Mostar, Bosna-Hersek, tarihi eski şehri, Osmanlı dönemine ait mimarisi ve Neretva nehri üzerindeki simgesel Stari Most köprüsüyle tanınır. Ziyaretçiler genellikle bu güzellik için gelir; ancak şehir, birlikte yaşama, yıkım ve bilinçli yeniden inşa süreçleriyle şekillenmiş daha derin bir hikâye de anlatır.
Rav Mendy Chitrik
Kısa süre önce, İslam Ülkeleri Hahamlar Birliği adına, Mostar Yahudi Cemaati Başkanı Sayın Amir Gross Kabiri’nin daveti üzerine Mostar’ı ziyaret ettim. Bu ziyareti oğlum Chaim ve komşu ülke Arnavutluk’un Hahambaşısı Rav Yoel Kaplan ile birlikte gerçekleştirdim. Ziyaret, geçmişi ve bugünüyle bölgenin daha geniş tarihsel deneyimlerini yansıtan küçük bir Yahudi cemaatini yakından tanımak için önemli bir fırsat sundu.
Mostar’daki Yahudi varlığı yüzyıllar öncesine uzanır. İspanya’dan sürgün edilen Sefarad Yahudileri Balkanlar’a yerleşmiş, ilerleyen dönemlerde ise Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan yönetimi altında olduğu yıllarda Orta Avrupa’dan Aşkenaz Yahudileri de bölgeye gelmişti. Bu çok katmanlı Yahudi varlığı, bugün hâlâ Mostar’daki Yahudi mezarlığında yer alan farklı dil ve gelenekleri yansıtan mezar taşlarında açıkça görülmekte.
Zamanla cemaat, şehrin sosyal dokusunun mütevazı ama istikrarlı bir parçası haline geldi. Bu süreklilik, Holokost sırasında şiddetle kesintiye uğradı. Nazi işgali döneminde, yerel Ustaşa güçleri ve diğer işbirlikçilerin de katılımıyla Mostar Yahudi cemaati büyük ölçüde yok edildi. Ailelerin çoğu sürgün edildi ve katledildi; cemaat hayatı neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Rav Mendy ve Chaim Chitrik
Bugün Mostar’da yalnızca 20 ila 30 Yahudi yaşamaktadır. Hepsi ileri yaştadır. Aktif bir sinagog, okul ya da cemaatin geleceğini temsil eden bir genç kuşak artık yoktur. Yahudi yaşamı devam etmektedir, ancak sessiz ve sınırlı imkânlarla.
Şehirdeki Yahudi varlığının fiziksel izleri bu durumu açıkça yansıtır. Mostar Sinagogu 1906 yılında inşa edildi. Yapı savaşlardan ayakta çıkmış olsa da, işlevini koruyamadı. Cemaatin neredeyse tamamen yok olmasının ardından bina kamulaştırıldı ve 1953 yılında bir kukla tiyatrosuna dönüştürüldü; bugün hâlâ bu amaçla kullanılmaktadır. Eski sinagog binasının bahçesinde ise, bir zamanlar cephesini süsleyen On Emir levhaları kırık halde durmaktadır; yerlerinden edilmiş ve parçalanmış bir hatıra olarak.
Bosna-Hersek, ilerleyen yıllarda yeni sarsıntılar yaşadı. 1990’lı yıllardaki savaş, Mostar’ı iç çatışmaların simgelerinden biri haline getirdi. Stari Most köprüsü yıkıldı ve yıllar sonra özenle yeniden inşa edildi. Bugün o köprüden geçmek, köprülerin yalnızca mimari yapılar değil, aynı zamanda bilinçli onarım iradeleri olduğunu hatırlatır.
Ziyaret sırasında tarihi Yahudi mezarlığında dua ettim, eski şehri dolaştım. Ayrıca Saraybosna’da, Bosna-Hersek Baş Müftüsü ile kendi evinde bir görüşme gerçekleştirdik. Bu buluşma, dini topluluklar arasında saygıya dayalı ilişkilerin sürdürülmesinin önemini bir kez daha gösterdi.
Bu ziyaret, çalışmalarımızla ilgili temel bir gerçeği yeniden hatırlattı: Müslüman dünyadaki Yahudi kimliği yalnızca hafızaya bırakılamaz. Süreklilik; varlık, ilgi ve aktif çaba gerektirir. Birlikte yaşama kendiliğinden oluşmaz; özellikle tarih bu süreci zorlaştırmışsa, inşa edilmeli ve zaman zaman yeniden inşa edilmelidir.
Mostar bunu iyi bilen bir şehir. Köprüleri yıkıldı ve yeniden yapıldı. Asıl soru, bizlerin de aynı iradeyi gösterip göstermeyeceğidir.