'Aşk ve Para'

Çalışmak için yaşamak ya da yaşamak için çalışmak… Hangisinin doğru olduğunu anımsayamıyorum, ama belki de bütün dünyanın bize söylediğinin aksine, bütün hissettiklerimizin aksine, şunu kabul edelim artık, ölümcül derecede kötü niyetli bir dünyada yaşıyoruz. Ama belki de yaptığınız şeyi umursamak mümkündür. Ama belki de yaptığınız şeye inanmak mümkündür. Ama belki de herhangi bir şeye inanmak mümkündür.”

Erdoğan MİTRANİ Sanat
14 Ocak 2026 Çarşamba

Alayça Öztürk Gidişoğlu ve Sercan Gidişoğlu tarafından Mayıs 2025’te kurulan Tiyatro FAM, tiyatroyu yalnızca sahnede gerçekleşen bir gösteri değil, insanları bir araya getiren canlı bir anlatı alanı olarak gören, paylaşarak çoğaltılan bir deneyim olarak ele alan bir topluluk. İlk oyunları, ülkemizde birçok yapıtı sahnelenmiş, 1970 doğumlu İrlanda asıllı İngiliz oyun ve dizi film yazarı Dennis Kelly’nin 2006’da yazdığı ‘Love and Money / Aşk ve Para’. Oyunu Sercan Gidişoğlu yönetiyor; ışık tasarımını Ayşe Sedef Ayter, video ve görsel tasarımı Berkay Şatır, müzik ve ses tasarımını Mert Carim, kostüm tasarımını Alayça Öztürk Gidişoğlu yapmış.

Hem komik hem yürek burkan, ‘Aşk ve Para’, seyirciyi kötü borçların ve daha da kötü arzuların çarpık dünyasına girmeye cesaretlendiriyor; kontrolden çıkmış tüketim çılgınlığının birey üzerinde yarattığı yıkımı, artan borçları ve aşk üzerindeki etkisini mercek altına alıyor.

Oyunda, parasız, borç batağında Jess'in, materyalizminin ağırlığı altında ezilen evli çift David ve Jess'in ilişkisinin nasıl çöktüğü, David'in bu durumu toparlamak için nasıl çabaladığı anlatılıyor. Kronolojinin tersine çevrildiği oyunda, e-posta yoluyla bir aşk ilişkisi yürüten David'le ilk karşılaştığımızda Jess çoktan ölmüştür. David'in Fransız yeni sevgilisi Sandrine, bir tür elektronik sorgulama yoluyla David'den karısının ölümüyle ilgili bilgileri zorla almaktadır. David’in şok edici itirafı ilişkiyi parça parça, tüyler ürpertici şekilde yıkıyor.

Ana anlatının arasına serpiştirilmiş skeçlerde izleyici, Jess ve tüketimci özlemleri, ebeveyn sevgisi ve düşük mali durumdan kaynaklanan aşağılık kompleksiyle hareket eden Annesi ve Babası, bu yaslı ikilinin, çok süslü komşu anıtın kızlarının mezar taşını gölgede bırakması nedeniyle anıtı tahrip ettiklerini dehşet verici ve açık bir şekilde itiraf etmesi, cinsel saplantılı bir adam ile ofis kahve makinesine yapıştırıcı koyan ve faturaların arkasına erkek cinsel organlarının fotokopisini çeken bir kız arasındaki tuhaf konuşma, “fotosentez yoluyla para kazanmayı” hayal eden patron kadın Val’le dalkavuk meslektaşı Paul, Karl Marx’ı kesinlikle güldürecek şekilde kapitalizme orta parmak gösteren Debbie ve para kazanmak için başkalarını sömürmeye can atan sinsi Duncan ile karşılaşıyor.

Yönetmen Sercan Gidişoğlu, 2006’da yazılan oyunu günümüzün tüketim alışkanlıklarıyla çok daha uyumlu, bugünün seyircilerine daha tanıdık gelecek bir düzleme oturmaya çalıştıklarını belirtiyor. Sadece dramaturgiyle değil, son derece basit bir sahne düzeni, sadece olay örgüsüne yetecek az sayıda aksesuar ve tüm karakterleri değişerek canlandıran dört oyuncuyla da, metnin izleyicinin odak noktası olmasını, dikkatin oyunculara yoğunlaşmasını sağlıyor. Tevfik Şahin, Alayça Öztürk Gidişoğlu, Tuba Karabey Özkök ve Sefa Tantoğlu’dan oluşan ekibin uyumlu yorumu çok başarılı. Topluluğun kurucularından Alayça Öztürk Gidişoğlu, elverişli fiziği, oyunculuğu ve beden diliyle tiyatromuz için heyecan verici bir yeni oyuncu.

‘Aşk ve Para’, tüketim karmaşasının karmaşıklığını büyük başarıyla yansıtan trajikomik bir metnin ustalıkla sahnelendiği, parlak bir yorum. Yeni ve başarılı bir topluluğu keşfetmek için de güzel bir fırsat. Kaçırmayın derim. 18 Ocak Alan Kadıköy, 18 Şubat Baba Sahne ve sezon boyunca İstanbul sahnelerinde.

 ‘Bekleyen Dargın Anılar’

Balat’ın arka mahallelerinde bir terzihane, bu terzihanede âşık bir kadın ve onun aşkıyla coşan, sese gelen, söze gelen dikişi tamamlanmamış kıyafetler…
Bir terziden ne beklersiniz? Bir gömlek? Etek? Bir pantolon paçası…
Bir terzi dünyayı yeniden yaratabilir mi?
Gökyüzüne biraz daha yıldız ekleyebilir mi, karanlık giydirilebilir mi?

Ahmet Sami Özbudak’ın Talin Azak’ın öyküsünden uyarlayarak yönettiği ‘Bekleyen Dargın Anılar’, ‘görülme’ arzusuyla geçen koca bir ömrün ardından, kırklı yaşlarına merdiven dayamış Terzi Yadigâr’ın sıradan hayat hikâyesine odaklanıyor.

2383yapım & Kadıköy Emek Tiyatrosu yapımı oyunun dramaturgisini Sinem Öztürk, dekor tasarımını Cihan Aşar, ışık tasarımını Yasin Gültepe, hareket tasarımını Ekin Bernay, kukla tasarımını Cengiz Samsun yapmış.

Annesinin teyellenip bir kenara atılmış kumaş gibi gördüğü kırık kalpli Yadigâr, sevgisiz bir evde büyümüş, sevdiği gibi sevilmek de isterken, mutluluğu hep başkalarında, başkalarının mutluluğu olarak izlemiş, hikâyelerinin hep yardımcı oyunculuğunu üstlenmiş bir kadın.

Hatıralarıyla yüzleşip geçmişin gölgeleriyle hesaplaşırken, çocukluk aşkının hayal kırıklığını, yalnızlığını, dostlukların yıllar içinde değişmesini, taşıyıp bir türlü dillendiremediği duyguları izleyiciyle paylaşırken en derin yaralarını bile bir kahkahayla tedavi eden, seyirciyi de bu samimi yüzleşmeye gülümseyerek ortak edebilen güçlü bir karakter.

Anlaşılan Ahmet Sami Özbudak bu tek kişilik oyunu yazarken Pınar Yıldırım’ı düşünmüş, belki de rolü onun için yazmış. Oyuncusunu, kadının eli her değdiğinde canlanan o cansız mankenleri ve kuklaları bir orkestra gibi yönetiyor. Değme sanatçıya taş çıkartan şarkıları, bir karakterden diğerine ustalık ve inandırıcılıkla geçen oyunculuğu ve seyirciyle anında ilişki kuran içtenliğiyle Pınar Yıldırım bu orkestranın hem bütün enstrümanları, hem assolisti, hem şefi.

Özbudak’ın ustalıkla yazıp sahnelediği bu son derece kişisel ve insancıl oyunu sadece Pınar Erol’un benzersiz performansı için bile izlenmeyi hak ediyor. Kaçırmayın derim.

17, 31 Ocak, 1 Şubat ve sezon boyunca Perispri Art Gallery’de. Bu vesileyle, ‘Tebdil’ oyununun da bu sezon taşındığı, Cahide Erel’in T5 Balat Tramvay durağına birkaç dakikalık yürüme mesafesindeki nefis mekânını da keşfetme şansınız olur.

 ‘Kalabalık Sofra’

Bir masa etrafında altı kişi.
Masayı kuruyorlar, dağılıyor.
Yeniden kuruyorlar, dağıtılıyor.
Bir kez daha kuruyorlar, dağıtıyorlar.
Yine de bir masanın etrafında, altı kişi, devam ediyor.
Bir arada olmanın kırılgan ama ısrarcı ihtimaliyle…

Kalabalık Sofra, giderek yalnızlaştığımız bir dünyada aidiyete duyduğumuz ihtiyaç ve birlikte olma arzumuz üzerine bir araştırma.

Proje tasarım, koreograf, yönetmen Gülnara Golovina; proje tasarım, yardımcı yönetmen Ayça Yiğitoğlu; proje tasarım, dramaturg, afiş tasarım Yaşam Özlem Gülseven; yürütücü yapımcı Zeliha Gürsoy; sahne tasarımı Cansu Köksal; ışık tasarımı Utku Kara.

Oynayanlar: Açelya ÇetinkayaÇağıl KayaEzgi Metinİlker AksuMerve ErenSedat Can Güvenç.

Stilize bedensel hareketleri, özellikle anlaşılmaz kılınmış konuşmalarıyla dans tiyatrosuna yakın duran bu sözsüz çalışma ustalıkla günümüzün yaşamını, insan ilişkilerini, iletişim ve iletişimsizliği birebir yansıtmayı başarıyor. Anlatılması çok güç, izlenmesi müthiş etkileyici bir tiyatro olayı. Mutlaka görülmeli derim. 18 Ocak ve sezon boyunca Bahçe Galata’da.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün