeyecek olması nedeniyle ülkenin anayasal bir krize gireceğini öngörüyor.

Tamamı : https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israilde-hukumet-ile-yuksek-mahkeme-arasindaki-anlasmazlik-anayasal-bir-krizi-tetikliyor/3821311

  • AVRUPA AŞIRI SAĞI KUDÜS’TE NE ARIYOR? – CAN ERTUNA

İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen antisemitizmle mücadele konferansına görevde olan ve eski bazı devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra Avrupa’daki aşırı sağ siyaset yelpazesinin dört bir yanından isimler katıldı.

Katılımcılar arasında, geçmişte neo-Nazi kökleri nedeniyle eleştirilen İsveç Demokratları lideri Jimmie Akesson, Belçika’daki radikal Flaman Çıkarı partisinden Sam van Rooy, İspanya’daki aşırı sağcı Vox lideri Santiago Abascal ve yine Fransa, Polonya, Romanya ve Macaristan’da aşırı sağın farklı tonlarını temsil eden partilerden temsilciler vardı. Hollanda Özgürlük Partisi kurucusu Geert Wilders de konferansa video mesaj yolladı.

İsrailli bir konuşmacı, “elde edebileceğimiz tüm müttefiklere ihtiyacımız var” dese de bu tablo dünyada giderek yalnızlaşan İsrail’in çaresizce marjinallere sarılması olarak okumak eksik olur. Zira politik yelpazenin uçlarında yer alan bu siyasetçi ve partiler seçmen tabanını her geçen gün genişletiyor ve müstakbel iktidar ya da iktidar ortağı olarak görülüyorlar.

İki gün süren konferansta İsrail Başbakanı Netenyahu da bir konuşma yaptı. Gazze’de soykırıma varan savaşın da parçası olduğu bölge politikalarını “militan İslam istilası” ile mücadele gibi yansıttı; “İsrail’in bugün yaptığı şey sadece kendini savunmak değil, sizi savunmak, Batı’nın tamamını savunmaktır” dedi. Böylece uzun süredir yaptığı gibi aşırı sağcı Avrupalı liderlerin diliyle konuşmayı sürdürdü.

Misafir konuşmacılar ise karşıtlarını -çoğunlukla sol partileri- ve Birleşmiş Milletler’i Yahudi düşmanlığıyla suçladı. İsrail’in Haaretz gazetesinin haberine göre, İslami hareketlerle komünist ve sol gruplar arasındaki iş birliğine dair “kızıl-yeşil ittifak” tezi de öne çıkan komplo anlatılarından oldu.

Tamamı : https://www.birgun.net/makale/avrupa-asiri-sagi-kuduste-ne-ariyor-689879

  • İRAN PROTESTOLARINDA İSRAİL’İN ROLÜ – HAYDAR ORUÇ

Aslında İsrail ile İran arasındaki ilişkilerin 1979 öncesinde gayet iyi olduğu, İsrail’in Şah döneminde İran’ı müttefik olarak gördüğü bilinmektedir. Ancak bu durum, 1979’da Şah’ın devrilmesinden sonra değişmiş ve İran rejimi için ABD “büyük şeytan” olurken İsrail ise “küçük şeytan” olarak tanımlanmıştır. İlişkilerin kesilmesine rağmen 1990’lara kadar iki devlet arasında somut düşmanlık ibareleri görülmemiştir. ABD’nin Birinci Körfez Savaşı vesilesiyle bölgeye konuşlanmasından sonra bölgedeki güç dengesi ve güvenlik mimarisi değişince İsrail İran’a karşı daha agresif davranmaya başlamıştır.

2003’te İran’ın nükleer çalışmalarının ifşa olmasıyla İsrail’in tutumu daha da sertleşmiş ve o tarihten itibaren İran’ın nükleer programının sonlandırılması için ABD’nin İran’ı vurmasını sağlamak üzere büyük bir lobi çalışması başlatılmıştır. Bu kampanya sayesinde hem ABD’nin hem de diğer Batılı ülkelerin İran’a ekonomik ambargolar uygulamasını sağlayarak İran’ı büyük bir ekonomik buhranın içine sokmayı başaran İsrail, askeri seçeneği ise bir türlü hayata geçirememiştir.

