Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Walt Disney´in ilk animasyon prensesi olarak bilinir. Peki, bunun ardında daha derin bir anlam olabilir mi? Bu hikâyede Yaratılış Kitabı´na (Sefer Bereşit) yapılan birçok gönderme buluyoruz. Her inanan için büyük bir ahlaki anlam taşır.

Moşe PASENSYA Kavram
11 Şubat 2026 Çarşamba

1900 yılında, Londra'nın Daily Mail gazetesi ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’i tüm çocukların sahip olması gereken on kitaptan biri olarak adlandırdı. Ve 1937'de Walt Disney, gişe rekorları kıran ve özel bir Akademi Ödülü kazanan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ile uzun metrajlı film imparatorluğuna başladı.

Peki, onu bu kadar özel kılan neydi?

Neden onların öyküleri iki yüz yıl sonra bile hâlâ önemini koruyor?

Çünkü Manevi Dünya (Hohma), Bilimsel Zekâ (Bina) ve Sanatsal Yeteneğin (Zeur Anpin) bir birleşimine sahipti.

Örneğin, Külkedisi sadece baloya gidip prensle evlenen bir kızdan ibaret değil. Takdir edilmeyen, güzelliği ve değeri kimsenin fark etmediği kadar büyük olan bir kahramanı tasvir eder.

Birçoğumuz gençlik yıllarında, anne ve babalarımız, kardeşlerimiz, sınıf veya iş arkadaşlarımız tarafından takdir edilmediğimizi hissetmişizdir. Çünkü henüz sahip olduğumuz o muazzam potansiyele ulaşmamıştık.

Pamuk Prenses ise farklı bir duygusal hikâye anlatır. Bir rekabetin öyküsünü….

HİKÂYE

Olur da bilmeyenler veya unutanlar varsa onlar için kısaca özetleyelim.

Pamuk Prenses, on dört yaşında yetim bir kızdır. Babası yeniden evlenmiş ve sonra ölmüştür. Pamuk Prenses, kötü kalpli üvey annesiyle birlikte yaşamaya mahkûmdur. Daha sonra kaçar ve yedi cüce ile birlikte yaşar. Bir elma yemesi için kandırılır ve ardından ölür. Gerçek aşkın öpücüğü ile hayata geri döner.

Çılgın bir hikâye değil mi?

Acaba Tevrat (Tora) bu filmin yapımında rol oynadı mı?

Tevrat’ın bir Disney başyapıtını etkilemesi mümkün olabilir mi?

“Kadın ağacın yemeye uygun, gözler için arzu uyandırıcı olduğunu ve ağacın bilgelik elde etme konusunda çekici olduğunu gördü. Meyvesinden aldı ve yedi. Kendisiyle birlikte kocasına da verdi ve (adam da) yedi.” (Bereşit 3:6)

Pamuk Prenses, masumiyet ve göz kamaştırıcı güzellikle yaratılmış ve Tanrı'nın ona ilk verdiği güzelliği kötüye kullanan şeytani varlığı gölgede bırakan, Havva benzeri bir figür olarak karşımıza çıkar.

Bu nedenle, Pamuk Prenses'in yaratılışı Kraliçe’nin kalbinde kıskançlık uyandırır; bu da Tanrı'nın başkasına bahşettiği iyiliğe duyulan bir üzüntüdür. Bunu öfke izler. Eşsiz güzellik armağanını başkasına veren Tanrı'ya karşı duyulan nefret dolu bir intikam arzusu. 

Yılanın Havva'yı ayartması gibi, Kraliçe Pamuk Prenses'e zehirli bir elma sunar ve cücelerin uyarılarına rağmen Pamuk Prenses buna boyun eğer.

Pamuk Prenses ‘Havva’, kötü kraliçe ‘yılan’, yasak meyve ‘elma’ (Etz HaDaat Ağacının Meyvesi), Yedi Cüceler ‘melekler’ (Yaratılış’ın yedi günü) ve Yakışıklı Prens ise ‘Tanrı’ olarak düşünülebilir.

Günümüzde büyüleyici bir peri masalı olarak anlatılan bu ilginç efsane derin bir anlam taşıyor. Âdem ve Havva'nın Yaratılış öyküsünde gizli olan benzer ilkeleri içeriyor.

Pamuk Prenses, insan doğamızdaki ikiliği açıklıyor. Olumlu (zihin); olumsuz (dürtüler/duygusal doğa). Pamuk Prenses karakteri masumiyeti, çocuksu zihni temsil eder.

O, cennet bahçesinde uyum içinde yaşıyor, hayvanlarla ve kuşlarla arkadaşlık kuruyor. Manevi olarak gelişebilmesi için hakikat dünyasını öğrenmesi gerekiyor.

Adı olmayan Kötü Kraliçe ise Tanrı İlkesini veya daha yüksek zihni reddeden yıkıcı doğayı (benlik) temsil eder. Onun kıskanç ve entrikacı olduğunu biliyoruz. İstediğini elde edene kadar hiçbir şeyden vazgeçmeyen ve tüm karakterlerin en kötüsüdür. Kibirli ve ısrarcıdır. Bu kraliçe dünyevi gücü arar.

Kraliçe’nin kibrini, imajını ve egosunu besleyen (yansıtan) bir de aynası vardır. Bu da onu dünyevi güce ulaşmak için karanlık tarafı kullanmaya teşvik eder. Pamuk Prenses öyküye dâhil olana kadar ayna ona "En güzel sensin" der.

Peki, kraliçe bu kadar güçlü ise neden kendisini bu kadar aşağılık hissetti?

CENNETİN MUTLULUĞU

Kurgulanan hikâyede Pamuk Prenses neden Yedi Cücelerin dünyasına girer? Neden yedi tane cüce var?  Cüce ne anlama geliyor?

Cücelerin küçük olmasının nedeni, henüz ıslah (Tikkun) edilmemiş karakter özelliklerini (kırık kapları) temsil etmeleridir. Cüceler, Pamuk Prenses'i güvende olması ve hediye teklif eden hiç kimsenin cazibesine kapılmaması konusunda uyarır. Bu, ayartmanın mutlaka kapıyı çalacağını söylemenin başka bir yolu olsa gerek.

Yedi Cücelerden Huysuz, birtakım sınırlar oluşturarak disiplini yaratmaya çalışandır (Gevura sefirası). Mutlu, şefkatli olmaya çalışandır (Hesed sefirası); Hapşırık (Netzah sefirası) karakterini iyiye doğru evirmeye çalışandır. Böyle devam eder (Doktor/Tiferet, Uykucu/Hod, Utangaç/Yesod, Aptal/Malhut)…

Bunlar Pamuk Prenses'in koruyucu melekleri olarak görülür. Çünkü bu kaplar (karakter özellikleri) onarıldığında Pamuk Prenses’e her şekilde yardımcı oldukları gibi insanı da güvende tutmaya çalışır.

Cücelerin kulübesi şarkı ve danslarla doludur. Neşe her yerdedir. Manevi bir ortam vardır. Sanki cennetin sıcak ve davetkâr tasviri yapılmaktadır. Ancak yapılacak işler ve görevler de vardır. Çünkü cennet bahçesinin sürülmesi gerekmektedir (Bereşit 2:5).

Bu yaşam biçimi, görev (Avoda) ve arzunun (Ratson) mükemmel bir dengesi olarak sunulur. Yaratılıştaki her canlının ve insanın yerine getirmesi gereken bir rolü vardır ve bunu neşe ve sevgi içinde yerine getirmelidir. 

ÖLÜMÜN İKİLEMİ

Tanrı'nın öyküsü bize, cennetin insanın isyanına maruz kaldığını anlatır. Pamuk Prenses'in mükemmel yuvasının sıcaklığından ve ihtişamından düşme seçeneğiyle karşı karşıya kalması sadece bir zaman meselesiydi.

Pamuk Prenses ve Havva'nın bazı ortak özellikleri var. Pamuk Prenses genç ve saf bir kız. Havva'nın tam yaşını bilmesek de, onun da saf olduğunu görebiliyoruz. Her ikisi de kolayca kandırılabiliyor.

Sanırım ‘yabancılarla konuşmama kuralı’nın başlangıcı da bu oldu. Çünkü meyveyi alarak yaşadığı dünyayı değiştirdi.

Havva yılandan meyveyi almanın yanlış olduğunu (kendi aklına aykırı olduğunu) biliyordu ama yine de aldı. Aynı şekilde Pamuk Prenses de zehirli elmayı yer ve bir büyüye kapılır.

Bu, uyuyan zihnin dünyeviliğe düşmesi, duyuların zevklerinde kaybolması ve bilinçaltını uyandırmak için bilgelik aramaması anlamına gelir.

Havva ve Pamuk Prenses dikkatsizliklerinin kurbanı olurlar. Yaptıkları eylem, bir şekilde hayatlarına mal olur.

Havva yaratılışa ölüm getirir ve Pamuk Prenses yaşamını yitirir. Her ikisi de yalnızca daha yüksek bir güç tarafından kurtarılabilecek bir kötülük biçimini yaratılışa getirirler.

Ancak bu uyku halindeki ölüm bireysel bir olay değildir. Günahın etkileri cansız bedenle sınırlı değildir. Gerçekte, doğanın tamamı bu düşüşten etkilenir ve cüceler Pamuk Prenses'in bedenini cam tabuta koyduklarında, tüm yaratılış, güzelliğin (uyumun) ölümüne yas tutmak için toplanır.

Pamuk Prenses, günah ve ölümün uyuşmuş örtüsünün altında sessiz ve hareketsiz yatarken, cüceler etrafında usulca ağlar ve tüm orman yaratıkları görmek ve yas tutmak için yaklaşır.

Üzüntülerinde, nihai güzelliğin öldüğünü ve mükemmel dünyalarının karanlık ve kötülük tarafından zarar gördüğünü bilirler. Tüm yaratılış acıyı hisseder.

Hayat öpücüğü

Bu umutsuzluk ve keder anında, uyuyan gelin ölüm yatağından kalkacak güce sahip değildir. Onu hayata döndürecek bir kurtarıcının tatlı öpücüğüne, büyük prensinin gelişine ihtiyacı vardır. Sadece kendisi için değil, yas tutan tüm dünya için kurtuluşa ihtiyaç vardır. Yas, neşeye dönüşmelidir.

İşte Büyük Prens (Tanrı) gelir ve yaşam öpücüğüyle ölümün lanetini kaldırmaya hazırdır. Prens, kraliçenin kötülüğünden Pamuk Prenses’i kurtaran kişidir.

Tanrı, kendisine itaatsizlik etmesine rağmen, Havva'nın da kurtarıcısıdır. Çünkü Tanrı da Havva'yı affederek (bazı sonuçları da beraberinde getirerek) ‘hayata döndürür’(onu öldürmesi gerekirken ona bir şans daha verir).

Prens, birliğin – uyumun – nihai güzelliğin – bilgeliğin sahibidir. Pamuk Prenses'i öper ve Pamuk Prenses uykusundan uyanır. Birlikte bir hayata başlayabilirler. Artık Pamuk Prenses bilgeliği keşfetmiş ve İlahi Benliğine (Yüksek Zihnine) uyanmıştır.

Bu bizim hikâyemizdir. Bizler, O’nun diriltme gücüne son derece ihtiyaç duyan, uyuyan ‘gelini'yiz

Yosef’in kardeşlerine seslendiği nerdeyse aynı sözlerle Yüce Tanrı yanan çalılıklarda Moşe’ye konuşur.

Yosef – Bene-YisraEL’e; “Tanrı (Prensimiz) sizi mutlaka hatırında tutacak (ve uyandırmak için öpücüğüyle gelecek ve sizi Mısır’dan çıkaracak)” der (Bereşit 50:25).

Yüce Tanrı ise Moşe’ye şöyle seslenir: “Bene-YisraEL’in inlemesini duydum ve Antlaşmamı hatırımda tuttum” (Şemot 6:5).

Yüce Tanrı’mızın Mısır Çıkışı’nda gerçekleştirdiğini tekrar etmesi onun iradesi olsun.

“O görünene ve ruh değerini hissedene kadar gelin uyumaya (sürgün/galut) devam edecek. Kurtuluş gününde yorgun dünya sevinecek. Çünkü ufukta yeni ve görkemli bir sabah doğacak.”

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün