Avrupa basketbolu için 2025 sezonu yalnızca sportif rekabetin değil, bir dönemin ruhunun da sonuna işaret etti. Obradoviç ve Messina gibi Euroleague´in modern çağını şekillendiren iki dev ismin sahneden çekilişi, kupaların, rekorların ve büyük şampiyonlukların ötesinde, Avrupa basketbol kültürünün bir sayfasının kapandığına işaret ediyor.
Zeljko Obradoviç ve Ettore Messina yalnızca sadece bir koç değildi. Her biri kendi kulübünü, hatta kendi basketbol felsefesini bir ekol hâline getiren, kıtanın zihniyetini dönüştüren figürlerdi. Bugün Euroleague hâlâ rekabetçi, ancak artık Obradoviç’in sert disiplininin ya da Messina’nın klinik organizasyonunun belirleyici olduğu bir çağda değiliz. Bu da soruyu kaçınılmaz kılıyor: Bugün nasıl bir Euroleague görüyoruz ve geride bırakılan devir neydi?
Zeljko Obradoviç’in Avrupa basketbol tarihindeki konumu tartışılmaz. Onu GOAT (gelmiş geçmiş en iyi) diye adlandırmak yersiz olmaz, çünkü Obradoviç’i büyük yapan yalnızca kazandığı kupalar değil, her takımı dönüştürme gücüydü. Partizan’dan Fenerbahçe’ye, Panathinaikos’tan Real Madrid’e kadar uzanan kariyerinde bir kulübe gitmesi demek, orada kültürel bir sıçrama yaşanacak olması demekti. Obradoviç ekolü, sert savunma, mental dayanıklılık, oyuncu rollerindeki netlik ve sahada hiçbir detayı şansa bırakmayan bir hazırlık üzerine kurulu bir okuldur. Oyuncularının çoğu bugün hâlâ onunla çalışmanın kariyerlerinde bir dönüm noktası olduğunu söyler çünkü Obradoviç sadece basketbolu öğretmez, basketbolcuyu da yeniden şekillendirirdi. Dolayısıyla onun istifası bir teknik adamın ayrılığından ziyade, Avrupa basketbolunda otoriteye, disipline ve hiyerarşiye dayanan bir geleneğin geri çekilişi anlamına geliyor.
Ettore Messina ise başka bir damarın temsilcisiydi. O, Euroleague’e NBA etkisini, veri-odaklı yaklaşımı, yarı bilimsel koçluk yöntemlerini taşıyan figürlerden biriydi. Milano’da yaşanan hayal kırıklıkları ya da CSKA dönemindeki başarılar fark etmeksizin Messina’nın oyuna etkisi sistematikti. Hücumun matematiğini, spacing’in önemini, modern savunma rotasyonlarını ve koçluğun profesyonelleşmiş halini Avrupa’ya derinlemesine işledi. NBA’de Gregg Popovich’in yanında geçirdiği yıllar, onun Euroleague’e dönüşünü yalnızca kariyer döngüsünün bir tamamlayıcısı değil, aynı zamanda Avrupa basketbolunun geleceğine yapılan bir yatırım hâline getirdi. Messina’nın istifasıyla Avrupa basketbolunun ‘modernleşme öncülerinden’ biri de sahneyi terk etmiş oldu.
Euroleague’in yapısal evrimi
Bu iki devin aynı dönem içinde çekilmeleri, yalnızca tesadüf değil; Euroleague’in yapısal evrimiyle paralel bir gelişme. Çünkü bugünün Euroleague’i, 2000’lerin ya da 2010’ların Euroleague’inden oldukça farklı. Artık oyuncu hareketliliği çok daha yüksek, koçlar eskisi kadar uzun süre güvence altında değil. Kulüpler veri analitiğine, spor bilimine ve NBA’den ithal edilen koçluk yaklaşımlarına daha fazla yatırım yapıyor. Bir başka deyişle, Obradoviç ve Messina’nın temsil ettiği “katı ekol koçluğu” yerini daha yatay, daha oyuncu-merkezli, daha esnek bir koçluk kültürüne bırakıyor.
Bugünün genç koç profili çok daha farklı bir yapıya sahip. Kimi koçlar NBA’den, kimileri G-League’den, kimileri ulusal liglerin modernleşen sistemlerinden geliyor. Bu yeni jenerasyon, iletişimin şeffaflığını, oyun temposunu, pozisyonsuz basketbolu ve analitik karar alma mekanizmalarını önceleyen bir yaklaşımı taşıyor. Takımlar artık bir koçun otoritesine dayanarak değil, kulüp-genişliği stratejilere uyum sağlayarak ilerliyor. Takım kültürü, koç kişiliğinden ziyade organizasyon yapıları tarafından belirleniyor. Bu da Obradoviç ve Messina gibi figürlerin zamanında tek başlarına şekillendirdikleri ‘kulüp kimliği’ kavramının daha kolektif bir yapıya evrilmesi anlamına geliyor.
Peki bu değişim Euroleague’in kalitesini artırıyor mu? Aslında cevap, nostaljiyle gerçekçiliğin kesişiminde gizli. Obradoviç ve Messina döneminde, Avrupa basketbolu daha öğretmen-öğrenci ilişkisi üzerine kurulu bir sahneydi. Bugün ise koç-oyuncu ilişkisi daha fazla ortak akla, diyaloga ve anlık uyarlamaya dayanıyor. Eski dönemin sertliği ve disiplini yer yer kayboldu ve yerini oyuncu yaratıcılığının, hücum çeşitliliğinin ve bireysel gelişim programlarının arttığı bir yere bıraktı. Eski dönem “ustalık çağı” gibi görülüyorsa, bugünün Euroleague’in ‘yenilik çağı’ olarak okunabilir.
Bununla birlikte, bir devir kapanırken her kapanış gibi bir boşluk hissi yaratıyor. Çünkü Obradoviç ve Messina taşıdıkları bilgi birikimi, rekabet ruhu ve kültürel etkiyle yalnızca kendi takımlarını değil, rakiplerini de yükseltiyorlardı. Onların varlığı, Euroleague koçlarının seviyesini yukarı çeken bir çıtaydı. Bugün bu çıtanın yeniden nasıl belirleneceği henüz net değil. Yeni jenerasyonun içinden benzer etkiyi yaratacak figürler çıkabilir ancak onların bu seviyeye gelmesi zaman alacak.
Obradoviç ve Messina’nın temsil ettiği disiplin, akıl, ustalık ve kültürel derinlik, modern basketbolun dahi temelini oluşturmasıyla kadar büyük bir miras bırakıyor. Bu miras, yeni dönemin koçları için bir pusula niteliğinde. Bir devir şimdilik kapandı fakat bıraktıkları etki, Euroleague’in geleceğini de şekillendirmeye devam edecek.