İsrail’in tüm itirazlarına ve süreci sabote etmeye yönelik girişimlerine rağmen 2015’te Obama’nın kararlı tutumu sayesinde P5+1 ile İran arasında nükleer anlaşma imzalanmış ve İsrail büyük bir hezimet yaşamıştır. Ancak pes etmeyen İsrail, 2018’de Trump’ın anlaşmadan çıkmasını sağlayarak durumu eşitlemiştir. Trump’ın ilk döneminde de ABD’nin İran’ı vurması için çok çabalayan İsrail, sadece 2020’de Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmüş olmasıyla yetinmek durumunda kalmıştır. Ama Trump’ın yeniden başkan olmasıyla İran’a yönelik maksimum baskı politikası yine aktive edilmiş ve bu sefer sadece İran’ın nükleer programı değil balistik füze programı da sorunsallaştırılmaya başlanmıştır. Hatta Trump’ın İran ile tekrar nükleer müzakerelere başlamasını engellemek için; İran’ın ABD seçimlerine Trump aleyhine müdahale ettiği, Trump’a yönelik suikast girişiminin arkasında İran olduğu, ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik saldırı planları yapıldığı, nükleer silaha sahip olunca ilk hedefin ABD olacağı şeklinde tezvirat yapılmıştır.

İsrail’in bölgeye ve doğal olarak İran’a yönelik politikasındaki majör değişiklik ise 7 Ekim 2023’ten sonra yaşanmıştır. Aksa Tufanı saldırısının azmettiricisi olarak İran’ı suçlayan İsrail, bir taraftan Gazze’de asrın soykırımına imza atarken diğer taraftan İran’ın bölgedeki vekillerini etkisiz hale getirmeye ve böylelikle İran’ı korumasız bırakmaya çalışmıştır.

Bu konuda büyük ölçüde başarılı olan İsrail, 1 Nisan 2024 tarihinde İran’ın Şam’daki konsolosluk binasını vurarak, vekâlet savaşlarına son vermiş ve karşılıklı misillemelerle tırmandırılan gerilim, İsrail’in 12 Haziran’da İran’ı sert bir şekilde vurup felç etmesiyle resmen savaşa dönüşmüştür.

Tamamı :https://kriterdergi.com/dosya-bolgesel-siyaset/iran-protestolarinda-israilin-rolu

  • EPSTEİN BELGELERİ: JEFFREY EPSTEİN'İN MOSSAD BAĞLANTILARINA İLİŞKİN NELER BİLİNİYOR? - BARIŞ KAYGUSUZ

Bir söylentiler yumağının doğurduğu bu soruya doğrudan bir yanıt verebilmek mümkün değil. Ancak gündeme taşınmasının açık bir nedeni var. Epstein skandalı patlak verdiği andan itibaren bu konuda Amerikan medyasının pek irdelemediği birçok iddia ortaya atıldı. Hatta bazı çevreler, Epstein’in İsrail’le ilişkileri konusunda bir ‘omerta sessizliği’ yaşandığını savundu. Durum böyle olunca da konuyla ilgili komplo teorileri güç kazanarak daha sık gündeme gelmeye başladı.

Bu iddiaların temel dayanaklarından biri Epstein’in sevgilisi ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell. 1923’te Çekoslovakya’nın fakir Yahudi Ortodoks mahallelerinden birinde doğan Maxwell, anne ve babasını Holokost’ta kaybetmiş sonrasında Britanya’ya göç ederek İngiliz ordusuna kaydolmuştu. Savaş sonrasındaysa yayıncılık ve medya sektöründe hızla yükselerek Mirror gazetesinin sahibi olmuş ve bir medya patronuna dönüşmüştü. İşçi Partisi’nden milletvekilliği de yapan Maxwell’in Mossad ile çalıştığı iddiası birçok kez gündeme taşındı. En kayda değer olanlardan biri ABD’li gazeteci Seymour Hersh’in yazdığı The Samson Option isimli kitapta yer alıyordu. Hersh, Maxwell’in Mossad tarafından bir ara eleman olarak kullanıldığını ve İsrail’in nükleer sırlarını ifşa eden nükleer teknisyen Mordechai Vanunu’nun Mossad tarafından kaçırılmasında dolaylı bir rol oynadığını öne sürmüştü.

Maxwell 1991’de teknesinden denize düşerek şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti ancak olay kayıtlara kaza sonucu boğulma olarak geçti. Ölümünün ardından İngiliz medya patronunun iflas halinde olduğu ve çalışanlarının emeklilik fonlarını bile harcadığı ortaya çıktı.

Tamamı :https://gazeteoksijen.com/dunya/epstein-belgeleri-jeffrey-epsteinin-mossad-baglantilarina-iliskin-neler-biliniyor-264507

  • EPSTEİN BELGELERİNDE DOĞRU VE YANLIŞLAR: YAMYAMLIK, PANDEMİ, GATES, ROTHSCHİLD VE HİTLER İDDİALARI - CAGLA UREN

Özellikle X platformunda (eski adıyla Twitter) yayılan bir ekran görüntüsünün Epstein, Adolf Hitler ve finans işleriyle tanınan Alman Yahudi ailesi Rothschildlerin karmaşık ilişkilerine ışık tuttuğu söyleniyor.

Bu ekran görüntüsü, Epstein'in 31 Aralık 2018'de Rothschild ailesinden Ariane de Rothschild ile yaptığı yazışmaları gösteriyor ve iddiaya göre Hitler'in Rothschildler tarafından yetiştirildiğini ortaya koyuyor.

 

Yazışmada ikili, Hitler'in gençliğinde Yahudiler tarafından finanse edilen bir sığınakta kaldığı yönündeki bir anektodu tartışıyor. Epstein şu ifadeleri kullanıyor: "Harvard'daki bir Hitler dersinde bir hikaye anlatılıyormuş. Buna göre o bir zamanlar o kadar fakirmiş ki evsizler ve yoksullar için yapılmış, üç zengin aile tarafından finanse edilen bir sığınakta yaşıyormuş. Bunun senin hoşuna gideceğini/ilgini çekeceğini düşündüm. Bu aileler Gutmann'lar, Epstein'lar ve Rothschild'ler. Bunun doğru olduğu ortaya çıktı."

Epstein bu e-postada kendi ailesinin Viyanalı bankerler olduğunu ve Viyana'daki meşhur Palais Epstein binasının kendi kökenlerine dayandığını savunarak aslında prestij devşirmeye çalışıyormuş gibi görünüyor.

Ariane de Rothschild ise buna cevaben, Rothschild ailesinin güç kazanmak için Hitler'i (ve politikalarını) desteklediğine dair komplo teorilerinin "düzenli olarak" dile getirildiğinden bahsederek bu durumdan rahatsız olduğunu ima ediyor.

Tamamı : https://tr.euronews.com/2026/02/02/epstein-belgelerinde-dogru-ve-yanlislar-yamyamlik-pandemi-gates-rothschild-ve-hitler-iddia

  • EPSTEİN DAVASININ GERÇEK YÜZÜ - Prof. Dr. Deniz Ülke KAYNAK

Epstein dosyasının MOSSAD ve Yahudilikle ilişkilendirilmesi dolayısıyla tüm dünyada Gazze soykırımıyla birlikte başlayan anti-Semitik dalganın kuvvetlendiği görülüyor. ABD’de halk sokaklara dökülmüş vaziyette ve “bizi gerçekte kim yönetiyor; bugüne kadar şantajla mı yönetildik” soruları herkesin dilinde ve zihninde. Konunun tüm dünyada İsrail karşıtlığından Yahudi düşmanlığına evrilmesi an meselesi. Netanyahu yönetimi de bu yangına zaten benzin döküyor. Binlerce yıllık kolektif hafızanın ve üstü örtülen olumsuz düşüncelerin aniden zaman çökmesine uğraması ve güncel bir duygu durumuna dönüşmesi şaşırtıcı olmaz. Unutmadan şunu da yazalım: Bir ırka, kavime, dine, inanca vs. yönelik her tür düşmanlık toksiktir. Kötülerin varlığı herkesi kötü yapmaz ama insanoğlu kötülerle savaşıyorum derken kendini aniden o kötülüğün parçası olarak bulabilir. Dikkatli olmak lazım.

