Yeni yılımız kutlu mu olsun? Hadi inşallah!

Burcu SUNAR CANKURTARAN Perspektif
14 Ocak 2026 Çarşamba

Geçen sene yeni yıla girerken ne yazmışım diye baktım. O ne neşe, o ne ışıltılı bir hayal, o ne yaşam sevinci, ağzım kulaklarımda okudum! İtalyan Rivierasında bir düğün davetinin hayalini fon yapmış, o tatlı ruh halini yeni yıla yaymayı dilemişim. 2025’te bu tozpembe sevincin yanına bile yaklaşamadığım gibi küçük bir ayrıntıyı saymazsak, pek hoş bir hayal!

Hadi diyelim ki 2025 geçti gitti, önümüze bakalım. Bakalım tabii, bakalım 2026’dan beklentilerim neler… Önce tabii ki ilkokula başlayacak kızımı iyi bir okula kaydettirebilmek. Bunun için verdiğimiz birkaç aylık mücadeleyi özetleyeyim. En az 1 milyon lirayı rahatça gözden çıkaramıyorsanız iddialı bir özel okulun yeni yıl hayallerinizin bir parçası olması imkânsız. Ortalamanın üzerinde bir butik okul diyorsanız en az 700 bin lirayı yine kolaylıkla bütçenizden eksiltmeye gönüllü olmanız lazım. Daha ucuza bulur musunuz, bulursunuz, ama o okulların da iyi bir devlet okulunun üzerinde çocuğunuza ne katabileceğini sorduğunuzda, cevap kâğıdı pek dolu gelmiyor. Bir okulun yemek ücreti 200 bin lirayken, diğerininki nasıl 80 bin lira olabilir? Birinde her gün havyar, diğerinde her gün patates mi yeniyor? Bir okulun kıyafetleri 22 bin lirayken, diğerininki nasıl 4 bin lira olabilir? Birinde ipek, birinde naylon mu giyiliyor? Hepsi İngilizcede iddialı, hepsinde ikinci yabancı dil var. Zaten gerisi biraz ekstra içeriklerle desteklenmiş MEB müfredatı. Bu durumda bir okul nasıl 1,5 milyon olurken, diğeri 500 bin lira olabilir? Öğretmen farkı deseniz, hepsi öğretmenleri konusunda da iddialı. Ortaokulu olanların hepsi LGS’de de iddialı. Hepsi bilinçli ve duyarlı vatandaşlar yetiştirme konusunda da iddialı. Öyleyse? Elbette her zaman kalburüstü okullar vardı Türkiye’de, bilhassa da yabancı liseler. Ancak bu liseler bile orta sınıf için erişilebilir konumdaydı. Oysa son yıllarda karşılaştığımız gerçeklik, okulların çocuklar için iyi ve erişilebilir bir eğitim sunan kamusal alanlar olmaktan çıkıp, belirli sınıflara mensup ailelerin çocukları için bir ayrıcalığa dönüşmesi. Eğitim, artık, Türkiye’de bir ayrıcalık, hem de ilkokuldan başlayarak. Öyle görünüyor ki, kızımız için son kararımız, yaşadığımız çevrede devlet okullarının performansının iyi olmasını da dikkate alarak, adresimizin çıktığı ilkokula kayıt yaptırmak. Öncelikli yeni yıl hayalim, bu deneyimin içimize sinmesi.   

