Shakespeare´lerin üç çocuğundan biri olan Hamnet´in trajik ölümü ailenin yaşamını derinden sarsar ve filmin dramatik eksenini oluşturur. Sanatın acıyı ifade etme biçimi olarak kullanılmasını, film Shakespeare´in ´Hamlet´ini yazma sürecine bağlayarak yaratıcı ve duygusal bir kurgu sunuyor.
Tarihi psikolojik epik drama
‘Hamnet’ Kuzey İrlandalı Maggie O’Farrell’in 40 dile çevrilen, ABD ve İngiltere’de 2 milyon satan 2020 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan, senaryosu C. Zhao ve M. O’Farrell tarafından yazılan tarihi bir psikolojik drama ve duygusal bir biyografi filmi. En İyi Drama Filmi ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında Altın Küre ve NY Eleştirmenler Birliği Ödüllerini kazanan film Oscar’a sekiz dalda aday. ‘Hamnet’ filmi gerçek bir olaydan yola çıkar. 16. yüzyıl İngiltere’sinde, oğulları Hamnet’i vebaya kurban verdikten sonra Agnes (Jessie Buckley) ve William Shakespeare (Paul Mescal) acılarıyla boğuşmaktadır. Agnes, Will ile babasının borcunu ödemek için küçük üvey oğluna öğretmenlik yapmaya başladığında bir araya gelirler. Köy halkı onu bir tür cadı olarak görür; zamanını ormanda şahiniyle geçirir, toprağa gömülür. Zamanla Will’in Londra’daki yazarlık kariyeri gelişir ve Agnes ilk çocuğu Susanna ve ikizleri Hamnet ve Judith’e bakmak için Stratford’da kalır.

Film aşk, ebeveynlik, kayıp ve yasın insan üzerindeki etkilerini güçlü bir duygusallıkla ele alıyor. Film dramatik yapı olarak bireysel duygulara, gündelik hayata ve yasın içsel deneyimine odaklanırken; Shakespeare’in ününden çok bir baba ve eş olarak acı ve iyileşme sürecine de eğiliyor. Kariyerini ABD’de yapan Çinli yönetmen Chloé Zhao’nun filmini özel kılan, doğanın ve aşkın niteliğini aktarma biçimleridir. Filmde biri ormanda, diğeri evde gerçekleşen iki doğum sekansı müthiş etkileyici. Zhao, kariyerinin ikinci filmi ‘Rider’dan üç Oscarlı ‘Nomandland’e ve fantastik epik filmi ‘Eternals’a kadar, günlük çevremizin içinde mistik olanı bulmayı ve sıradan olana derin bir anlam kazandırmayı biliyor. İlk görüşte aşktan kalp kırıklığına, öfkeden dayanıklılığa kadar, nefes kesen bir insanlık destanı sunan Chloé Zhao’nun filmi, başarılı bir şiirselliğe sahip samimi bir drama. 16. yüzyıl İngiliz kırsalının yeniden yaratılmasında ve karakter gelişiminde başarılı olan film bizi olağanüstü bir kadınla tanıştırıyor.
Edebiyatla sinemanın parlak buluşması
‘Hamnet’ kader ve yaratma gücü hakkında, içten, derinden etkileyici, samimi, dokunaklı bir epik film. Shakespeare’in ‘Hamlet’ trajedisini karısı Agnes’in gözünden ele alan, kaderi konu eden film güçlü, yıkıcı bir içsel keşif yolculuğu. Chloé Zhao’nun yönetimi, yoğun duygusal derinlik ve doğal görüntülerle harmanlayarak filmi görsel olarak da etkileyici bir trajedi haline getiriyor. Polonyalı görüntü yönetmeni Lukasz Zal’in sinematografisi duygularla doğa arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye hizmet ediyor. Derin bir üzüntü ve boşluk duygusu, Will ve Agnes’in kişisel ve ilişki dinamiklerine derin bir şekilde nüfuz eder. Agnes’in doğayla ve sezgisel bir yaşamla ilişkisi, ailesine bağlılığını derinleştirir. Film, edebiyat tarihinin en ünlü yazarının, mesleğinden önce bir eş ve ebeveyn olarak yaşamını göstermeye çalışıyor. Sanatın acıyı ifade etme biçimi olarak kullanılmasını, film Shakespeare’in ‘Hamlet’i yazma sürecine bağlayarak hem yaratıcı hem de duygusal bir kurgu sunuyor.