Tamamı : https://www.dunya.com/kose-yazisi/epstein-davasinin-gercek-yuzu/814366

  • GAZZE BARIŞ KURULU - PROF. DR. SEMA KALAYCIOĞLU

BM 2803 sayılı kararıyla Barış Kuruluna 2027 sonuna kadar yeniden uzatılabilir süre vermiş. Ancak tüzükte özellikle Gazze' ye değil, sadece genel olarak küresel çatışma çözümüne atıf yapılmış olması oldukça ilginç. Trump 2029 da sona erecek olan başkanlık süresi içinde, kurulun görev süresini bir kere uzatabilir veya sonlandırabilir. Bakalım ne yapacak! Tabii, 1994 ve 2020 arasında büyük bir kısmı Gazze için verilen Filistin hibelerinin 40 milyar dolara ulaşmasına rağmen başarısızlığın incelenmesi önemli.  Bilindiği gibi Oslo sürecinde, ekonomik istikrar amacıyla Filistin Yönetimine yardım akmıştı. Batı Şeria ve Gazze için verilen hibe, 2004 de dünyanın en fazla yardımlarından biri olarak kayda geçmişti. Ama 2006 da, Hamas'ın seçim kazanmasıyla yardımlar askıya alınmış ve bazı ülkeler Filistin’e karşı çeşitli yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. 2008 Annapolis Hibe Konferansı'ndan sonra, yardımlar yeniden başlasa bile yolsuzluklar ve beceriksizlikler nedeniyle Batı Şeria ve Gazze’de fakirlik çemberi kırılamamıştı. Tabii kuartet[2] yardımlarının şekillendiği Sharm-el Şeyh zirvesinde Suudi Arabistan 1 milyar dolar, ABD ise 900 milyon dolar yardım sözü vermişti. Ancak Hamas’a yaradığı kuşkusuyla, vaat edilen yardım verilememişti.

Tamamı :https://www.muhalif.com.tr/kose-yazisi/5059/gazze-baris-kurulu

 

  • ANTİSEMİTİZMİN ESAS NEDENİ İSRAİL’İN SALDIRGAN POLİTİKALARI MI? - HALİM GENÇOĞLU

Siyonist ideoloji, tarihsel olarak Yahudi güvenliği iddiası üzerine kurulmuş olsa da pratikte etnik ayrıcalığı, dinsel üstünlük söylemini ve yerli Filistin nüfusunun sistematik dışlanmasını meşrulaştıran bir devlet aklı üretmiştir. Bu ideolojinin medya, diplomasi ve lobicilik faaliyetleri yoluyla küresel ölçekte yayılması, İsrail eleştirisini bastırırken aynı zamanda Yahudiliği devlet şiddetiyle özdeşleştiren tehlikeli bir algı yaratmaktadır.

Bu noktada ortaya çıkan nefret, Yahudilerden değil; adaletsizlikten, cezasızlıktan ve uluslararası hukukun askıya alınmasından beslenmektedir. Ne var ki İsrail devleti bu öfkeyi soğutmak yerine, onu kimlik temelli bir çatışmaya dönüştürmekte; böylece antisemitizmi araçsallaştırarak hem kendi politikalarını korumakta hem de küresel kutuplaşmayı derinleştirmektedir. 

Burada altı çizilmesi gereken temel ilke şudur: İsrail devletinin politikaları hiçbir koşulda Yahudilere yönelik nefreti haklı çıkarmaz. Antisemitizm, hangi gerekçeyle ortaya çıkarsa çıksın, etik ve insani açıdan kabul edilemez bir ayrımcılık biçimidir. Ancak aynı şekilde, antisemitizm korkusunun İsrail’in saldırgan politikalarını eleştirme hakkını bastırmak için kullanılması da akademik özgürlüğe ve siyasal ahlaka aykırıdır.

Antisemitizmin esas nedeni İsrail’in saldırgan politikaları değildir; antisemitizm, tarihsel kökleri olan bağımsız bir nefret ideolojisidir. Ancak inkâr edilemeyecek gerçek şudur ki; İsrail devletinin uyguladığı sistematik şiddet ve bunu Yahudi kimliğiyle özdeşleştiren Siyonist söylem, günümüzde antisemitizmin yeniden üretilmesine elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Bu nedenle antisemitizmle mücadele, yalnızca bireysel nefretle değil; devlet şiddetinin meşrulaştırılmasına karşı durmakla da mümkündür.

Tamamı : https://www.fokusplus.com/odak/antisemitizmin-esas-nedeni-israilin-saldirgan-politikalari-mi

  • TARİH BİR İPTİLA DEĞİLDİR DERUNUNUZDA - BURAK KARATAŞ

Göring inanmıştı, savcıları yenecekti, bu sayede Almanya’nın yeni lideri olabilecekti. Bu ihtimale inanmıştı, kaderinin bu şekilde gerçekleşebileceğini sanıyordu. Ya kendi kendini kandıran bir budalaydı ya da acınası hale düşmüş bir Garp kurnazı…

Elbette öyle olmadı; pek çoğu asıldı ama Göring korktuğu için siyanürle intihar etti. Hayattan ve ölümden kaçtı.

Kendi insanını sırf Yahudi olduğu için öldüren Göring, ölümden korktu. Pek çok kaynakta “soykırımın işaret fişeği” olarak bilinen ve 1935 senesinde çıkartılan kanunların ilan edildiği yerde, daracık bir mapus damında öldü.

Nürnberg sayesinde soykırım belgelerle anlatılmaya başlandı, bu sayede dünya kamuoyu olaya “aydı”… “İnsanlık suçu”, “savaş suçları”, “dünya barışına karşı işlenen suçlar” gibi konular üzerinden uluslararası yargılamalar için yepyeni bir devrin yolu açılmış oldu. Göring bir keresinde yargıçlara, “beni asabilirsiniz ama yargılayamazsınız” demişti…

Şimdi aklıma, Göring’in Hitler’den etkilendiğini söylediği ilk toplantı geliyor… 1922 senesiymiş, Adolf onları toplayıp “yeniden eskisi gibi şanlı bir devlet olabileceklerini” hatırlatmış. Ona büyük bir saygı duymuşlar ve biat etmişler. “Birkaç eski subaydık,” diyor Göring, “demek ki bizim gibi pek çok kişi daha vardı, özellikle orduda”. Öyle olduğu bir sene sonraki Birahane Darbesi’nde iyice ortaya çıktı. Tehlike kısa süreliğine savuşturuldu belki ama, başı ezilmeyen yılan aynı yerden bir kez daha sokmaya çalışacaktı elbet…

Nürnberg büyük bir deney tüpü gibidir, insanın ne denli dehşete düşebileceğini ve bunu nasıl normalleştirebileceğini en trajik şekilde gösterebilen bir çılgınlık ve acı anıtı…

Tamamı :https://medyascope.tv/2026/02/07/tarih-bir-iptila-degildir-derununuzda-burak-karatas-yazdi/

  • TEPKİLER SONRASI BRİTANNİCA GERİ ADIM ATTI: “FİLİSTİN” HARİTASI KALDIRILDI

Britannica Kids’te yayımlanan söz konusu haritada, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki geniş bölge “Filistin” olarak gösterilirken, İsrail devleti haritada yer almadı. Haritanın açıklamasında ise “Filistin adı, Orta Doğu’da Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yer alan bölgeyi ifade eder.” ifadesi kullanıldı.

Gelişmelerin ardından, İngiltere merkezli İsrail yanlısı hukuk lobisi UK Lawyers for Israel (UKLFI), Encyclopaedia Britannica’nın ABD’li yayıncılarına bir mektup göndererek, çocuklara yönelik içeriklerde “acil düzeltme” yapılmasını talep etti. UKLFI, söz konusu harita ve tanımların İsrail’in uluslararası alanda tanınan varlığını yok saydığını savundu.

Tepkilerin ardından Encyclopaedia Britannica, tartışma konusu haritayı platformdan kaldırdı. Haritaya eşlik eden tanıma ise, “Bugün İsrail Devleti, Batı Şeria ve Gazze Şeridi bu bölge içinde yer almaktadır.” ifadesi eklendi.

https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/britannica-nin-egitim-materyallerinde-israil-in-haritadan-silinmesi-israil-de-endise-yaratti/1829153

  • İZMİR’İN BANLİYÖLERİNDE YAHUDİ TARİHİ GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR

İzmir’in Pınarbaşı, Bornova ve Karşıyaka banliyölerinde yaşayan Yahudi topluluklarının bugüne kadar pek az bilinen tarihçesi ve kültürel mirası, Osmanlı’dan günümüze ulaşan belgeler ışığında ilk kez kapsamlı biçimde kitaplaştırıldı. Mezar taşlarından eğitim kurumlarına, günlük yaşamdan aile listelerine kadar pek çok ayrıntıyı barındıran eser, İzmir Yahudi mahallelerinin sıradışı öyküsünü ortaya koyuyor.

 

https://www.egedesonsoz.com/izmirin-banliyolerinde-yahudi-tarihi-gun-yuzune-cikiyor

  • Yossi Farro@FarroYossi

Bugün Panama City'de koşer bir öğle yemeği yedim ve muhteşem yerel Yahudilerle birlikte Tefillin sarma onuruna eriştim. Ne güzel bir an!

Panama'nın canlı Yahudi topluluğu hakkında ilginç bilgiler:

• Tahmini 10.000-15.000'den fazla Yahudi'nin (çoğunlukla geleneksel/Ortodoks) yaşadığı, Orta Amerika'nın en büyük ve en dinamik Yahudi topluluğudur ve bu Yahudilerin büyük çoğunluğu Panama Şehri'nde yaşamaktadır.

• 35-40'tan fazla koşer restoran! Sıradan falafelcilerden lüks restoranlara kadar, ayrıca birçok sinagog, okul ve koşer süpermarket de mevcut.

• Buradaki Yahudi tarihi, Engizisyondan kaçan ve inançlarını gizlice uygulayan Conversolarla birlikte 1500'lere kadar uzanmaktadır.

• Panama, İsrail dışında iki Yahudi cumhurbaşkanına sahip olmuş az sayıdaki ülkeden biridir: Max Delvalle (Latin Amerika'daki ilk Yahudi cumhurbaşkanı) ve yeğeni Eric Arturo Delvalle.

• Ve bugün Panama Şehri'nin ilk Yahudi belediye başkanı oldu: Genç ve dinamik Mayer Mizrachi Matalon! @Mayer

Böylesine gelişen ve sıcakkanlı bir toplulukla bağlantı kurmaktan gurur duyuyorum. Panama'daki Yahudi yaşamı gerçekten çok özel! 🇵🇦❤️

https://x.com/FarroYossi/status/2019164454223540523

  • Yossi Farro@FarroYossi

Başkan Trump, Powell'ın yerine Fed Başkanı olarak Kevin Warsh'ı aday gösterdi! Warsh,

Albany, NY'de Yahudi bir ailede doğdu, en genç Fed yöneticisiydi (2006 -2011) ve enflasyon konusunda şahin bir tutum sergiliyordu.

Kayınpederi: Ronald Lauder, Yahudi milyarder (Estée Lauder varisi), Dünya Yahudi Kongresi başkanı ve Wharton günlerinden beri Trump'ın uzun süredir arkadaşı.

 

https://x.com/FarroYossi/status/2017284710288801928

  • Adelina Sfishta@AdelinaSfishta
  • Savaş daha olası...

ABD-İran arasında, Umman'da görüşmeler başladı..

İran, gündemi; "nükleer çalışmalarla sınırlı tutmak istese de", ABD dışişleri bakanının vurguladığı gibi, ABD ise, gündemi sınırlı tutmayacak gözüküyor.

  • İran'ın balistik füze programının sınırlandırılması
  • İran'ın bölgedeki "emperyal arzularını gerçekleştirmek için geliştirdiği", 250.000 kişilik "savaş cephesi" konseptinden vazgeçmesi
  • İran halkının barışçıl protestolarına orantısız şiddet kullanmaması

konularının da masada olacağı gözüküyor.

En azından ABD bu ilave gündemde ısrarlı olacaktır.

Nükleer görüşmeler:

Nükleer görüşmelerde de önemli bakış farkları var.

İran "barışçıl amaçlı uranyum zenginleştirme çalışmalarını" sürdürmek isterken, ABD ve elbette İsrail'in de baskıları ile, uranyum zenginleştirmeden vazgeçilmesini talep ediyor.

İran'nın diktatoryal rejimi; ayakta kalabilmesini, dış müdahale ihtimalini sıfırlamakta görüyor. Nükleer silah sahibi olmayı da, dış müdahaleyi caydırabilecek en önemli enstrüman olarak değerlendiriyor.

Barışçıl uranyum zenginleştirmeler, nükleer silah yapımı anlamına gelmediği açık ama, İran'ın gizli çalışmalar yaptığı da net.

İran; kendisinin de imzaladığı uluslararası anlaşmalara göre, sınırlı tutması gereken uranyum zenginleştirmeye geçmişte uymadı. % 2,5-3'lerde tutması gereken uranyum zenginleştirmeye uymadı ve % 60 zenginleştirilmiş 409 kg. uranyum sahibi oldu.

Haziran 2025'teki 12 günlük ABD-İsrail saldırısının en önemli gerekçesi de buydu.

Yani, İran rejimi "hileyi meşru gören" bir dini anlayışa sahip ve anlaşma yapmış olsa bile gizli çalışmalarla arka planda nükleer silah yapabilir.

Bu nedenle, İsrail'in uranyum zenginleştirmeye razı olması beklenmemeli.

Balistik füze programı:

ABD, İran balistik füze menzilini 500 km'ye çekmesini talep ediyor.

İran'ın elinde 2000 km menzilli, İsrail'i rahatlıkla vuracak "Khorramshahr-4" füzeleri var ve Umman'da görüşme öncesi, İran rejimi bu füzelerle yeni denemeler yaptığını duyurdu.

Ancak; İran, uranyum zenginleştirme hakkı karşılığı, balistik füze programını 500 km ile sınırlı hale getirmeyi kabul edebilecektir.

İran için; nükleer silaha sahip olmak hayati iken, uzun menzilli füze sahibi olmak ikincil önemdedir. Ve kolay ulaşabilir.

  • İran'ın savaş cephesi:

İran; 1985'lerden bu yana, Şii Hilali olarak da adlandırılan bölgede, Fars emperyalizminin Şiilik üzerinden gerçekleştirilmesi çalışmalarını başlatmış, 1988'de kurduğu Kudüs Gücü ile çevre coğrafyada; istihbarat, kadrolar oluşturma, sabotaj ve cinayetler ile paramiliter savaşları yaygınlaştırmıştı.

İran, Filistin Sorunu üzerinden 1990'larda Sünni çatışma alanlarına da girmiş ve Filistin İslami Cihat örgütü İran proksi gücü haline dönüşmüştür.

Körfez savaşı sonrası Irak'ta ortaya çıkan El Kaide, Nusra, IŞİD gibi "tehditlerle" mücadele edebilmek içinse Irak hükümetiyle dayanışmayla Haşdi Şabi yapılanmasını gerçekleştirmiştir.

Yemen'de ise Ensarullah (Husiler)'ı 2009 da tam aktif hale getirdi.

İran kurduğu bu "savaş cephesi" ile, sözümona "İslam davasına" sahip çıktığını vurgularken, bölgede bitmeyen istikrarsızlıkların en önemli itici gücü haline geldi.

Hizbullah'ı da dikkate aldığımızda, İran'ın içini karıştıracağı coğrafya çok genişledi. Türkiye'nin ve İsrail'in ABD ile koordineli, Aralık 2024'teki Suriye operasyonuna kadar, İran bölgenin belirleyicisi oldu.

7 Ekim'de HAMAS'ın İsrail'e gerçekleştirdiği "intihar saldırısı ile" bu operasyonel gücünün zirvesine ulaştı.

İşte bu meselenin de Umman'daki görüşmelerde masada olma ihtimali güçlü.

İran bu konuda adım atabilir mi?

İsrail'den ve Türkiye'den aldığı darbelere rağmen bu konuda geri adım atmış değil. Hizbullah'a 1 milyar dolar bütçe kaydırdığı, Venezuella petrolleri üzerinden, istihbaratın notlarında mevcut.