Bu kadar basit yeni yıl hayali mi olur diyorsanız, öyle de bir olur ki! Çünkü bu sıradan hayalin arkasında gözbebeğimiz ülkemizin içine yuvarlandığı karanlık var. O karanlığın içinde kişisel hayatlarımızın da giderek loşlaşması, silikleşmesi var. Mesela, 20 senedir devlet üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmama rağmen, son birkaç yıldır neredeyse yoksulluk sınırında bir maaş alıyor olduğum gerçeği var. Orta sınıfın giderek yoksullaştığı, ev kirasını ödeyebilmeyi, çocuğunu iyi şartlarda okutabilmeyi, senede en azından bir kez insanca tatil yapabilmeyi, senede birkaç kez dışarı çıkıp gönlünce bir yemek yiyip eğlenebilmeyi yeni yıl hayali yaptığı bir ülke gerçeği var. Her şey birbirine bağlı ve her şey zincirleme bir reaksiyonla çöküyor. Devlet kurumları, üniversiteler dâhil tüm kademelerdeki eğitim sistemi, çocuklarımızın huzurlu bir akran sistemi içinde yetişmesi düşüncesi, sokaklardaki güvenliğimiz, ekonomik güvenliğimiz, psikolojik dayanıklılığımız, aile içi huzurumuz, toplumca genel olarak birbirimize duyduğumuz güven, çöküyor.

Birkaç sene öncesine kadar yeni yıl hayalleri deyince, listemde epey madde olurdu. Mesela Finlandiya gezisi, koyu yeşil ormanların içinde, elbette saunası olan, göl kenarında bir evde, bir hafta huzurun sesini dinlemek. Sonra tabii ki Rovaniemi’de Noel Baba kasabasını ziyaret, ren geyikleriyle ve haskilerle kızak turu, karda yürüyüş ve sıcacık bir şeylerle içimi ısıtmak. Sonra bilmem kaçıncı kez Atina, en sevdiğim yerleri tekrar tekrar ziyaret, gitmediğim adalarda bol bol denize girmek, bir de hep merak ettiğim ama gidemediğim Meteora. Hep yazmak isteyip yazamadığım konuların hemen kâğıda dökülmesi. Bir türlü yazamadığım bir kitap projesinin hayata geçirilmesi. Ruhuma, zihnimin işleyiş biçimine uygun, etik değerlere saygılı, yaratıcı, şeffaf, adil, saygınlığını koruyan, hayatıma stres değil verimlilik katan bir çalışma ortamı.

Oysa şimdi, bunların hiçbiri gelmiyor aklıma. Kendime en hayret ettiğim şeylerden biri, daha önce ilk aklıma gelen Finlandiya ziyaretimin bile artık çekici olmaması. Enerjim az, zihnim dağınık. Finlandiya soğuğunda donarım zaten. Atina’ya da kaç kere gittim, tamam artık. Adaların hepsi de ayrı güzel, denizlerine yeterince girdim çıktım, yeter. Meteora’ya da tırmanacak takatim yok, uğraşamam. Yazıya gelince, yazarım yazmasına da, canım ne istiyorsa onu; yok şu konu önemli, şuna eğileyim’ler falan geçti. Hayata geçirilemeyen kitap projesi için kaç kişiyi aramam, görüşme talebinde bulunmam, aile hikâyesini hep baştan anlatmam, var mı elde bilgi falan diye kimi oldukça sevimsiz ve kibirli pek çok insanla konuşmaya çalışmam gerekecek; valla onunla da uğraşamam. O rüya gibi çalışma ortamının kurulabilmesi için de önce o rüyayı paylaşan insanlar lazım ki öyle insanlar sanırım artık bir tür olarak yok oldu. Yeni yıl hayalim olacaksa, kızımın iyi bir okula kaydolması dışında, ancak şu olabilir; oturayım, alayım elime çayımı, kahvemi, şarabımı, açayım kitabımı, okuyayım. Neleri okumak istedim de okuyamadım bu güne dek, onları okuyayım; canım ne istiyorsa onu yazayım. Dışarı çıkmak zorunda mı kaldım - çaktırmam ama sosyal ortamlardan ve insanlardan acayip sıkılırım - hemen evime dönüp çoraplarımı giyip battaniyemin altında tek başıma sıcak bir şeyler içeyim.

Eh, yeni yılımız kutlu olsun mu? Hadi inşallah!

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün