Biz birbirimize benzeriz

Hayim BEHMOARAS Kavram
4 Şubat 2026 Çarşamba

Pazar akşamı başlayıp pazartesi akşamı biten Tu Bişvat Bayramı’nı kutladık. Dışarıda sessizce rüzgârın tadını çıkaran, bizlere hayat veren doğa dostlarımız ağaçların yılbaşısı, hatta doğum günü de diyebiliriz buna; ama pastasız ve mumsuz...

Peki, "Niye baharda değil de şimdi?" diye sorabilirsiniz. Çünkü Tu Bişvat, ağaçların topraktan su çekmeyi durdurup yerine kendi özsularından besin yapmaya başladıkları zamandır. Onların pastası toprak, mumları güneş, hediyesi ise yağmurlar... Ben de bu özel günde, parkın köşesinde yıllardır aynı vakarla duran, dalları göğe, kökleri derinlere uzanan dostumu ziyaret edip dertleşmek istedim; çünkü çok benzer yanımız var.

Sırtımı o pürüzlü ama güven veren gövdesine yasladım ve fısıldadım: "Söyle bana dostum, seninle neden bu kadar benziyoruz?" Hafif bir rüzgâr esti, yaprakları hışırdayarak cevap verdi: "Çünkü ikimiz de aynı yaşam kaynağının farklı dilleriyiz. İnsan 'yürüyen bir ağaç', ağaç ise 'duran bir insandır' aslında”. “Bak”, dedi ağaç, "İkimizin de bir geçmişi, yani kökleri var. Köklerim toprağın ne kadar derinine inerse, fırtınada o kadar dik dururum. Sen de öylesin. Köklerin; yani geleneklerin, ailen ve kimliğin ne kadar sağlamsa, hayatın rüzgârları seni o kadar az sarsar. Kökünü unutan ağaç kurur, geçmişini unutan insan ise savrulur. Her ikimizin de dört elemente ihtiyacı var," diye devam etti dostum ağaç. "Benimkiler toprak, su, hava ve güneş; seninkiler ise aile, eğitim, inanç ve toplum sıcaklığı... Arkadaşlık, komşuluk ve insan ilişkileri senin güneşindir."

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Gerçekten de öyleydi; aidiyet hissetmediğimiz bir dünyada meyve vermemiz mümkün müydü? Ona kışın döktüğü yapraklarını sordum: "Üzülmüyor musun? Çıplak ve savunmasız kalmak seni korkutmuyor mu?" Gövdesindeki bir çatlağı gösterircesine gülümsedi: "Dökülenler benim yükümdü dostum. Baharda yeni çiçekler açabilmek için bazen eskinin gitmesine izin vermek gerekir. İnsanlar da böyledir; bazen büyümek için alışkanlıklarını, korkularını ve egolarını dökebilmelidir. Kış bir son değil, içsel bir hazırlıktır. Tu Bişvat da tam bu 'içteki uyanışın' bayramı değil mi?" Sohbetimiz derinleştikçe anladım ki, ağacın sabrı benim en büyük eksiğimdi. Ben her şeyin hemen olmasını isterken, o bir halka daha büyümek için koca bir yılı sabırla bekliyordu. Bana sessizce şunu öğütledi: "Acele etme. Toprağını sev, suyunu eksik etme ve zamana güven. Her tohumun bir çatlama vakti vardır." Ayağa kalkıp vedalaşırken gövdesine sıkıca sarıldım. Benim damarlarımdaki kan ile onun gövdesindeki özsu, aynı evrensel ritimle akıyordu. O gün anladım ki; ağaç dikmek sadece toprağa bir fidan bırakmak değil, geleceğe bir umut, geçmişe bir teşekkür ve doğayla aramızdaki o kopmaz bağa bir imzadır.

Bir bilgeye sorarlar: "Bu ağacı neden dikiyorsun? Meyvesini sen yiyemeyeceksin ki..." Bilge cevap verir: "Benden öncekiler dikti ben yedim. Şimdi ben dikiyorum ki benden sonrakiler yesin." Bir ağaç gibi sabırlı olun; yeşermekten, yenilenmekten, paylaşmaktan ve hayata tutunmaktan asla vazgeçmeyin. İçinizdeki yaşam sevinci çiçekler kadar renkli, kökleriniz güçlü, dallarınız umut dolu olsun.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün