Son yıllarda kozmetik mağazalarının vitrinlerinde giderek daha fazla ´çocuklar için´ ibaresi taşıyan ürünler görüyoruz, simli dudak parlatıcıları, pembe oje setleri, meyve aromalı parfümler, mini makyaj çantaları… Renkli ambalajlar, çizgi film karakterleri ve ´zararsız´, ´eğlenceli´ söylemleriyle sunulan bu ürünler masum bir oyun alanı gibi pazarlanıyor. Oysa bu rafların ardında, çocukluğu bir pazar segmentine indirgeyen, bedeni ve kimliği erken yaşta metalaştıran son derece problemli bir sistem yatıyor.
Kozmetik sektörü, kapitalizmin en agresif alanlarından biridir, sürekli yeni bir ‘eksiklik’ üretir. Yetişkinler için bile yeterince yıkıcı olan bu mantık, çocuklara yöneldiğinde daha da tehlikeli bir hal alır. Çünkü burada hedeflenen şey sadece bir ürün satmak değil, daha çocukluk çağında bir tüketici kimliği inşa etmektir. Çocuk, ‘olduğu haliyle yeterli’ bir varlık olmaktan çıkarılır, süslenmesi, parlatılması, kokulandırılması gereken bir projeye dönüştürülür.
Bu noktada kozmetik mağazaları yalnızca perakende alanları değil, aynı zamanda ideolojik mekânlar haline gelir. Raf düzeni, görsel dil, reklam metinleri, hepsi çocuğa şunu fısıldar. “Görünüşün önemlidir. Sevilmek için güzel olmalısın. Güzel olmak için bu ürünlere ihtiyacın var.”
Çocuklar için kozmetik ürünlerinin büyük çoğunluğu kız çocuklarına yöneliktir. Bu da erken yaşta toplumsal cinsiyet rollerinin bedene kazınması anlamına gelir. Kız çocukları ‘bakımlı’, ‘süslü’, ‘tatlı’ olmaya teşvik edilirken, erkek çocukları çoğu zaman bu alanın dışında bırakılır ya da farklı kalıplara hapsedilir. Böylece kozmetik rafları, patriyarkal düzenin sessiz ama etkili bir uzantısı haline gelir.
Bu ürünler, çocuklara henüz kendilerini tanımadan bedenlerinden memnun olmamayı öğretir. Aynaya bakma pratiği, bir oyun olmaktan çıkar, bir denetim mekanizmasına dönüşür. ‘Daha parlak’, ‘daha güzel’, ‘daha çekici’ olma fikri, çocuk zihnine normalleştirilir.
‘Çocuklara özel’, ‘dermatolojik olarak test edilmiştir’ gibi ifadeler güven verici görünse de, bu ürünlerin çoğu gereksiz kimyasal maddeler içerir. Çocuk cildi yetişkinlere kıyasla çok daha hassas ve geçirgendir. Buna rağmen, kâr odaklı üretim mantığı sağlık risklerini ikincil plana iter. Burada asıl mesele yalnızca içerik değil, ihtiyaç olmayan bir ürünün ihtiyaçmış gibi sunulmasıdır.
Bir çocuğun ruj sürmeye, oje kullanmaya ya da parfüm sıkmaya gerçekten ihtiyacı var mıdır? Yoksa bu ‘ihtiyaç’, sektör tarafından mı üretilmektedir?
Sistem eleştirisinin bir diğer ayağı da ebeveynler üzerinden yürütülen suç ve kaygı pazarlamasıdır. “Çocuğun mutlu olsun”, “Arkadaşlarından geri kalmasın”, “Özgüveni artsın” gibi söylemlerle ebeveynler tüketimin aracısı haline getirilir. Böylece kozmetik mağazaları yalnızca çocuklara değil, ebeveyn vicdanına da hitap eder.
Oysa özgüven, satın alınan bir dudak parlatıcısıyla değil, kabul, sevgi ve güvenli bir çevreyle gelişir.
Çocuklar için kozmetik ürünleri meselesi, basit bir ‘alışveriş tercihi’ değildir. Bu, çocukluğun nasıl tanımlandığına, bedenle nasıl ilişki kurulduğuna ve kapitalist sistemin sınır tanımazlığına dair politik bir sorudur. Kozmetik mağazalarının parlak ışıkları altında satılan şey sadece ürün değil, erken yaşta öğretilen bir yabancılaşmadır.
Gerçek eleştiri şuradan başlar. Çocuğu bir müşteri olarak değil, bir özne olarak görmek. Onu parlatılacak bir vitrin nesnesi değil, korunması gereken özgür bir varlık olarak kabul etmek. Çünkü çocukluk, sistemin kâr hanesine yazılacak bir dönem değil, insan olmanın en kırılgan ve en değerli evresidir.
Kapitalist sistemde hiçbir ürün, hiçbir pazar alanı ve hiçbir ‘masum’ tüketim pratiği kendiliğinden ortaya çıkmaz. Seri üretim, pazarlama ve kültürel dolaşım ağlarına dâhil edilen her meta; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik bir işlev üstlenir. Çocuklar için üretilen kozmetik ürünleri de bu bağlamda ele alındığında, yüzeyde sunulan ‘oyun’, ‘eğlence’ ve ‘zararsız bakım’ söyleminin ardında, uzun vadeli bir bilinç mühendisliği projesi olduğu açıkça görülür.
Burada hedeflenen şey çocuğun cildi değildir. Hedeflenen şey, gelecekteki davranış kalıpları, arzu biçimleri, beden algısı ve tüketim refleksleridir. Çocuk kozmetiği, kapitalizmin en erken yaşta devreye soktuğu, en sessiz ama en kalıcı ideolojik aygıtlarından biridir.
Erken Yaşta Tüketici Bilincinin İnşası
Kapitalizm için çocuk, henüz ‘olmamış’ bir birey değildir, aksine ömür boyu değer üretecek, satın alacak, tüketecek ve yeniden tüketecek bir potansiyeldir. Bu nedenle çocukluk, sistem açısından korunması gereken bir alan değil, fethedilmesi gereken bir pazardır.
Çocuk kozmetiği tam olarak bu fetih hattında konumlanır.
Amaç tüketimi oyunla ilişkilendirmektir…
Satın alma eylemini mutluluk ve kendini ifade etme ile eşitlemektir.
‘Kendin ol’ fikrini değil, ‘kendini satın alarak inşa et’ anlayışını yerleştirmek ana hedeflerden biridir.
Marka sadakatini, okuma yazmadan önce başlatmak başka bir trajik hedeftir.
Bir çocuk rujla, ojeyle, parfümle ‘oynamaya’ alıştığında, yetişkinliğinde bakım, estetik, kişisel gelişim ya da özgüven başlığı altında sunulan yüzlerce ürüne karşı direnç geliştiremez. Sistem, geleceğin pazarını bugünden garanti altına alır. Bu bir tercih değil, planlamadır.
Çocuk kozmetiğinin en yıkıcı etkilerinden biri, çocukla bedeni arasındaki doğal ilişkinin bozulmasıdır. Bu ürünler açık ya da örtük biçimde şu mesajı verir.
“Bedenin olduğu haliyle yeterli değil.”
Bu mesaj, kapitalizmin en güçlü silahlarından biridir. Çünkü eksiklik hissi yaratan birey, sürekli bir ‘düzeltme’ ihtiyacı duyar. Beden, artık yaşanan bir gerçeklik değil, üzerinde çalışılması gereken bir proje, yatırım yapılması gereken bir alan haline gelir.
Bu noktada mesele estetik değildir, siyasidir. Kendi bedeniyle meşgul edilen birey, sistemle meşgul olmaz. Aynaya bakan insan, sömürü ilişkilerine bakmaz. Emekçi sınıflar açısından bu durum özellikle kritiktir. Çünkü bedeninden memnun olmayan, kendini ‘yetersiz’ hisseden birey, öfkesini sınıfsal yapılara değil, kendine yöneltir.
Çocuk kozmetiği piyasası, rastlantısal biçimde değil, bilinçli olarak özellikle kız çocuklarını hedef alır. Bu bir pazarlama tercihi değil, ideolojik bir yönelimdir.
Kız çocuklarına verilen mesaj nettir. “Güzel ol. Beğenil. Süslen.”
Erkek çocuklarına ise “Güçlü ol. Sahip ol. Kontrol et.”
Bu ayrım, patriyarka ile kapitalizmin ortak üretim hattında şekillenir. Kadın bedeni erken yaşta denetlenir, erkek egemenliği erken yaşta normalleştirilir. Toplum, eşitsizliğe çocukken alıştırılır.
Burada cinsiyet rolleri masum kültürel farklar değildir. Bunlar, sınıf bilincini parçalamak ve kolektif mücadele potansiyelini zayıflatmak için kullanılan ideolojik araçlardır.
‘Çocuklara özel’, ‘doğal’, ‘zararsız’ gibi ifadeler, sağlık değil, pazarlama söylemleridir. Asıl satılan şey ürünün içeriği değil, alışkanlıktır.
Kapitalizmin temel işleyişi burada açıkça görülür.
Önce gereksiz bir ürün yaratılır.
Sonra bu ürünün eksikliği sorun haline getirilir.
En sonunda da çözüm olarak yine o ürün satılır.
Gerçek şudur ki, bir çocuğun parfüme ihtiyacı yoktur.
Ojeye ihtiyacı yoktur.
Rujla özgüven kazanmaz ama sistem, bu ihtiyacı varmış gibi öğretir. Öğretir çünkü öğretmek, satmaktan daha kalıcıdır.
Kapitalizmin en güçlü ideolojik silahlarından biri bireyselleştirmedir. “Benim çocuğum mutlu olsun” cümlesi, bu bireyselleştirmenin en masum görünen ama en işlevsel araçlarından biridir.
Bu cümleyle birlikte, kolektif bilinç devre dışı kalır.
Sistem eleştirisi kişisel tercihlere indirgenir.
Ebeveyn, farkında olmadan sömürünün taşıyıcısı haline gelir.
Emekçi, çocuğunu koruduğunu zannederken, onu sistemin en sadık müşterisi olarak yetiştirir. İyi niyet, ideolojinin taşıyıcısına dönüşür.
Emekçiler neye uyanmalı?
Bu noktada emekçilerin fark etmesi gereken bazı temel gerçekler vardır.
Çocuklar pazar değildir. Bedenler sermaye alanı değildir.
Özgüven satın alınamaz. Mutluluk raf ürünü değildir.
Belki de en önemlisi, kapitalizm, çocukluğu ne kadar erken ele geçirirse, direnişi o kadar geç bastırır.
Mücadele Nerede Başlar?
Gerçek mücadele büyük sloganlarla değil, gündelik hayattaki küçük ama belirleyici tercihlerle başlar. Çocuğa ‘daha güzel ol’ dememekte, ‘olduğun halin yeterli’ diyebilmekte başlar. Oyunu üründen, değeri fiyattan ayırabilmekte başlar.
Çocuk kozmetiği meselesi küçük bir detay gibi görülebilir. Oysa bu, kapitalizmin en rafine, en sessiz ve en uzun vadeli saldırılarından biridir.
Ve emekçilerin uyanması gereken yer tam da burasıdır.
Parıltının altında örgütlenen sömürüde.