Yani "savaş cephesinden vazgeçeceğine dair" herhangi bir işaret yok.

Toparlarsak:

İran; Uranyum zenginleştirmeye devam etme karşılığı, balistik füze menzillerini kısmak dışında bir angajmana girmeyecek gözüküyor.

Barışçıl nükleer çalışmaları sürdürebilme hakkı, 2015-2018 dönemi olduğu gibi, illegal nükleer silah yapma çalışmalarını sürdürmenin perdeleyicisi olacaktır.

Bu da, İsrail'i ikna edecek şey değil.

Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde..

İran'ın nükleerden vazgeçmeyeceğini, uranyum zenginleştirme yetkisinin ardına saklanıp, bir şekilde nükleer silaha ulaşmak isteyeceğini söyleyebiliriz.

Diğer konularda taviz verse bile..

Bu da beklenen "barış ikliminin oluşmasına" engel teşkil edecektir.

Anlayacağınız, savaş ihtimali daha yakın gözüküyor..

https://x.com/AdelinaSfishta/status/2019700248243830835

  • Ferit Belder@FeritBelder

İsrail'de 2026 seçim yılı. Yeş Atid, sağ popülist iktidarla mücadele etmenin en iyi yolunun sağın argümanlarıyla sağa vurmak olduğunu düşünmüş olmalı. Bu strateji hem başarısızlığa teşne hem de aşırı sağ ortakların politik söylemlerini de muteber tartışma konuları haline getiriyor

 

https://x.com/FeritBelder/status/2018711106441593120

  • Ali Yaycıoğlu@ayayciog

Ladino kültürü ve Osmanlı Sefarad tarihi alanında önde gelen akademisyenlerden Olga Borovaya, uzun bir hastalığın ardından hayata veda etti. Olağanüstü özgünlüğü ve titizliğiyle bağımsız bir bilim insanı olan Borovaya, erken modern Almosnino'dan Tanzimat dönemi Rodos'a kadar Ladino edebiyatı, Sefarad modernliği ve Osmanlı Yahudi siyasi yaşamına dair anlayışımızı dönüştürdü; engin bilgisini sıcaklık, mizah ve yılmaz bir ruhla birleştirdi. Kitapları, makaleleri, çevirileri ve mentorluğu, alanında ve onu tanıyan herkes üzerinde kalıcı bir iz bıraktı.

 

https://x.com/ayayciog/status/2020706624751763603 

https://x.com/Aydin81buyuk/status/2019405474399981763

  • KÜLTÜR TURLARINA SÖZLÜ SALDIRI: 'YAHUDİ' KELİMESİ GÜNDEMDE

Yahudi kelimesi, küresel gerilimlerin ve siyasi gelişmelerin etkisiyle sosyal medyanın en çok konuşulan konuları arasında yer almaya devam ediyor.

Son olarak İstanbul'da düzenlenen bir Yahudi Kültür Turu'na Galata Kulesi yakınlarında Filistin bayrakları taşıyan bir grubun sözlü saldırısı olayı gündeme yansıdı.

Bu antisemit saldırı, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi'nin açıklamasıyla teyit edilirken, gezi grubunun polis koruması altında güvende olduğu belirtildi.

Uluslararası alanda ise Arnavutluk Başbakanı'nın İsrail meclisindeki tartışmalı konuşması gibi siyasi adımlar da tansiyonu yükseltmeye devam ediyor.

Tüm bu gelişmeler, Yahudi toplumu üzerindeki hassasiyeti ve nefret söylemine karşı mücadele ihtiyacını bir kez daha gözler önüne seriyor.

https://www.thecekirdek.com/post/kultur_turlarina_sozlu_saldiri_yahudi_kelimesi_gundemde_32046

  • Dede Korkut'un gurbetçi torunu@paninoid

Toplama kampında öldürülen Çekya'lı bir Yahudi. Soyadı beni düşündürdü. Almanca Google sonuçlarının tümü her türlü yoruma açık ama Türklükle hiç ilişkilendirilmiyor. Sizce?

 

https://x.com/selimshahn/status/2019847497104126081

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün