Frenk Sokağı'nda Sonbahar…

B. Suat Çağlayan, ´Frenk Sokağı´nda Sonbahar´ romanında, savaşlarla tükenen bir imparatorluğun çöküş sürecinde, çok kültürlü İzmir´in kaybolan belleğini ve kent vicdanındaki kırılmayı incelikli bir dille görünür kılıyor. “Sessizce uzaklara bakarak ve kimseyi suçlamadan…´´

Tamara PUR Söyleşi
14 Ocak 2026 Çarşamba

Frenk Sokağı sizin için bir anı mekânı mı, kaybolan bir zaman simgesi mi?

Her ikisi de! Frenk Sokağı, yalnızca bir anı mekânı değil, artık çok zayıflayan kent belleğine ve kaybolan zamana duyulan özlemdir. Mekân yok olsa da, oradaki atmosfere sinmiş olan anıların -kimi hüzünlü kimi eksik olsa da- hepsi heyecan verici halleriyle bilinçaltında dururlar.

 

Bu kitabı yazma fikri ilk nasıl doğdu?

İzmir’in yakın tarihine ilgim vardır. Yüzyıllar boyunca barış ve saygı içinde yaşayan çok kültürlü İzmirlilerin, geçen yüzyılın başında, emperyalistlerin çomak sokmasıyla birbirine yabancılaşmasını üzüntüyle okurum. Neyse ki, geçmişten beri Türklerle sorun yaşamayan Yahudi toplumu, İzmir’in işgalinde de dostluğunu ve sadakatini göstererek emperyalizmin oyununa gelmemiştir. Onlar 500 yıllık İzmirli olmanın farkını göstermişlerdir.

Kurtuluş Savaşı, sadece emperyalistlere değil, onların İzmir’deki işbirlikçilerine de büyük darbe vurdu ama sonunda İzmir de kaybetti: Müslüman mahallesi, Yahudi mahallesi, Rum ve Ermeni mahalleleri yakıldı.

İzmir yangını ile son bulan Frenk Sokağı’nda Sonbahar romanında hem İzmir’in yitirdiği bellek var hem de yaralanmış kent vicdanı… ‘Frenk Sokağı’ adı çok kültürlülüğü simgelerken, ‘Sonbahar’ metaforuyla da yaşanan yıkımı kapağa taşımış oldum. Bir yandan da Stella’yı ana karakter yaparak, İzmir Yahudilerinin Türk toplumu için önemini vurgulamış oldum.

Önceki romanınız Safiye Ali’de, Cumhuriyet’in ilk kadın doktorunu yazdınız. Bu romandaki karakterler arasında görünmeyen bir bağ var mı? Frenk Sokağı’nda Sonbahar’daki karakterler de gerçek kişilerden mi besleniyor?

Safiye Ali, Cumhuriyet’in ilk ‘Türk’ kadın doktoru. Ama o dönem İstanbul’unda, aslen Macar Yahudi’si olan Dr. Amalia Frisch ile Ermeni yurttaşımız Dr. Zaruhi Kavalcıyan da çalışıyordu.

Safiye Ali’nin biyografik romanında gerçek karakter olan Safiye Ali ile Frenk Sokağı’nda Sonbahar’daki Stella arasında bir karakter akrabalığı gerçekten de var gibi görünüyor. Ama bu akrabalık bilinçli olarak kurulmuş değil. Herhalde mesleki ilgi alanımdan kaynaklanan zihinsel süreklilik nedeniyle karakterler ve olaylar arasında benzerlikler kurmuş olmalıyım.

Safiye Ali romanında, gerçek karakterleri kurgularla beslerken, Frenk Sokağı’nda bu kez kurgu karakterleri (Ali İzzet ile Stella) gerçek karakterlerle ayakta tutmak istedim. Belki de zihinsel bir taklit oldu, bilmiyorum! Ama, gerçek karakterleri, kurgu karakterlerin sıra dışı destekleriyle beslemek hoşuma gidiyor.

Sizce bir karakter ne zaman ‘gerçek’ olur? Okurun ona inanması ile mi, yaşanmış olması ile mi?

Bir roman, karakterleri yaşamış olduğu için değil, okuyucu anlatılanlara inandığı zaman gerçek olur. Tarihsel bir kişi bir roman içinde inandırıcı bulunmayabilir. Oysa hiç var olmamış bir kurgu kahramanı, okurda gerçek algısı yaratabilir.

Romandaki karakter, yaşamı yansıtarak; yanılabilmeli, susacağı zamanı iyi bilmeli, çelişkileri olmalıdır. Bir de kendini korumaya almamalı ve kimi zaman dürüstlüğünden ödün vermelidir.

Yani karakterin, yaşamış olmasından çok okurun içinde kendine yer bulması önemlidir.  

Romanda, İzmir’in kaybolan çok kültürlü hafızası hep hissediliyor. Frenk Sokağı ismi Batı ile temasın bedellerini çağrıştıran (Frengi hastalığından dolayı) bir metafor olarak okunabilir mi?

‘Frenk Sokağı’ sözü, doğrudan frengiyi işaret eden bir metafor olarak değil, bir dönemin toplumsal estetiğini, barış havasını ve görkemini anlatmak için kullanılıyor. ‘Sonbahar’ ise bu değerlerin emperyalist işgal, frengi salgını ve halklar arasındaki gerilim nedeniyle çökme aşamasına geldiğini sembolize etmektedir.

Gerçek anlamda Frenk sözcüğü, İzmir’de yaşayan Batılıların yanı sıra Levanten, Yahudi ve Rumları da içine alan genel bir sözcük.

Akademisyen, hekim, edebiyatçı kimlikleriniz var. Hangisi sizin için meslekten çok bir aidiyet? İnsanı anlamak için bilimi mi, edebiyatı mı daha fazla vazgeçilmez buluyorsunuz? Bir de zeytin ağacı gövdelerinin fotoğraflarını çektiğinizi biliyoruz. Bu ilginiz nereden geliyor.

Mesleğim hekimlik, çocuk hekimliği! Zihnime yerleşmiş birçok şeyi çocukların ruhsal dünyalarını paylaşınca öğrendim. Uzun süren bir akademisyenlik dönemi insana bir disiplin kazandırsa da 50 yaşından sonra yazmaya başlamak, insanı edebiyatçı yapmıyor.

Ancak şunu söyleyebilirim ki, eğer bir hekim olmasaydım da insanın içine giremeseydim ve eğer çocuk hekimi olarak çocukların düş dünyasını paylaşmasaydım, bu kitapları yazamazdım.

Zeytin ağaçlarının fotoğrafları da böyle bir şey: ‘Biraz insan, biraz tanrı ve biraz da ağaç’ gözüyle baktığım zeytin ağaçlarının karşısında, onların 1000-2000 yıllık gövdelerindeki kıvrımlara anlamlar yüklemek çok heyecan verici! Bu heyecanımı, üç kitaplık Zeytin Kızla Zeytin Nine’ serisini yazarak çocuklarımıza da aktarmaya çalıştım.

 

Frenk Sokağı’nda Sonbahar romanı, okurdan neyi alıp, ona neyi bırakmak istiyor?

Yaşadığı kentle empati kurmayanlar, onun geçmişle bugünü arasındaki bağı bilmeyenler kuru bir ‘kent yaşayanı’ olur, tam bir ‘kentli’ olamazlar.

1900’lerin başında, Frenk Sokağı’nın zengin dükkânları Batılı tüccarlarla ve İzmirli Levantenlerle dolup taşarken, Frenk Sokağı’nın hemen arkasındaki dar sokakların yıkık dökük evlerinde çok farklı bir yaşam vardı: Zayıf, yoksul ve bedenleri morarmış kadınlar, kendilerini Frengi hastanesine taşıyan yolda acı çekmekteydiler.

Okuyucunun belleği bu sızı ile uğraşırken ve İzmir tümüyle emperyalist işgalden kurtulmanın mutluluğunu yaşarken büyük bir yangın şoku ile sarsılıyor.  

Bu sırada, kafasında bir dönemin eleştirisini yapan okuyucu, bugüne ulaşamamış değerler için hayıflanarak; ‘keşke ’diyor olmalı…Sessizce, uzaklara bakarak ve kimseyi suçlamadan…

Değerli yazar B. Suat Çağlayan’a teşekkürlerimizle…

B. Suat Çağlayan hakkında…

B. Suat Çağlayan, 1948 yılında Trabzon’da doğdu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini havacı askeri hekim olarak bitirdi. 1990 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde profesör oldu. Sağlık Bakanlığında genel müdür, TBMM’de 21. dönem milletvekili ve kültür bakanı olarak görev yaptı.

Zeytin fotoğrafları ile çok sayıda sergi açtı ve bunlarla ilgili üç kitap hazırladı.
Şu anda on dolayında çocuk öykü ve romanı bulunan yazarın, Fındık Yaprağı ve Göç Yarası gibi erişkin romanları da bulunuyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün