Merhaba Haldun Dormen!

Türk Tiyatro´su geçen hafta duayen (en yaşlı) tiyatrocusunu, Türkiye önemli bir değerini, İstanbul fosforlu renkleri içinden en göz alıcısını yitirdi. Eksikliği, özellikle takvimden yapraklar eksildikçe daha derinden hissedilecektir.

Erdem Beliğ ZAMAN Perspektif
28 Ocak 2026 Çarşamba

Lise çağlarımdı… İçimde tiyatroya karşı minik alev gittikçe harlanıyordu. Seyrettiğim, canlı gördükten sonra da etkisinde kaldığım tiyatrocular o yıllarımın ilahları ve ilaheleriydi… Yıldız Kenter, Gazanfer Özcan, Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu ve Haldun Dormen… Sanki onlar da henüz hiçbiriyle tanışmamama rağmen gündelik hayatımın bir parçası halini almışlardı. Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın şarkılarını uyandıktan sonra kendime gelmek için okuyor; Ferhangi Şeyler’in kültleşen esprilerini sınıfta kendime aitmiş gibi satıyordum. İşte o günlerde okulumuz Ankara’daki üniversitelere bir keşif gezisi düzenlemeye karar vermişti. Yerleşmek istediğim okulu çoktan zihnimde belirlediğimden ötürü, Ankara gezisinin açımdan dikkat çekici tarafı sahaf ziyaretleriydi. Bu ziyaretlerimden iki bavul kitapla döndüm. İçlerinden birini, otobüsteki gece yolculuğuma eşlik etmesi için yanıma almıştım. Birkaç sayfa okur, uykuya dalarım düşüncesiyle kapağını açtığım kitap ertesi gün evinde bitene kadar elimden düşmedi! ‘Sürç-ü Lisan Ettikçe’ adlı bu kitabın yazarı Haldun Dormen’di… Evet, o güne dek hep tiyatroculuğunu takip ettiğim Haldun Bey… O günden sonra radarıma yazarlığını da takip edeceğim tiyatrocular arasına girmişti (diğeri Gülriz Sururi’ydi.).

Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştım ama derslerden çok Haldun Dormen’in oyunlarını takip ediyor, hocalarımdan fazla Haldun Dormen’in yüzünü görüyordum. Yaklaşık iki sene sıkı bağımız devam etti. Hayran olduğum, yıllardır tanımak için can attığım ve yer yer özendiğim şahsın yakınında olmak, icra ettiği meslek dairesinin yakınlarında dolaşmak gencecik bir tiyatro sevdalısının gerçekleşen rüyasıydı.

Beni oyunculuktan ziyade yazarlığa teşvik edenlerden oldu. Sonra hayatımda aldığım en büyük meslekî iltifatlardan birini ondan duydum. Sonra bu iltifatın aramızda bir sır olarak kalmasını istememiş olacak ki yeni baskısı yapılan kitabımı adıma imzalarken bu iltifatını da tarihe kaydetti…

Türkiye’de yazarlık, özellikle de tiyatro yazarlığı güç bir meslekti

Yalnız piyes yazarak geçimini sağlayan hiçbir oyun yazarımız yoktu. Bu acı hakikat beni yazarlığın diğer dallarında kalem oynatmaya doğru itti. Senaryoculuk, köşe yazarlığı, röportörlük derken neredeyse burnumu sokmadığım yazarlık sahası kalmadı. Meslekte kat ettiğim mesafe arttıkça, tiyatroyla aramdaki mesafe de ne yazık ki artıyordu. İşte o senelerde tiyatronun ülkemizdeki eş anlamlılarından biri olarak bilinen Haldun Dormen’le de aramızdaki mesafe de arttı.

BKM şirketine yapacakları Cahide Sonku projesi için danışmanlık yapıyordum. Projenin hazırlanış sürecinde artık hiçbiri aramızda olmayan Jeyan Mahfi Tözüm, Safa Önal, Yılmaz Atadeniz ve Haldun Dormen’le canlı röportajlar yapmamız yönetmence uygun görüldü. Özel rica üzerine bu röportajları bizzat yapmam istendi. Ayrı geçen senelerin ardından Haldun Bey’i ilk defa tekrar o zaman gördüm. Her zamanki şıklığıyla ve zarifliğiyle… Yine kapıya kadar eşlik eden misafirperverliğiyle… İşte o gün yanımda getirdiğim Dormen Tiyatrosu’nun program dergisini “Yılların anısıyla” diyerek imzaladı. Duygulandım, ayrıldık…

Şalom gazetemiz için, 2022’de Pera Müzesi’nde yapılan Yahudi Tiyatrosu Sempozyumu’nu saati saatine izliyordum. İkinci gün kuliste röportaj yaparken hoş bir koku aldım. Bu kokuyu tanıyordum. “Haldun Dormen mi geldi?” diye sordum. “Evet, nereden anladın!” diyen ve demek isteyen şaşkın bakışlar arasından geçerek kokunun izini sürdüm. Haldun Dormen, asistanıyla birlikte gelmiş en önde oturuyordu. İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, Can Kıraç’ın hediye ettiğini söylediği gümüş kabzalı bir bastona dayanmış sahneye bakıyordu. Yanına gidip eğildim, yanaklarından öptüm. Tiyatroya dair bitmeyen tutkusundan bize de biraz bulaşması dileğinde bulundum.

İşte o görüşüm Haldun Dormen’i son görüşümdü. Fakat tabii ki sosyal medyadan onu izliyor, neler yaptığı hakkında bilgi sahibi oluyordum. Sağlıklı oluşu, hâlâ çalışması, tükenmeyen umudu ve azmi bana şevk aşılıyordu.

Haldun Dormen; Şirin Devrim, Tunç Yalman jenerasyonundan sonra ABD’ye tiyatro okumaya giden ikinci kuşaktandı. Sonra geçtiği yoldan onlarca Türk oyuncu geçti: Yurda döner dönmez kendisini tanımak isteyen Muhsin Ertuğrul’un davetiyle, ‘özel tiyatrolarımız’ arasında ‘özel’ bir yeri olan Küçük Sahne’ye girdi. (Bu güzelim sahne sinema müzesi yapılma bahanesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tarumar edildi.) O sıralarda Muhsin Bey, Şehir Tiyatroları’ndan ayrılmış, kendi başında olduğu özel tiyatro Küçük Sahne’yi idare ediyordu. Lale Oraloğlu, Münir Özkul, Sadri Alışık gibi ileride isimlerini tiyatro tarihimize altın harflerle yazdıracak birçok genç şöhreti Haldun Dormen Küçük Sahne’de tanıdı.

Kendi tiyatrosunu kurdu

Fazla duramadı orada. Gayesi kendi tiyatrosunu kurmaktı. Küçük bir yer bulup Cep Tiyatrosu’nu açtı. Bu tiyatro zamanla adını taşıyacak efsanevî Dormen Tiyatrosu’na evirildi. En geniş kadrolu özel tiyatromuz olan Dormen Tiyatrosu, bir star yetiştirme fabrikası gibi çalıştı. Metin Serezli, Nisa Serezli, Altan Erbulak, Erol Günaydın, Nevra Serezli, Ayfer Feray, Erol Keskin, Suna Keskin, İzzet Günay ve adına sayamadığım daha nice sahne ve perde yıldızı Dormen Tiyatrosu’ndan yetişti.

Dormen Tiyatrosu, Türk Tiyatrosu’nun 20. yüzyılına damgasını vurmuş bir trup olarak milenyumdan hemen sonraki ekonomik krize kadar perdesini açık tutmayı başardı. Sonra da ismini tarihin yaldızlı bir sayfasına kazıtıp, gitti…

O günden sonra çalışmalarını bağımsız sürdürdü Haldun Dormen… Sunuculuktan dizi ve sinema oyunculuğuna kadar, sahibi olduğu tiyatro yüzünden pek vakit bulamadığı diğer işleri yaptı. Bir ödül töreni tertip etti. Binlerce öğrenci yetiştirdi. Tiyatro Kedi ver Sahne Tozu Tiyatrosu başta olmak üzere çeşitli özel tiyatrolara omuz verdi, yürek verdi.

ABD ve Batı Avrupa etkisindeki Bulvar tiyatrosunu ülkemizde başarıyla uyguladı. Özellikle Jacques Deval’ın Şahane Züğürtler oyunundaki Rus asilzade Mihail Ouratieff performansıyla hafızalarda yer edindi. O temsilden sezonlar sonra bu kez Tiyatro Kedi’de Hakan Altıner rejisiyle oynadığı Kibarlık Budalası’ndaki Mösyö Jourdain rolünde son devir seyircilerince tanınma fırsatı yakaladı.

Her ne kadar ABD’de eğitim görse, Bulvar komedisi benzeri suya-sabuna dokunmayan oyunlarla haklı şöhret sahibi olsa da Haldun Dormen, Soğuk Savaş’ın en ağır koşullarında bile asla bir tarafın tam destekçisi olmadı. Hatta komünizmin en ünlü yazarı Brecht’in Puntilla Ağa ve Uşağı Matti oyununu oynamayı dahi cesaret etti. Muhaliflikleri bariz sol tandanslı oyuncuları istihdam etmeye devam etti, bir bakıma onları korudu. Son senelerde artan siyasî baskıda da bîtaraf olmayı kabul etmedi ve doğru bildiği yoldan gitmeyi sürdürdü. Önemli protestolarda ön sıralarda yer aldı. Özgür bir Türkiye’ye olan inancını ve hasretini korudu.

Yakın zamanda Müjdat Gezen Sanat Merkezi konservatuarında ders vermeye başladım. Ders verdiğim sınıf giriş sınıfı. Öğrencilerin yaş aralığı 17-25. Yani Z kuşağı olarak tanımlanan nesle tâbiler. Geçtiğimiz perşembe günkü derste işte bu öğrencilerim Haldun Dormen’den bahsettiler. Ne yalan söyleyeyim, şaşırdım. O yaştaki bir ustanın, hem de birkaç yıldır sahneye çıkmamasına rağmen tanınması, genç meslektaşlarıyla kurduğu bağın sağlamlığını göstermesi bakımından önemlidir. Bu sağlıklı ve güçlü bağın, onu canlı seyredemeyecek daha sonraki gençleri de kendine çekeceği su götürmez bir gerçektir. Haldun Dormen’in aramızdan ayrılmasını bu sebeple bir veda olarak görmüyorum. Ardından ona şu hitapla seslenmek istiyorum: Merhaba Haldun Dormen!”…

Adet olduğu üzere ölümüne Ebcet hesabıyla düşürdüğüm şu tam tarihle yazımı bitiriyorum:

Ömrü sanatla geçen ustaydı,

Bilmeyen yoktu onu hiç ismen.

Anarım dostu şu tam tarihle:

Astı son perdeyi Haldun Dormen… (1447)

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün