Moderatörlüğünü fotoğraf sanatçısı, sinemacı, yazar Alberto Modiano´nun yaptığı, ´Prens Adalarını Fotoğraflayanlar´ sunumu 10 Ocak´ta Getronagan Lisesinden Yetişenler Derneği´nde gerçekleşti.
Belgesel Fotoğrafçıları Adil Bali, Alberto Modiano, Hatice Ezgi Özçelik, İzzet Keribar, Kubilay Karslı, Mıgırdiç Arzivyan, Orbay Soydan, Selim Seval, Tolga Sezgin ve Yalçın Savuran’ın İstanbul’un Prens Adalarını her yönüyle belgeledikleri çalışmalarının yer aldığı etkinlikte Modiano, ‘Kimdir bu Prens Adalı?’ sorusuyla başladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Okul döneminde olan çocuklar için ada heyecanı mayıs ayından başlar, denkler adaya gelirken, bisikletleri ile tekrar kavuşma sevinci yaşanır. Adada çocuk olmak sabah, güneşinin vurduğu bir yazlık evde gerinerek kalkmak, sonra güğümde sütçünün getirdiği o halis sütü içerek o odun kömüründe gece yarısında ağır ateşle pişen sandviçle yapılan bir kahvaltıdır. Çocuklar sütçüyü belki görmez ama mahallenin sütçüsü deftere ya da duvara zaten bir çentik atmıştır.
Biraz sonra anneler günün yemeğini yapmaya başlar. Belki de birkaç tepsi biraz isteksiz de olsa fırına gidecek, tepsinin kenarına konan bir fişin diğer yarısı uzatılırken, yanında bir ekmek olacak ve o ekmek eve varıncaya kadar belki de ucundan hallice bir parçası yenmiş olur. Deniz saatine kadar mahalle arkadaşları Yorgo, Agop, Avram, Ahmet ve niceleri ile futbol oynanacak, Silva, Ayşe, Dalya ile kaymak taşıyla seksek, belki de maket oyuncakları ile evcilik oynanacaktır. Ya da biraz daha ergin olanlar harçlık için evinin önünde okunmuş çizgi romanlarını yenisini almak için satacaktır.
Tam da oyunun en heyecanlı yerine gelmişken annelerin deniz çağrısı gelir mayolar giyilir, şapkalar takılır, ördekli simitler bele, kolluklar kola takılır ve günün deniz sefası başlar. Bu rutin sonunda çocuklar istemese de bir siesta yani öğleden sonra uykusu ile devam edecektir. Bu dinlenceyi yoldan geçen dondurmacı, mısırcı, pamuk şekercinin gür sesi bozacaktır elbet anneler tek tercih hakkı verseler de illa ki bir kaçamak olur. Bu da gün sonunda karın ağrıları demektir. Uykunun mükafatı akşam kıyafetleri giymektir. Zira akşam güneşinin batmasına birkaç saat varken babalar iskelede alışılagelmiş ve değişmez noktada karşılanacaktır. Eve dönüş yolunda, adanın güler yüzlü ve yıllanmış esnaflarından ihtiyaçlar alınacak, belki gönlü hoş etmek bir eşek turu yapılacaktır.
Eve faytonla dönen ailelerin küçükleri arabacının yanında oturmak için ısrar edeceklerdir. Ama iskele meydanından bir çocuk kitabı, bir oyuncak alındıysa ya da baba bir hediye ile gelmiş ise buna gerek yoktur. Akşam yemeği sonrası bir dondurma ile iskele yürüyüşü bu hareketli günün sonudur. Okulu bitirip de iş hayatına başlayan adalı gençler ve orta kuşak için sabahları uyanmak güçtür. Bazen elbiseler ters giyilir, her bir ayakta farklı bir ayakkabı ile vapura koştururken, meydandan gazete alınır, vapurda çayla demlenilir. Yarım kalan uyku tamamlanır. Bu uyku genellikle vapurların bodrum katında olurdu. Akşam vapurunda günü güzel geçmese de şansını lotaryadan bir numara ile umutlandıracak, belki de eve bir pavurya, balık tepsisi, ya da teselli armağanı bir çikolata getirecektir.
Bütün gün sevgilisinin sesini duyamaz gençler. Birçok evde telefon yoktur; olsa da çevir sesi düşmez. Ama bu özlem bir ada çiçeği olan Yasemin ile gönüller hoş tutulur. İşte vapur iskeleye yanaştı, başka bir heyecan başlıyor. Belki bir deniz kenarı lokantasında kazık olduğunu bile bile birkaç meze ile rakı atıştırılacaktır. O olmasa da adanın midye ve biracısı ne güne duruyor. Son bir heyecan da sinemaya gitmektir. Film bahane, leblebi gazoz şahane. Zaten birileri şişenin içine atıp, köpürttükten sonra bir kavganın yolunu açacaktır. Ama önemli olan film ne olursa olsun, evden alınan battaniyenin altında, perde kararırken sevgilisinin elini omzuna atmak ya da parmakları kenetlemektir. Kendisi ile hesaplaşacak, cesaret dileyecektir. Şanslı ise artık eve mutlu dönecektir.
Ama asıl sabırsız heyecan hafta sonu diskoda slow/yavaş müziğin gelmesini beklemektir. Vücutlar birleşir, eller boyunda ve kalçadadır. En şık kıyafetler, en tahrik edici kokular sürünmüş, saç, makyaj yapılmıştır. Dansın ortasında bu umutların sonu bir öpücükle taçlandırılmışsa gençler için ne mutluluktur! Gece tostçuda biter artık. Sabah olunca plaj sefasında artık gençlere diyecek yoktur. Suyun altında oynanan oyunları anlatmayayım ayıp olur.
Adalı bir orta yaşlı için (ihtiyar demiyorum) mutluluk, uyandığında sabah kahvesini balkonunda, çiçeklerle dolu bahçesinde içmektir. Kızı ya da gelinin bir mazereti var ise, torununu denize götürecek yine odur. Çocuklar gibi onlar da öğlen siestasına yatacakken, mahalleden geçen bir muslukçu ya da ona benzer bir tamircinin sesi ile uyanacak, evine çağıracak, asker gibi başında nöbet tutacak ki, başkasından çıkma musluk contası ona takılmasın. Bundan sonra hayat başkadır. Belki de beş çayı için bir gazinoya inecek, orada briç, poker, bezik oynayacak ya da yendiği tavla oyununda tavlayı dostunun koltuğu altına yerleştirecektir.
Akşam yemeğinde gençlerin yediği mezeli sofraya bazıları imrenerek baksa da birçok adalı gibi adanın bir zamanlar nal sesleri ile yankılanan paytonlu sokaklarında dolaşarak gününü tamamlamanın mutluluğuna şükredecektir.
‘Bir zamanlar kapılarımızı kilitlemezdik’ diyen adalılar için adalar, din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin 7’den 70’e herkesi özellikle yaz aylarında birleştiren, anı defterlerinde ve fotoğraf albümlerinde özel köşeleri ile yer etmiş Marmara’nın incisiydi.”
Adil Bali’nin, Büyükada’nın unutulmaz simgelerinden, fırtınalara aldırmadan yıllarca hastaları karşı kıyıya taşıyan, fedakârlığı ve insan sevgisiyle hafızalarda yer eden Horoz Reis’i fotoğraflarla anlatmasının ardından ‘Prens Adalarını Fotoğraflayanlar’ sunumu gerçekleşti. Katılımcılar nostaljik gösterimin ardından ikramlar eşliğinde sohbet etme imkanı da buldular.