Göring ve Amerikalı psikiyatrist

James Vanderbilt ´NUREMBERG´ duruşmalarına değişik açıdan yaklaşıyor

Viktor APALAÇİ Sanat
14 Ocak 2026 Çarşamba

Film savaş sonrası dönemde savunmasız teslim olan Nazi liderlerinin akıl sağlığı değerlendirmesi yapan Amerikalı psikiyatrist subayın görevine odaklanıyor. ‘Nürnberg’ baştan sona temposu düşmeyen, düzgün senaryolu, sağlam sinematografili, iyi oynanmış, dürüst, samimi bir tarihi film. Hanna Arendt’i akla getiren film ‘kötülüğün kökeni’ meselesini öne çıkarıyor.

James Vanderbilt’in senaryosunu yazıp yönettiği ‘Nürnberg / Nuremberg’i benzer konulu filmlerden ayıran bir özelliği var. Film II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra başlayan, Nazi yüksek düzey yöneticilerin ağır suçlarla yargılandığı uluslararası süreci konu alıyor. Film, savaş sonrası dönemde savunmasız teslim olan Nazi liderlerinin akıl sağlığı değerlendirmesini yapan Amerikalı psikiyatrist subay Douglas Kelly’nin (Rami Malek) görevine odaklanıyor. Kelly’nin görevi, bu liderlerin yargılanmaya uygun olup olmadığını saptamak. Filmi Stanley Kramer’in başyapıtı ‘Nüremberg Duruşmaları / Judgement at Nuremberg’ ile kıyaslamadan izlemekte fayda var. İki Oscar Ödüllü, 1961 tarihli film belki de sinema tarihinin en başarılı mahkeme filmidir. Spencer Tracy yargıç rolünde harikalar yaratırken, Maximilian Schell Nazi subay rolünde Oscar heykelciğiyle kucaklaşmıştı.

Tarihten ders çıkarmak

Jack El-Haim’in ‘Nazi ve Psikiyatrist’ adlı romanından filmin senaryo yazarı ve yönetmeni James Vanderbilt. Film, odak merkezi mahkeme salonu kadar, mahkeme öncesi ‘zihin analizi ve psikolojik değerlendirme’ süreciyle ilgi çekiyor. ‘Nürnberg’ baştan sona temposu düşmeyen, sıkıcı olmayan, düzgün senaryolu, sağlam sinematografili bir tarihi film. Geniş izleyici kitlesiyle buluşma şansı yüksek film, ‘tarihten ders çıkarma’ çabasıyla etkileyici olabiliyor. ‘Nürnberg’ eğitici ve düşündürücü, eğlendirmeyi aynı anda hedefleyen, her yaşa hitap eden, gösterişten uzak, samimi, dürüst, iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir film. Film, suç, suçluluk, insan doğası, sorumluluk, vicdan, inkâr gibi derin temaların işlendiği psikolojik ve etik bir sorgulamaya cevap arıyor.

Hanna Arendt’i akla getiren film ‘kötülüğün kökeni’ meselesini öne çıkarıyor. Film sadece geçmişi hatırlatmakla kalmıyor; kötülük, suçluluk, insan doğası gibi evrensel temaları günümüze taşımayı amaçlıyor. İzleyiciye “Bu kadar büyük kötülükler, insanlık suçları nasıl gerçekleşebiliyor?” sorusunu sordurtuyor. Filmin insan doğası üzerine ayna tuttuğu söylenebilir: ‘Kötülük ne zaman başlar, kötülüğün sınırı var mıdır?’ sorusuyla da yüzleşiyor. Senarist-yönetmen Vanderbilt hem tarihsel arka plan, hem de karakterlerin psikolojik portrelerini inşa etmedeki titizliğiyle dikkat çekiyor. Film Nüremberg Duruşmaları ve Holokost’a dair birçok arşiv görüntüsünü kullanarak etkileyiciliğini arttırıyor. Filmin tarihi önemi vurgulamada, mahkeme sürecini yeniden dramatize etmede, ‘insan canavarın karizması’ gibi rahatsız edici fikirleri ekrana taşıma çabası övgüyü hak ediyor.

Konuya dönecek olursak, Kelly davaların hazırlık safhasında Herman Göring (Russell Crowe) ve diğer yüksek rütbeli Nazi subayların kişiliklerini araştırmak, zihinsel durumlarını tespit etmek, intihar etmelerini önlemek için çağrılmıştır. Filmin merkezinde Kelly ile Göring arasındaki psikolojik hesaplaşma var. Kelly, Göring’in hem karizmasını hem narsist yönlerini anlamaya çalışır, aldığı notları kullanarak bir kitap yazmayı planlar. Hâkimlerden Robert Jackson (Michael Shannon) Göring’in zekâsıyla başa çıkamayınca, deneyimli İngiliz savcı David Maxwell (Richard E. Grant) müdahale ederek Göring’e işlediği suçları itiraf ettirir. Nazi subayların tercümanlığını yapan Çavuş Howie Triest (Lero Woodall) Almanya doğumlu bir Yahudi’dir. Auschwitz’e gönderilen ebeveynleri kaybolmuştur, kardeşi Margot ise saklanmayı başarmış ve İsviçre’ye kaçabilmiştir. Kelly sarhoş iken Göring ile yaptığı özel görüşmeleri gazeteci Lila’ya anlatınca, gazetede çıkan makale yüzünden görevinden kovulur; duruşmaları sivil olarak izler.

Eğitici, düşündürücü film

Mahkeme Göring ve 11 Nazi subayını asılarak idama mahkûm eder. Ancak Göring gardiyanlardan gizlemeyi başardığı siyanür hapıyla intihar eder. İdam sehpasına gitmek için giyinmeyi reddeden Nazi subayı Streicher’i, kendi lisanıyla hitap ederek yumuşatan, giyinmesini sağlayan Çavuş Trest olur. Yahudi kökenini açıklamayan Triest, Streicher’in kurallara uygun asılmasını sağlamış olur. Film, psikiyatrist Kelly’nin görevi, sadece hukuki değil, etik ve insani bir sınav haline geldiğinin altını çiziyor. Film, kötülüğün mantıksal ve insani boyutlarını, ‘suçlu’ portresinin ötesinde ‘insan’ portresiyle çarpıcı bir biçimde çizer. Sadece kendisi için yaratılan Reichsmarscall (Büyük Alman Mareşali) unvanına sahip Göring, Hitler’den sonra Almanya’nın ikinci adamıydı. Göring sadece bir canavar değil, karizmatik, manipülatif, yalancı, inkârcı, kötülüğün normal görünmesini iddia eden, özgüven patlaması yaşayan bir savaş suçlusuydu. Kelly, Göring ile rahatsız edici bir bağ kurdukça kötülüğü anlama konusunda giderek daha saplantılı hale gelir. ‘Nürnberg’i planlama ve sinema dili bakımından eski moda ve temposunu ağır bulan, dramatik yoğunluk bakımından, karakter derinliği ve tarihsel karmaşıklığı gerektiği kadar derin işlemediğini düşünen eleştirmenler de var.                                        

James Vanderbilt (50) bir yapımcı, yönetmen, senaryo yazarı ve aktör. ‘Nürnberg’den önce yönettiği tek film ‘Gizli Dosya / Truth’ (2015) bir gazetecilik dramasıydı. Film, bir CBS sunucusunun (Robert Redford) Başkan George Bush’un askerlik hizmetini araştıran haberinden sonra kopan fırtınayı anlatır. Psikiyatrist Douglas Kelly’yi canlandıran Rami Malek’in abartılı performansını eleştirenlere katılıyorum. Filmin oyuncu kadrosuna gelince… Rami Malek başarılı oyuncu kadrosunun tek aksayanı. Yüzün üstünde kilosuyla, müthiş makyajıyla Göring rolündeki Russell Crowe ustalıklı performansıyla, İngilizceyi Alman aksanıyla konuşmasıyla öne çıkıyor. Özgüven patlaması yaşayan, insanlık suçunu inkâr eden, savaşı kaybeden bir komutan olmasına rağmen gururundan feragat etmeyen, ‘en iyi savunma hücumdur’ düsturunu duruşma salonunda sürdüren, Holokost’u Amerika’nın attığı atom bombasıyla karşılaştıran, pişmanlık duymayan Göring rolünde Crowe, insani görünümüyle ‘insan canavar’ arasındaki gerilimi aktarmada başarılı.

Spencer Tracy’nin mahkeme hakimi rolünü ‘Nürnberg’de üstlenen, Oscar’a iki kez aday gösterilen Michael Shannon bilinen oyun gücüyle, İngiliz savcı Maxwell’de, yine Oscar adayı karizmatik aktör Ricgard E. Grant, ailesi Almanya’yı sevdiği için kaçmayan Yahudi Çavuş Triest’te yetenekli genç İngiliz aktör Leo Woodall oyuncu kadrosunun başarısına ortak oluyorlar.

Nazi suçlularını yargılayan uluslararası mahkeme konulu filmlerin en bilineni, Stanley Kramer’in ‘Nüremberg Duruşması’, Nazi rejiminin sağ kalmış sorumlularını yargılayan ve dönemin vicdanını sorgulayan suç ve sorumluluk üzerine bir filmdi. Aynı konuyu işleyen, Mark Jackson’un tarihi draması ‘Denial’ (2016) Nazi suçlarının tarihsel gerçekliği üzerine Holokost inkârı ekseninde bir filmdir. Lars Kraume’un biyografik draması ‘The People vs. FranzBauer’ (2015) Almanya’da Nazi suçlularının yargılanması ve adalet arayışını merkezine alan bir filmdir.

Mahkeme sonrası neler oldu?

Hâkim Robert Jackson Yüksek Mahkeme’ye geri döndü. Nüremberg Mahkemesinin emsal kararları, günümüzde tüm savaş suçları davalarının temelini oluşturmuştur. Çavuş Triest, ordudan ayrılıp iz sürmeye başladı ve kardeşi Margot’yu yanına alarak Amerika’ya döndü; 93 yaşına kadar yaşadı. Douglas Kelly alkol bağımlısı oldu. Nazilerle aynı psikolojik eğilimlere sahip kişilerin ABD’de iktidara gelme olasılığı konusunda uyarılarda bulundu. Bir radyo programında ülkesini eleştirdiği için kovuldu. Kitabı başarısız oldu. Bir daha, başka bir kitap yazmadı. Kelly, uzun süren depresyon mücadelesinin ardından, 1958’de intihar etti. Göring’in kullandığı yöntemle, aynı şekilde siyanür kullandı.

“NURNBERG”

Yön ve Sen: James Vanderbilt

Gör: Darius Wolski

Müz: Brian Tyler

Kur: Tom Eagles

Oyn: Rusell Crowe - Rami Malek - Michael Shannon - Leo Woodall - Richard E. Grant - Mark O’Brien - Colin Hanks

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün