15 Şevat´ta kutlanan Tu Bişvat Bayramı bu yıl 1 Şubat Pazar akşamı başlayıp 2 Şubat Pazartesi akşamı sona eriyor. “Buğday, arpa, üzüm, incir ve nar ülkesi, yağlık zeytin ve bal (veren hurma) ülkesi.” (Devarim: 8:8) 1 Şubat Pazar akşamı, masada özellikle Kutsal Topraklarda yetişen meyveler, onlara ait berahaları söylenerek yenilir ve Tanrı´ya bize bahşettiği bu nimetler için şükredilir.
Şevat ayının 15’i, anlamına gelen Tu Bişvat bayramı; Hag Aİlanot-Ağaçların Bayramı, Hag APerot-Meyvelerin Bayramı, İbranicede 15 anlamına gelen Hamişa Asar BeŞevat ve Ağaçların Yılbaşı olarak da anılır.
Ağaçların meyveleri ile ilgili kanunların doğru olarak uygulanabilmesi amacı ile Rabilerimiz tarafından konulan Tu Bişvat’ın anlamı 16. yüzyıldan itibaren Kabala bilgelerinin derin ve kapsamlı bakış açıları ile zenginleşmiş ve Tu Bişvat’ta Pesah Sederine benzer bir sıra ile başta Kutsal Topraklar’da yetişen meyveler olmak üzere sederdeki meyveler berahalar eşliğinde yenmeye başlanmıştır. Zaman içinde Tora ve Kabala bilgeleri, Tu Bişvat Bayramı’nın geniş yelpazesinin hayatımızın birçok alanını kapsadığını idrak ettiler. Tu Bişvat Sederi’ne ek olarak ağaç dikmenin önemi, insanın etrafına ve doğaya karşı sorumluklarının bilinci, Tanrı’nın Nimetlerinin farkındalığı ve doğal mucizeler için sürekli şükür içinde olma bilinci de Tu Bişvat’ın ayrılmaz birer parçaları olarak yerini aldı.
Ayrıca, Tu Bişvat’ın kış soğuğunda hemen yanı başımızda olan baharın habercisi olduğu gibi iyi haberlerin de hemen yanı başımızda olduğu umut kavramını da içinde barındıracak şekilde Tu Bişvat öğretileri, her yeni bakış açısı ve her yorumla daha da genişlemeye devam etmektedir.
Ağaçlar Bayramı- Ağaç ve İnsan
Çıkış yeri ağaçlarla ilgili mitsvaların doğru olarak yerine getirilmesi olan Ağaçlar Bayramı Tu Bişvat, aynı zamanda yaşantılarımıza daha fazla güzellik ve anlam katabilecek küçük mesajlar da içerir.
İnsan, ağaç bağlantısına baktığımızda, Tora’nın, birçok yerde insan ile ağacı karşılaştırdığını görürüz:
“İnsan kırın ağacıdır”. (Devarim-20:19).
“Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak…(Yeşayau-65:22)
“Böylesi, su kıyılarına dikilmiş ağaca benzer.”(Yirmiyau-17:8)
Ağaç-insan benzetmesini hayatımıza nasıl uygulayabileceğimizi, konuşmalarında özellikle iletişim, ilişki kurma ve özgüven konularına yoğunlaşan Rabi Michoel Gourarie şöyle anlatıyor. Gourarie, çocukluğundan beri, ufacık bir tohumun nasıl zaman içinde gelişerek, meyve veren, dalları, çiçekleri, yaprakları olan uzun ve güçlü bir ağaca dönüştüğünü görmenin onu her seferinde hayretler içinde bıraktığını anlatır. Gourarie, bu dönüşümün kendi kendine gerçekleşmediğine, verimli bir ağacın oluşması için birçok önemli faktörün bir arada olması gerektiğine dikkat çeker. Ağaç ile insan benzetmesinden yola çıkan Gourarie, aynı şekilde insanın da gelişmek için sonsuz bir potansiyeli bulunduğunu anlatır. İnsanlara da, etraflarını pozitif olarak etkileme, geliştirme, güzelleştirme ve etraflarını bunlardan faydalandırma kabiliyeti verilmiştir. Bazen kendimizi ufacık bir tohum gibi hissetsek bile, bizim de yüksek, güçlü ve meyve veren bir ağaç haline gelme potansiyelimiz vardır. İnsan ağacının, tıpkı toprağın ağacı gibi, gelişmek için hangi tamamlayıcı parçalara ihtiyacı olduğunu, Rabi Gourarie şöyle ifade ediyor:
Tohumun ekilmesi-Mütevazılık: “Öncelikle tohumun toprağa ekilmesi gerekir. Toprak, mütevazılığı simgeler. İçinde mütevazılık barındırmayan bir başarı ve gelişme hırsı, benmerkezci ve yıkıcı olur. Başarı, ancak bu ikisinin sağlıklı bir şekilde dengelenmesi ile elde edilebilir. Başarı hırsı tohumlarımızı, mütevazılık toprağına ekerek yola çıkabiliriz”.
Tohumun çürümesi-Bize iyi gelmeyen kalıpları bırakmak: “Toprağa ekilen tohum, büyümeye başlamadan önce çürür, neredeyse tamamen yok olur. Aynı şekilde gerçek değişim, ancak önyargılı fikirlerimizi ve bize hizmet etmeyen hatta zarar veren tutumlarımızı bıraktığımız zaman gerçekleşebilir. Eski alışkanlıklar ve zihniyetlerin esiri olarak yaşamaya devam edersek, ilerleyemeyiz. Toprağa ekilen tohumun parçalara ayrılıp neredeyse yok olması gibi, biz de kalıplaşmış kişilikleri, aslında bize ait olmayan ve üstümüzde taşıdığımız emanet kimlikleri bırakıp, hayat tecrübelerimize, hayata bakışı açılarımıza yenilik ve tazelik getirmeliyiz.”
Bol bol su-Tora öğretilerini anlayıp içselleştirmeye çalışmak: “ Bundan sonraki aşamada, tohumun bol bol suya ihtiyacı vardır. Tora, suya benzetilir. Besleyici, geliştirici Tanrısal iç görüleri ile, Tora, yön ve yol bilgileri veren benzersiz bir hayat kılavuzudur. Tora’daki bilgilendirmeleri öğrenmeye, hazmetmeye ve içselleştirmeye çalışarak, bizi kişisel hayat yolculuğumuzda yönlendirecek, bize kılavuzluk edecek kalıcı ve tüm zamanlar ve tüm yerler için geçerli bir değer sistemi oluşturmuş oluruz”.
Bol güneş ışığı- Umut: “Tohumumuzun gelişmesi için bundan sonra gereken, bol bol güneş ışığıdır. Güneş ışığı, sıcaklığı, umudu, pozitifliği ve mutluluğu simgeler. Kişisel deneyimlerimizde bir sonraki adımı atabilmek için, bunu yapabileceğimize dair inancımızın olması, bu adımı güçlü ve pozitif bir tutum içinde atmamız gerekir.”
Tanrı’nın Bereketi-Tanrı’ya Güvenmek
“En iyi tarım teknikleri bile, başarılı bir neticeyi garantileyemez. Bir ağaç, ancak Tanrı’nın Bereketi ile başarılı ve güçlü bir şekilde gelişebilir. Hayat yolculuğumuzda biz de gerekli bütün adımları atıp elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, tamamlamak için gereken tek şey Tanrı’ya güvenerek dua edip, O’nun bizim ağacımızı kutsayacağına, ağacımızın güzel çiçekler açmasını ve güzel meyveler vermesini sağlayacağına kalpten inanmaktır.”
Albert Einstein’ın dediği gibi, “Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi…” Etrafımızda sürekli gerçekleştiği için nedense artık ‘doğal’ olarak adlandırılan, her gün karşımıza çıkan mucizeleri fark etmek için bir an durup düşünelim.
Özellikle Tu Bişvat gibi özel günler, bize bir an durup düşünmemiz için çok güzel bir fırsattır. Ağaç bayramı, ağaçların meyvelerinin oluşumu, insan-ağaç bağlantısı, bir tohumun meyve olana kadarki süreci, bize hayatımız hakkında ne mesajlar verebilir? Tu Bişvat’ta kendimiz hakkında, hayatımız hakkında ne öğrenebiliriz ve bizim meyvelerimiz olan çocuklarımıza ne mesajlar aktarabiliriz?
Tu Bişvat-Purim- Pesah
Rabi Avraham Arieh ve Rachel Trugman, Tu Bişvat, Purim ve Pesah arasındaki bağlantıyı şöyle ele alıyor: “Kelime olarak Şevat ayının 15. günü anlamına gelen olan Tu Bişvat, dolunay günüdür. Bir ay sonraki dolunayda Purim (Şuşan Purim) ve ondan tam bir ay sonraki dolunayda da Pesah Bayramı kutlanır. Bu bayramların art arda üç dolunayda gelmesi, hem baharın başlangıcını hem de kurtuluş güçlerinin yükselişini simgeler. Mısır’dan ve kölelikten özgürlüğe geçiş, doğanın kış uykusundan ve hareketsizlikten yeniden doğuş ve yenilenmeye geçişiyle yakından bağlantılıdır. Tu Bişvat’ta ağaçta yükselen özsu, bu sürecin başlangıç noktasını temsil eder ve bu süreç, Purim’deki fiziksel kurtuluşla yükselir ve Pesah’ta Mısır’ın dar sınırlarından kişisel ve ulusal kurtuluşumuzla doruğa ulaşır.
Böylece, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkarken Kızıldeniz’i geçtikleri ve peşlerinden onları yakalayıp tekrar esir etmek için gelen Mısırlıların boğulduğu, Mısır’dan kurtuluşun doruk noktası olan bölümün her zaman Tu Bişvat haftasına denk gelmesi, bu iki bayram arasındaki temel bağlantıyı gösterir.”
Kısa Kısa TU BİŞVAT
İsmi: Şevat Ayı’nın 15’i anlamına gelir.
Şevat: Şevat, aynı zamanda “iyi haberler duyalım” anlamına gelen bir akrostiştir: “Şenişma Besorot Tovot” (שנשמע בשורות טובות). Bu ayın, iyi haberlerin duyulduğu, güzel haberler paylaşmamızın nasip olduğu özel bir ay olduğuna inanılır. Şevat’ın enerjisi, umut, iyilik ve bereketle doludur, bizi hayırlı haberlerle sevinç ve mutluluğu paylaşmaya teşvik eder.
Çıkış yeri: Kutsal Kitap, Kutsal topraklarındaki ağaçların, ekildiklerinden sonraki ilk üç yıl içinde meyvelerinin yenmesini yasaklar. Dördüncü yılın meyvesinden Bet Amikdaş’a sunu getirilir. Beşinci yıldan itibaren ağacın meyveleri serbestçe yenilebilir. Rabilerimiz, çiftçilerin başlangıç yılını hesaplayabilmelerine ve ağaçla ilgili mitsvaları yerine getirebilmelerine yardımcı olmak için 15 Şevat’ı, gerçekten ekildikleri tarihe bakmaksızın tüm ağaçlar için genel bir doğum günü olarak sabitlemişlerdir.
Nerede bahsedilir? Sözlü Yahudi kanunlarının derlemesi olan Mişna, 15 Şevat’ta kutlanan Tu Bişvat Bayramı’ndan takvimdeki dört yılbaşından biri olarak bahseder (Mişna Roş Aşana 1:1, Roş Aşana 14 a). Diğer üç yılbaşı ise; 1 Nisan; Kralların hükümdarlık döneminin başlangıcını ve Yahudi aylarının başlangıcını belirtir.1 Elul; Hayvanlarla ilgili verginin başlama yılbaşıdır. 1 Tişri; Roş Aşana ise, yaradılışın başı, insanoğlunun yaratıldığı gün, yılların yılbaşıdır.
Neden 15 Şevat? Kabul görülen İllel görüşüne göre, yağmurların toprağı ve ağaçları suya doyurması, ağaçların artık topraktan su almayı bırakıp, kendi öz suları ile beslenmeye başlamaları, 15 Şevat tarihinde başlar.
Ne yapılmaz? Tu Bişvat bir bayram günü olduğundan, dualarda Tahanunim (Yakarışlar) bölümü okunmaz, bu günde (bu yıl 2 Şubat Pazartesi günü) oruç tutulmaz.
Ne yapılır? 1 Şubat Pazar akşamı, masada özellikle Tora’da (Devarim 8:8) belirtilen ve Kutsal Toprakların mübarek kılındığı meyvelerin; buğday, arpa, zeytin, hurma, üzüm, incir, nar bulundurulmasına özen gösterilir. “Buğday, arpa, üzüm, incir ve nar ülkesi, yağlık zeytin ve bal (veren hurma) ülkesi.” (Devarim: 8:8)
Sofradaki yiyecekler bir düzen-Seder*-eşliğinde onlara özgü duaları-berahaları söylenerek yenilir, o sezon henüz tadılmamış bir meyve ilk defa yenilerek Tanrı’nın bizi bugünlere getirdiğine şükrettiğimiz Şeeheyanu berahası söylenir. Ayrıca Tu Bişvat’ta geleneksel olarak ağaç dikilir.
*Tu Bişvat Sederindeki Meyveler ve Duaları. https://www.sevivon.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1374:tu-bisvat-sederi&catid=37:tu-bisvat-nedir&Itemid=218
ŞARKI ŞABATI-ŞABAT ŞİRA
“ ...Peygamber Miryam, tefi eline aldı ve tüm kadınlar onun ardından tefler ve danslarla çıktılar.” (Şemot 15:20)
Beşalah peraşasının okunduğu Şabat, Şabat Şira bu yıl 31 Ocak Cumartesi günüdür.
Beşalah peraşasının okunduğu Şabat, Şabat Şira-Şarkı Şabat’ı olarak adlandırılır.
Şabat Şira, Tu Bişvat dönemine denk gelir.
Bu yıl Şabat Şira 31 Ocak Cumartesi günüdür.
Mısır Çıkışı sırasında Tanrı mucizevi bir şekilde Kızıldeniz’i ikiye ayırır ve İsrailoğulları geçtikten sonra, onlar karaya ayak basar basmaz, peşlerinden gelen Mısırlıların üzerine denizi tekrar kapayarak halkının kurtuluşunu sağlar. Bu olağanüstü olayı anlatan Denizin Şarkısı –Şirat Ayam her gün sabah duası sırasında okunur (Az yaşir Moşe…).
Şirat Ayam-Denizin Şarkısı, her sabah duasında Sidur kitabından (Sidur kitabı s.96, s.534) okunmasına ek olarak yılda iki kere direkt Sefer Tora’dan okunur. Birincisi; Kızıldeniz’in yarılış ve şarkının yazılış yıldönümü olan- Pesah’ın yedinci günü. İkincisi ise bu yıl 31 Ocak Cumartesi gününe gelen Şabat Şira günü.
Şirat Ayam-Denizin Şarkısı
Beşalah Peraşası, Şirat Hayam-Denizin Şarkısı, denizde söylenen şira-şarkıya ek olarak başka konuları da içerir; Mısır’dan çıkış, Kızıldeniz’in yarılması mucizesi, Mara’da verilen kural ve hükümler, man mucizesi, insanlara su sağlayan kuyu ve Amalek’le savaş gibi. Buna rağmen İsrailoğulları bu Şabat’a özel olarak şira- Tanrı’yı öven şarkı ismini seçer.
Mısır’dan hamurlarının kabarmasını bile beklemeden aceleyle çıkan Yahudi kadınlar, Tanrı’yı öven şarkılar söyleyip mutlulukla teflerle dans edebilmek için tefleri nereden bulmuşlardı?
Moşe Rabenu’nun ablası Miryam kurtuluşun geleceğine ve milletinin bunu şarkılarla ve teflerle kutlayacağına o kadar inanır, bundan o kadar emin olur ki, bu inancıyla daha Mısır’dan çıkarken yanına tefler ve davullar alarak kurtuluşu kutlamaya hazırlanır. Bu şekilde Beşalah peraşası ve Şabat Şira, Yahudi kadınlarının Tanrı’ya olan sarsılmaz sonsuz inanç ve güvenlerinin göstergelerindenz biri haline gelir.
Önemli Not: Yazıda kısa bir özet olarak verilmiş olan bilgiler, okuyucuya konu hakkında fikir vermek amacıyla; www.chabad.org, www.ou.org, ; aish.com, https://www.sefaria.org/; https://torah.org/; https://breslev.com/; https://theisraelbible.com; https://thetrugmans.com sitelerinden ve Tevrat -Tora Neviim Ketuvim, Jewish Literacy, Gözlem’in El Gid Para El Pratikante ve Yahudilik Ansiklopedisi, Women at the Crossroads kitaplarından derlenerek hazırlanmıştır.
Yazıda konu ile ilgili araştırılıp bulunabilecek sayısız yorumdan sadece bazıları ifade edilmiştir. Cemaatlerin farklı gelenekleri ve uygulamaları olabildiği için özel günler ve uygulamalar hakkında en doğru ve detaylı bilgiler için, cemaatin kendi Rabi’lerine başvurması gerekir.
*Katkıları için Rav İzak Peres’e teşekkür ederiz.
BEŞALAH
Hayatın zorluklarına kızmak
Yosef Atsadik ölmeden önce Bene Yisrael’e kemiklerini Erets Yisrael’e götürmeleri konusunda vasiyet etmiştir. Bu vasiyet o kadar bağlayıcıdır ki Yosef’in cenazesi olmadan Bene Yisrael’in Mısır’dan çıkması imkânsızdır. Bunu bilen Mısır halkı da Yosef’in demir tabutunu Nil nehrinin en derin yerlerinden birine bırakırlar. Pasuk Moşe Rabenu’nun Yosef’in kemiklerini aldığını belirtir. Böylelikle toplumun Mısır ülkesini terk etmesinde bir sorun yaşanmayacaktır. Mısır çıkışı ve sonrasındaki çöl yolculuğunda Yosef’in naaşının atalarımıza eşlik etmesi neden bu kadar önemlidir sorusuna yanıt arAamaya çalışalım: Sorunun cevabı Yosef’in sıra dışı hayatının ayrıntılarında gizlidir.
Yosef küçükken babasının en sevdiği çocuğu olarak, özel hediyeler alarak harika bir hayat yaşar. Ama öte yandan kardeşleri onu küçümser, kıskanır ve Mısır’a satılmasına sebep olurlar. Yosef’in bu aşamada liderlik hayalleri gerçekleşmez.
Yosef ancak yıllar sonra, çukura atıldıktan, köle olarak satıldıktan ve asılsız suçlamalarla hapis yattıktan sonra bir lider olarak ortaya çıkar. Hayatı kolay olduğu sürece büyüklüğe ulaşması mümkün olmamıştır. Yosef, zorluklarla yüzleşerek ve bunların üstesinden gelerek tüm potansiyelini ortaya çıkarır ve zamanı geldiğinde lider olarak tarih sahnesindeki yerini alır.
Bene Yisrael’in Mısır çıkışı sonrasında takip edebilecekleri birkaç yol vardır. Tanrı doğrudan kısa olan yolu tercih etmez. Bununla ilgili olan Midraş, Efrayim oğullarının bu yolda Peliştiler tarafından öldürülmelerinin toplum tarafından görülmemesi konusunu işler. Nitekim Peygamber Yehezkel daha sonra ‘Tehiyat Ametim’ olayını tecrübe ettiği muhteşem vizyonunda onların dirilmelerine tanık olur. Midraş’ın öğretisini bir kenara bırakırsak Tanrı toplumun uzun, zor ve karmaşık bir yoldan ilerlemesini tercih eder. Ancak bu şekilde büyük bir ulus haline gelmeleri mümkün olacak ve Mısır’dan çıkarılmalarının nedeni olan görev yerine getirilebilecektir.
Peraşanın ilk pasuğu Bene Yisrael’den bir toplum olarak değil bir millet olarak söz eder. Daha sonraki pasuklarda ise Tora yeniden Bene Yisrael ismine döner ve toplum vurgusu yapar. Sadece Mısır’ı terk etmek, Bene Yisrael’i Tanrı ile özel bir bağ kurabilen bir ulus haline getirmemiştir. Bu ancak çöldeki zorlu yolculukları sırasında gerçekleşir. Büyüklüğe, liderliğe ve özel konumlara ancak zorlukların üstesinden gelmek suretiyle ulaşabilmek mümkündür. İşte Yosef’in naaşının sürekli olarak onlarla gitmesinin sebeplerinden birini burada bulmak mümkündür. Öncelikle devamlı bir şekilde olarak Yosef’in hikâyesini anımsamak ve göz önünde bulundurmak gerekir. Ulaşılmak istenen büyüklük ve özel konum ancak çölde yer alan zorlu koşullara dayanmak, sorunlarla yüzleşmek ve onların üstesinden gelmekle mümkün olacaktır.
Pirke Avot’ta yer alan 6/4 Mişna bizlere şunları öğretir; Tora’nın yolu şöyledir. Ekmeğini tuza banarak yiyecek, ölçü ile su içecek, yerde uyuyacak ve zor bir hayat yaşayacaksınız. Bu durumda dahi Tora öğrenmeye devam edeceksiniz.
Elbette bu Mişna Tora hayatı yaşamanın yoksulluk çekmeyi gerektirdiği anlamına gelmez. Ancak bu, zorlukların ve rahatsızlıkların büyüme sürecinin bir parçası olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Her zaman istediğimiz her şeye sahip olursak, hayat her zaman kolay, basit ve anlaşılırsa, o zaman büyümek, gelişmek ve hedeflere ulaşmak daha zor olacaktır.
Gelin hayatın zorluklarına kızmak yerine onları kucaklayalım. Kendimizi bir ‘çölde’ zor bir duruma göğüs gererken bulduğumuzda, bunun amacının büyümek, potansiyelin farkına varmak ve geleceğini gelişerek inşa eden insanlar olabilmek için bir fırsat olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Zorluklarla yüzleşmek gelecekteki güzel bir yaşam için anahtar niteliğindedir.