Film Shakespeare’in kişisel yaşama ve duygusal motivasyonlarına odaklanacak eseriyle arasındaki duygusal bağı otopsi masasına yatırıyor. Bu açı, klasik biyografik sinemadan ayrılarak daha insani, yansıtıcı ve içsel bir bakış açısı sunuyor. Chloé Zhao’nun bu beşinci filmi Agnes’in Rönesans tablosundaki bir peri kızı tablosu gibi, dinlendiği ormanın nemini, parlaklığını ve ihtişamını vurgulayarak başlıyor. Bir şifacı olan Agnes, yıkıcı kaybının acısını yaşarken, hayatta kalan çocuklarına bakmak için güç bulmak zorundadır. 1596 yılında oğlu Hamnet 11 yaşında öldükten sonra, Agnes derin bir kedere boğulur. Kocası William ile birlikte yas tutarken, ikisi de hayatın kırılganlığı ve vebanın acımasızlığıyla başa çıkmaya çalışır. Agnes hayata devam etmenin ve ailesinin geçimini sağlamanın bir yolunu bulmalıdır. Shakespeare’lerin üç çocuğundan biri olan Hamnet’in ani ve trajik ölümü, ailenin yaşamını derinden sarsar ve filmin ana dramatik eksenini oluşturur.
Bu trajedi William’ın daha sonra yazacağı ‘Hamlet’ oyununa ilham veren kişisel yas ve kayıp sürecini işler. O’Farrell’in romanı Shakespeare ailesinin yaşamlarının yoğun ve lirik bir tasviri olup, içsel düşünceler ve fiziksel dünyanın zengin betimlemeleriyle dolu. Filme uyarlanmasının neredeyse imkânsız olduğu romanı Zhao ağırbaşlı, zaman zaman kasvetli bir drama olarak sinemaya kazandırdı. Yazar O’Farrell ile yönetmen Zhao’nun hayal ettiği şey, ‘Hamnet’in yazılmasının bir yas tutma egzersizi, Shakespeare’in oğlunu onurlandırmasını ve ona veda etmenin bir yolu olduğudur. ‘Hamnet’, Shakespeare’in tarihine birçok başka unsur da ekliyor. Latince öğretmeni olan genç William ile köylülerin korkuyla uzak durdukları, tuhaf ve yalnız Agnes’in flörtünü hayal ediyor. Chloé Zhao, filmin başındaki bu bölüme oldukça fazla zaman ayırıyor.
Agnes ile Will için çok kişisel olan bir şeyin, dönüştürücü bir anda filmde evrensel hale gelmesini izliyoruz. Bu, özel bir kederin edebiyat dünyasının şimdiye kadar tanıdığı en kalıcı edebiyat eserlerinden birine dönüşmesidir. Bir çocuğun kaybı ebeveynleri için yıkıcıdır. ‘Hamnet’ bu trajediyi aşırı gösterişli bir şekilde tasvir etmeyi başarıyor. Yeri gelmişken, yas temasını sinema tarihinde en iyi işleyen filmi, Nanni Moretti’nin Altın Palmiye Ödüllü 2011 tarihli ‘Oğul Odası / La Stanza Del Figlio’ adlı başyapıtıdır. Shakespeare ailesinin hikâyesini ve yas temasını evrensel bir duygusal öge olarak ustalıkla işleyen film, atmosferi, doğal ortam kullanımı ve sinematografisiyle övgüyü hak ediyor. Ancak filmin fazla uzun olduğunu, temposunun yavaşlığını, anlatım dilinin duygusal manipülasyon amaçlı bulunduğunu yazan eleştirmenler de oldu.
Bir içsel keşif yolculuğu
Film, kadınlık, annelik ve kişilik kavramlarının tam anlamıyla işlendiği bir karakter portresi olarak etkileyici olmayı başarıyor. ‘Hamnet’ izleyiciyi Shakespeare’in ailesinin kalbine ve ruhuna, en dayanılmaz insan acısının temsiline ve yazar bir dehanın ardındaki kadına saygı duruşunda bulunan bir yolculuğa götürüyor. Filmde Agnes’in annesinin erken ölümüyle ilgili travma gibi çocukluk anıları geriye dönüş sahneleriyle tasvir ediliyor. Geleceğin oyun yazarının hayatından, ailesinin kariyer seçimleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan mesleki başarısızlığı nedeniyle onu azarlamasıyla ilgili sahnelerde, Agnes’in sözde orman cadısı olan annesine sevgisini ve ondan miras aldığı kehanet gibi büyülü nitelikleri öğreniyoruz. Genç çiftin yarattığı kırsal bir ailenin pastoral portresi çocuklarından birinin ani ölümüyle çöker ve Agnes için paradoksal olarak öngörülemeyen bir trajediyle en dip noktasına ulaşır.
Roman ve film Shakespeare’in en ünlü oyunu ‘Hamlet’i oğlunun ölümünden duyduğu acıyı işlemek için yazdığını öne sürüyor. Bazen bunu, Will’in nehir kıyısında dururken yaptığı ünlü “Olmak ya da olmamak” konuşması gibi, bariz ve iç karatıcı şekillerde görüyoruz. Tarihi kayıtlara göre Judith’in ikiz kardeşi Hamnet’in ölümü belgelenmiştir, ancak ölüm nedeni bilinmiyor. Maggie O’Farrell’in romanı ve Zhao’nun filmi ölümü vebaya bağlıyor. Ancak hiçbir tarihsel belge bunu doğrulamıyor. Agnes’in doğada vakit geçirmesi, bitkileri şifalı otlarla iyileştirmeye çalışması gibi ögeler, büyük ölçüde kurgu ve yaratıcı betimlemedir. Shakespeare’in ‘Hamlet’i oğlunun ölümü üzerine yazdığı veya eşiyle ilk gösterimine birlikte gittiğini gösteren tarihsel bir kaynak yoktur. Edebiyat tarihçilerine göre Hamlet, Hamnet’in ölümünden üç-beş yıl sonra yazıldı. İkisi arasında tematik bir paralellik kurulması doğrudan kanıtlanmış bağlantılar değildir, yorum ağırlıklıdır.
Shakespeare’in Hamlet’i yazma sebebi hakkında hiçbir belge yok. Bu sebeple bu bağlantı daha çok yorum ve edebi spekülasyondur. Romancı O’Farrell ve senarist Zhao bu bağı empatik ve insani bir kurgu olarak kurarlar. Filmin teknik kadrosunda görüntü yönetmeni Lukasz Zal ile bestekâr Max Richter öne çıkıyor. Zal’ı, Pawel Pawliowski’nin iki filminden, ‘İda’ ve ‘Soğuk Savaş’tan, Jonathan Glazr’in iki Oscar Ödüllü ‘İlgi Alanı’ndan tanıyoruz. Alman bestekâr Max Richter, müzik partisyonuyla yoğun bir atmosferi ve ortamı yaratarak yönetmenin mizansenine katkı veriyor. Başrollerdeki iki mükemmel oyuncudan Jessie Buckley, ‘Karanlık Kız / The Lost Daughter’den sonra ikinci Oscar adaylığını ‘Hamnet’ ile aldı ve ödülün favorisi. İrlandalı aktrisin performansını etkileyici ve ‘kalbe dokunan’ olarak değerlendirmek mümkün. Paul Mescal ‘Hamnet’te, kendisine ün getiren ‘Aftersun’ ve ‘The History of Sound’ gibi daha sakin filmlerde izin verilenden daha çok etkileyici bir oyunculuk sergiliyor. ‘Dalgaları Aşmak’ başyapıtının unutulmaz aktrisi, Oscar’a iki kez aday gösterilen Emily Watson Will’in annesi rolünde yeteneğini konuşturuyor.
‘HAMNET’
Yön: Chloé Zhao
Sen: Chloé Zhaho - Maggie O’Farrell
Gör: Lukasz Zal
Müz: Max Richter
Kur: Alfonso Gonçalves - Chloé Zhao
Oyn: Jessie Buckley - Paul Mescal - Zac Wishart - Joe Alwin - Justine Mitchell - Emily Watson