Arızalı bir “ölmeyen canavar”

Guillermo Del Toro´nun epik adaptasyonu ´Frankestein´ Netflix´te.

Viktor APALAÇİ Sanat
19 Kasım 2025 Çarşamba

Del Toro’nun Mary Shelley’nin klasik romanına farklı bir yorum getirdiği filminde duygu, insanlık halleri üzerinde yoğunlaşıyor. Filmin dramatik, olağanüstü yarım saatlik final bölümünde, Del Toro fantastik öykü anlatmadaki hünerini tekrarlıyor.

‘FRANKESTEIN’

Yön ve Sen: Guillermo Del Toro

Gör: Dan Lausten

Müz: Alexandre Desplat

Kur: Evan Schiff

Oyn: Oscar Isaac - Jacob Elordi - Mia Goth - Lars Mikkelsen - Christopher Waltz - Charles Dance - David Bradley - Felix Kammerer

Meksikalı yönetmen Guillermo Del Toro’nun Mary Shelley’in klasik öyküsü ‘Frankestein’ uyarlaması Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. Film Netflix’te gösterime girdi. Film zeki ama egoist bilim insanı Victor Frankestein’in korkunç bir deneyde hayata getirdiği yaratığın sebebiyet verdiği olaylara dayanıyor. Del Toro Akira Kurosawa başyapıtı ‘Rashomon’da yaptığı gibi konuyu iki kahramanının farklı versiyonlarıyla sunuyor. Görkemli bir açılış aksiyonuyla başlayan film önce doktor, sonra da canavarın anlatımıyla ilerliyor. Bu şekilde Del Toro, Mary Shelley’nin klasik romanına farklı bir yorum katıyor. Sekiz yıl önce ‘Roma’ filmine yatırım yapıp üç Oscar ve Altın Aslan Ödülü’nü kucaklayan Netflix, ‘Frankenstein’a 120 milyonluk bütçe ayırmış. Film ‘Frankenstein or, The Modern Prometeus’ adlı 1818 tarihli romandan uyarlandı. ‘Ölmeyen Canavar’ı yaratan kadın yazar, henüz 18 yaşında, altı aylık bir bebek sahibi Mary Shelley idi. 19. yüzyıl başında genç yaşta, erkek egemen düzende, Shelley’nin kaleme aldığı eser feminist bir roman olarak kabul gördü.

Korku filmi değil, duygusal hikâye’

Benim için Guillermo Del Toro’nun en iyi filmi, ‘Pan’ın Labirenti’ (2007), 1944 İspanya’sında geçen konusuyla bir periyi bir kız çocuğuyla bir araya getiren kara fantezi filmi, ‘Hellboy’, müzikal fantezi, Oscar Ödüllü ‘Pinokyo’ ve dört Oscarlı romantik psikolojik drama ‘Suyun Sesi’ Del Toro’nun canavarları, yaratıkları ne kadar sevdiğini gösteren yapıtlardır. Del Toro’nun karakteristik gotik atmosferi, romantik unsurları, yaratık-insan ilişkilerine dair duygu yoğunluğu barındırır. Yaratıcının yarattığı şeyle çatışması, sorumluluk, dışlanma, baba-oğul ilişkileri gibi temalar filmde önemli yer tutuyor. Del Toro senaryosunda yaratığı ‘yalnızlığa itilmiş’ varlık olarak ele alıyor.

Diğer Frankestein uyarlamalarına kıyasla, Del Toro’nun versiyonu daha çok duygu, insanlık halleri üzerinde yoğunlaşıyor. Görsel olarak yönetmenin önceki filmlerinden aşina olduğumuz detaylı prodüksiyon tasarımı, atmosfer yaratan set kullanımı ve karakter-yaratık arasındaki duygusal karşıtlık bu filminde öne çıkıyor. Meksikalı yönetmen “Bu korku filmi değil, inanılmaz derecede duygusal bir hikâye” diyerek filmini tanımlıyor. Yetenekli ama egolu bilim insanı Victor Frankestein (Oscar Isaac), hayat yaratma deneyimiyle bir yaratık meydana getirir. Bu deney sonuçları bakımından hem yaratıcıyı hem de yaratılanı yıkıcı bir sürece sürükler. Otoriter doktor babası Leopold Frankestein’ın (Charles Dance) verdiği tıp eğitimiyle büyüyen Victor, kardeşini doğururken can veren annesinin ölümünü de babasının yetersizliğine bağlar. Victor tüm gençliğini ölümsüz insanın mevcudiyetine dair bir ihtimale adar.

Hem siyasi hem dini otoriteleri karşısına aldığı ‘ölümü geri alma’ çalışması varlıklı lord Harlander (Christopher Waltz) tarafından desteklenince, Victor uzun zamandır üzerinde çalıştığı ‘ölümsüz insan’ı nihayet yaratıyor. Ancak kısa zaman sonra Victor, yarattığı canavarı (Jacob Elordi) yetersiz bulup onu yok etmeye çalışıyor. Konusu 19. yüzyılın Doğu Avrupa’sında geçen filmin, klasik korku canavarı anlatısının ötesine geçip, estetik, büyük prodüksiyon ve mitolojik katmanlarıyla, epik bir adaptasyon olduğu söylenebilir. Teknik işçilik konusunda birinci sınıf bir film olan ve birçok dalda Oscar adaylığı alacağı tahmin edilen ‘Frankestein’ beklentileri karşılama konusunda sıkıntı yaşamayan, türünün hakkını veren bir film. Senaryodaki karakter tahlilleri çok başarılı. Victor Frankestein bilimsel dâhilik ve egoyla harmanlanmış bir karakter olarak tasarlanmış. Del Toro ona sadece çılgın bilim adamı değil, aynı zamanda bir sanatçı ruh hali kazandırmış.                     

Yaratık, Victor tarafından ölü beden parçalarından inşa edilmiş, kendi bilincine ve kimliğine kavuşan bir varlık olarak tasarlanmış. Victor’un kardeşi William’ın (Felix Kammerer) nişanlısı Elizabeth (Mia Goth) filmde psikolojik olarak derinliği olan bir karakter. Del Toro onun Victor ile ilişkisini öykünün önemli bir parçası haline getiriyor. Kahramanımızın genç erkek kardeşi William farklı bir aile dinamiği taşıyor. Yaratıcı bilgin baba Leopold, bilgiyi kudret ile karıştıran, korkusundan sorumluluğu erteleyen bir figür.

Gotik atmosferli kara fantezi

2,5 saatlik filmin dramatik, olağanüstü yarım saatlik final bölümünde, Del Toro fantastik öykü anlatmadaki hünerini izleyiciye tekrar hatırlatıyor. Kapanış jeneriğinde ekranda bu cümle yer alır: “Ve böylece kalp kırılacak ama kırık haliyle yaşamaya devam edecek”. Del Toro’nun bu uyarlamasında klasik korku ögelerinden ziyade duygusal yoğunluk, ailevi ilişkiler, yaratma ve terk edilme temaları üzerine odaklandığı görülüyor. Yönetmenin gotik romantizminde ‘yıkıntılar güzeldir’ gibi estetik düşünceler sergileniyor. Set tasarımında Victor’un laboratuvarı, 18. yüzyıl saat kulesi içerisinde kurulan devasa bir set olarak ele alınıyor. Filmde yaratık sadece hata ya da korku kaynağı değil, bilinç kazanan, kendi kimliğiyle yüzleşen, anlam arayan bir varlık olarak işlenmiş. Bu da klasik versiyondan farklı bir bakış açısı sunuyor.

Düğün arifesinde bir felaket yaşanıyor. Victor kardeşi William’a derin bir sevgi beslediğini söyler. William’ın cevabında “Canavar olan sensin. Senden hep korktum, her zerren delilik ve yıkım dolu. Her şeyi yok eden yargının ta kendisisin. Hepsi senin eserin” diyerek isyanını dile getirir. Filmde yaratık sığındığı evin görme özürlü sahibine, “Kim olduğumu öğrendim. Neden yapıldığımı öğrendim. Canavarım ben; ölülerden yapılmış bir ceset yığınının evladıyım. Ben bir enkazım, atılmış ölü bedenlerden imal edilmiş” diyor. Kör adamın avcı oğulları eve döndüklerinde, babalarıyla birlikte olan yaratığı kurşun yağmuruna tutarlar. Sayısız isabet alan yaratık bir süre hareketsiz yerde yatar. Ama yaraları hızla iyileşir. Canavar uzun arayıştan sonra bulduğu Victor’a bir talepte bulunur: “Bana bir eş yap, ben ölemiyorum.” Victor, “Bir daha senin gibi bir çarpık yapmayacağım” diyerek reddeder. 

Del Toro ile evvelce ‘Suyun Sesi’nde çalışan Danimarkalı görüntü yönetmeni Dan Laustsen’in görselliği ‘Frankenstein’a değer katıyor.

Günümüzün yaşayan en önemli film müziği ustalarından biri sayılan Fransız besteci ve orkestra şefi Alexandre Desplat, üretken sinematografisi, sayısız ünlü yönetmenle iş birliğinde bulunmasıyla öne çıkar. Del Toro ile ‘Frankenstein’daki yeni iş birliğinde, yaratıcı ruhunu öne çıkaran müzik partisyonuyla övgü aldı.

Filmin parlak oyuncu kadrosunda Oscar Isaac bilim adamı, cerrah, mekanikçi bir karakter olarak yorumlanmış. Yaratık için Andrew Garfield düşünülürken, fiziksel varlığı ve duygu yoğunluğu açısından ideal bulunan Jacob Elordi’de (28) karar kılındığı söyleniyor. Her çekim öncesi on saatlik makyaj eziyetine katlanan Avustralya doğumlu sanatçı ilk Oscar adaylığını hak ediyor. Brezilyalı anne, Kanadalı babanın kızı olan Mia Goth’u (33) müthiş bir keşif olarak bazen ünlü oyunculardan rol çalarken izliyoruz. Goth’u filmde hem Elizabeth, hem ailenin genç yaşta ölen annesi Claire’i canlandırırken görüyoruz. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün