Noah Baumbach´ın sinema endüstrisini odağına alan ´Jay Kelly´si NETFLİX´te.
Film kariyeri boyunca büyük başarılara ulaşmış, ancak kişisel hayatında, özellikle ailesiyle olan ilişkilerinde eksikler hisseden bir aktörü merkezine alıyor. Karakter odaklı film senaryosundaki ustalıklı karakter tahlilleri, zengin diyalogları, yoğun ve içsel çatışmaları yansıtmadaki başarısıyla, star sistemini eleştirileriyle öne çıkıyor.
“JAY KELLY”
Yön: Noah Baumbach
Sen: Noah Baumbach - Emily Mortimer
Gör: Linus Sandgren
Müz: Nicholas Britell
Kur: Valérie Bonelli
Oyn: George Clooney - Adam Sandler - Laura Dern - Bill Crudup - Riley Keough - Grace Edwards - Stacy Keach - Jim Broabent - Patrick Nilson - Alba Rohrwacher - Emily Mortimer - Greta Gerwig - İsla Fisher
Noah Baumbach’ın sinema endüstrisini eleştirdiği filmi ‘Jay Kelly’ prömiyerini son Venedik Film Festivali’nde yaptı. Filmde ünlü sinema oyuncusu, 35 yıllık tecrübeye sahip, yapımcıların gözdesi Jay Kelly (George Clooney), sadık menajeri Ron (Adam Sandler) eşliğinde, hem geçmişiyle, hem bugünüyle yüzleşmek için bir filmde oynamayı reddedip kendisini keşfettiği bir yolculuğa çıkıyor. Jay, kariyeri boyunca büyük başarılara ulaşmış, ancak kişisel hayatında, özellikle ailesiyle ve kendisiyle olan ilişkilerinde eksikler hisseden bir kişi. Jay, mesleğinin hakkını vermek isterken hayatını ıskalayan, ailesinin dağılmasına sebep olan bir insan. Jay’in çıktığı sürpriz ruhsal yolculuğunda, Noah Baumbach - Emily Mortimer senarist ikilisi özellikle karakterlerini kendi boşlukları ve zaaflarıyla yüzleştirirken yakaladıkları o zarif anlar filmin artıları arasında. Karakter odaklı senaryodaki ustalıklı karakter tahlilleri, zengin diyaloglar, yoğun ve içsel çatışmaları yansıtmadaki başarısıyla, Hollywood star sistemi eleştirileriyle, kusursuz sinematografisiyle ‘Jay Kelly’ geçer not alıyor.
Etkileyici Hollywood eleştirisi
Hollywood’un en karizmatik aktörlerinden George Clooney’in kendini oynadığı bir rolde film, sinemanın kulisini, yıldız sistemini, sinema endüstrisinin içyüzünü anlatıyor. Merak edenlerin ‘Jay Kelly’yi izlemelerini öneririm. 132 dakikalık süresi boyunca hiç sıkılmayacaklarına eminim. Bir yerde “ben kimim?” sorusuyla yüzleşen Jay, yıllarca başka karakterleri oynayıp, başka insanların bakış açısıyla var olmuş biri olarak, kendi gerçek benliğini bulma çabasına girişir. Film, geçmiş seçimlerin bugünkü hayat üzerindeki etkisi, ünlü bir oyuncu olmanın bedelini öderken aile hayatının ıskalanması, yalnızlık gibi temaların hakkını veriyor. Menajeri Ron Jay’e yanında çalışmayı reddettiği sahnede, yeteneğinden çok kendi ailesini sevme zamanının geldiğini fark ettiğini anlıyoruz. Jay’in iki yetişkin kızı, annelerini terk eden ve kendilerine ilgi göstermeyen babalarını affetmeyi reddediyorlar. İki kızıyla uzlaşma çabaları karşılık bulmayınca, Jay şöhretinin bedelini çok ağır ödediği gerçeğini geç de olsa öğreniyor.
Jay üniversiteye başlamaya hazırlanan Daisy’nin (Grace Edwards) planladığı Avrupa seyahatine katılarak ona destek vermek ve aralarındaki buzları çözmeye çalışmak istiyor. Daisy babasının Toscana’daki ödül törenine katılması isteğini reddedip, Fransız flörtüyle hayatını yaşamayı tercih ediyor. Jay büyük kızı Jessica’dan da “gölge etme başka ihsan istemem” muamelesi görüyor. Jim ile Ron Avrupa’da beklenmedik ve fırtınalı yolculukları boyunca yaptıkları seçimlerle, sevdikleriyle ilişkileriyle ve geride bırakacakları miraslarla yüzleşmek zorunda kalırlar. Etkileyici geriye dönüş sahneleriyle hayatının önemli kilometre taşlarını öğrendiğimiz Jay’in, hayatına dönüp baktığında yaptığı seçimleri, fedakârlıkları, hatalar gözden geçirirken, aklımıza şu soru geliyor: “Hayatımızın akışını değiştirmek için ne zaman çok geçtir?” Jay, kalabalıklar tarafından rahatsız edilmeden kamusal alanlarda dolaşmanın nasıl bir şey olduğunu ve oyuncunun hayatının insanları, arkadaşları ve aileleri gibi, hayatlarındaki diğer şeylerden ne kadar uzaklaştığının bilincinde…
Filmin açılış sahnesinde, son filminin ölümle neticelenen finalinde Jay’i yedi kez tekrar edilen sahnenin, yönetmenden sekizinci kez çekilmesi için ısrar eden saygın bir profesyonel olarak görüyoruz. Jay, büyük çıkışını sağlayan, son zamanlarda inişe geçen, parasızlık çeken ünlü yönetmen Peter’in (Jim Broadbent) yeni projesinde yer almayı reddediyor. Hayatının büyük kısmını borçlu olduğu adama son şansını vermemiştir. Peter’in vefatından sonra cenazede yıllar sonra karşılaştığı oyunculuk okulundaki eski arkadaşı, şöhreti yakalayamamış, silik Timothy (Billy Cudrup) ile bir araya gelir. Acemilik günlerinde Jay arkadaşının rolünün kendisine verilmesinden rahatsızlık duymamıştı. Timothy kendisini ilk rolünü çalmakla suçladığında ikili yumruk yumruğa gelir. Kavgada Jay yüzünden yaralanır, Timothy’nin burnu kırılır ve tazminat için mahkemeye başvurur. Ron uyuşturucu sabıkalısı Timothy’nin geçmişteki bir ayıbını bularak, Jay’i yüklü bir tazminat ödemekten kurtarır.
Jay’in samimiyet kurmamasına rağmen etrafında kendisine hizmet etmekle yarışan insanlar vardır: Jay’e yararlı olmak için, ailesi dahil herkesi ikinci plana atan menajer Ron, Jay’in itibarını korumak için tecrübesini basın ve sosyal medyada konuşturan basın danışmanı Liz (Laura Dern) gibi. Birbirlerine âşık olan bu iki profesyonelin, mesleki kaygılarla Jay’in yanında olup destek vermek peşindeyken, hayatlarının en mutlu kararını, evlenme teklifi gününü ıskaladıklarını yıllar sonra öğreniyorlar. Ron’un menajerliğini yaptığı diğer bir ünlü oyuncu olan Ben (Patrick Wilson) ünlendiğinde vefasızlık edip görevine son verir. Kocasının nankörlüğü yetmiyormuş gibi şımarık karısı Melanie (İsla Fisher) “Kocam kazancının yüzde 15’ini ona kaptırıyor” diye yakınır. İtalya’daki tren yolculuğu sırasında bir bisikletçi yolcunun yaşlı bir kadının çantasını kapıp, imdat zilini çalıp treni durdurarak kaçtığında, Jay peşinden koşarak hırsızı yakalar ve çantayı geri alır. Bu da onu bir kahraman olarak gösteren viral ilgiyi artırır.
Oyuncunun kendini keşfetme yolculuğu
Ron Toscana’da Jay’in ödül töreni için dargın olduğu babasını İtalya’ya davet etmesini teklif eder. Yollanan özel uçakla bölgeye gelen yaşlı adam (Stacy Keach) her zamanki gibi oğlunun başarısını görmezden gelip, ödül törenine katılmayı reddederek bencilliğini gösterir. Ödül töreninde Jay’in performanslarından oluşan başarılı klipin sonuna, Jessica ile Daisy’yi izleyen mutlu baba Jay’in bir videosu eklenir. Bu duygusal sahnede Jay gözyaşları içinde pişmanlıklarıyla yüzleşir. Turistik sahnelere alışık izleyiciler, filmin yapım tasarımcısının İtalya’nın en güzel bölgesi, görkemli tabiat güzelliğiyle Toscana’nın seçimini yadırgamazlar. Ünlü Amerikalı film ve dizi bestecisi Nicholas Britell, bu film için hazırladığı müzik partisyonuyla Noah Baumbach’ın mizansenine katkıda bulunuyor. Britell üç Oscar adaylığının ilkinde, en çok bilinen ve kendisine ün kazandıran ‘Moonlight’ için yaptığı beste ile hatırlanır. Bu yılın en önemli duygusal filmi, müthiş bir baba-kız ilişkisine odaklanan Joachim Trier’in ‘Manevi Değer / Sentimental Value’ filmiydi. Geçmişindeki pişmanlıklarla yüzleşmek isteyen, yıllar önce terk ettiği kızlarıyla yakınlaşma çabalarını anlatan film Cannes’daki Büyük Ödül’den sonra Altın Küre ve Oscarlarda ödüller kovalayacak.
‘Jay Kelly’ olağanüstü casting çalışmasıyla övgüyü hak eden bir film. Başrollerinde üç Oscar’lı oyuncunun yanında kısacık figüran rollerinde birçok Hollywood ünlüsünü görmek şaşırtıcı. George Clooney rolünü oynamakta zorlanmıyor, çünkü kendisini oynuyor. Ama müthiş karizmasıyla, zaaflarını bilen, kabullenen, olgun bir aktöre can veriyor. Aktörlüğünün yanı sıra dokuz filmiyle başarılı bir yönetmen ve senaryo yazarı olan Clooney’in, yapımcı olarak ‘Argo’ ile ve oyuncu olarak ‘Syriana’ ile kazanılmış iki Oscar’ı var. Filmin diğer bir Oscar’lı oyuncusu Laura Dern (Marriage Story), gerçek profesyonel basın danışmanı Liz’de yeteneğini konuşturuyor. ‘Casting’deki Oscar’lılar arasında, yönetmen Peter’i oynayan İngiliz aktör Jim Broadbent de var. Amerikan sinemasının en sevilen oyuncuları arasında sayılan Adam Sandler gösterişsiz performansıyla menajer Ron’da harikalar yaratıyor. Filmin senaristlerinden Emily Mortimer’i filmde Jay’in kuaförü Candy rolünde izliyoruz. Baumbach’ın gözde oyuncusu, Oscar’a dört kez aday gösterilen Greta Gerwig Ron’un karısı rolünde. İtalyan aktris Alba Rohrwacher, Jay’in Toscana’daki rehberi ve film festivali asistanı Alba’yı, İsla Fisher, Ben’in karısı Melanie’yi, Stacy Keach, nankör baba Kelly’yi, Patrick Wilson, ünlü aktör Ben’i, Billy Crudrup, kariyer yapamamış oyuncu Timothy’yi oynuyor.
Meraklısı için yazımı, sinema figürlerini perdeye taşıyan bazı filmlerle bitireyim. Klasiklerle başlayacak olursak, sinema tarihinin en başarılı filmleri arasında gösterilen Billy Wilder’in ‘Sunset Bulvarı’ psikolojik bir kara komedi. George Cukor klasiği ‘Bir Yıldız Doğuyor’ Judy Garland’lı bir romantik müzikal. İngiliz yönetmen Richard Attenborough vatandaşı Charles Chaplin’i ‘Chaplin’ doküdramasında anlatmıştı. Ethan - Joel Coen kardeşler ‘Hail, Caesar!’da kapılarını Hollywood’a açmışlardı. Tim Burton, iki Oscar Ödüllü siyah-beyaz filmi ‘Ed Wood’da sessiz sinema yönetmeni Edward D. Wood’u beyaz perdeye taşıdı. Dahi İtalyan yönetmen Federico Fellini başyapıtı ‘Sekiz Buçuk’ta, yorgun bir film yönetmeni anılarına ve fantezilerine sığınmıştı. Fransız Michel Hazanavicius Cannes’dan iki, Oscar’dan beş ödüllü filmi ‘Artist’ ile sessiz sinemadan sesliye geçişin sancılarını işlemişti.
Daha az ünlü yönetmenlerin benzer konulu filmleri arasında altı Oscar ile başı çeken Damien Chazelle’in romantik müzikali ‘La La Land’de aktris Mia ile piyanist Sebastien’in aşk öyküsünü izlemiştik. Charlie Kaufman’ın senaryosunu perdeye taşıyan Spike Jonze’un ‘John Malkovich Olmak’ psikolojik dramasında kendini oynayan ünlü aktör fantastik bir roldeydi. İngiliz-Avustralyalı yönetmen Stephen Hopkins, Pembe Panter filmlerinin unutulmaz Müfettişi Clouseau’su Peter Sellers’ini biyografik draması ‘Karşımızda Peter Sellers’de Geoffrey Rush canlandırmıştı. Ben Stiller başrolünü oynayıp yönettiği ‘Tropik Fırtına’da bir grup aktör büyük bütçeli bir filmde canlandırdıkları askerlere dönüşmek zorunda kalıyorlardı. Rupert Goold’un ‘Judy’si efsanevi aktris Judy Garland’ın bir Londra konserine odaklanan biyografik bir filmdi. Garland’ı canlandıran Renée Zellweger, Oscar Ödülü kazanmıştı.