Yazımı hazırladığım esnada, tüm Türkiye´yi derinden üzen, Manisa´nın seçilmiş Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek´in talihsiz vefatı gündem olmuştu. Tesadüfen hazırlamakta olduğum yazı da Manisa ile ilgiliydi. Takip edenler bilir, genellikle yazılarımda az bilinen konuları kaleme alıp bilgiyi yayma çabasında olurum. Bu yazım için de seçtiğim konu, Manisa´ya ve Türkiye´ye değerli katkıları olan ama az bilinen kıymetli bir şahsiyetle ilgiliydi. Belediye Başkanı´nın vefatıyla dillenen konularda, bu kişiden de bahsedildiği için muhtemelen yazacaklarım bazılarına bilindik gelecektir…
Osmanlı’nın son dönemlerinde, Anadolu’daki birçok yer gibi, Manisa da kalabalık ama yoksullukla cebelleşen bir Yahudi cemaati barındırıyordu. 27 Nisan 1855’te Eskenazi soyadlı, fakir Safarad bir ailenin bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Önceki çocukları olan Salamon, Yaakov ve Sultana’dan sonra ailenin dördüncü çocuğu olarak adını Moşe / Musa koyarlar. Malum bu ad Moris’e evrilir. Bin bir zorluk ve yokluk içinde yaşayan ailesi Moris’i doğru dürüst okula gönderemez. Ancak çok sevdikleri çocukları dokuz yaşındayken kuşpalazı hastalığına yakalanmıştır ve neredeyse ölüm döşeğindedir. Kanuni'nin, annesi Hafza Sultan adına 1538’de yaptırdığı Caminin Darüşşifasında tedavi görmektedir. Ümitler kesilmek üzereyken Doktor Şinasi Bey uyguladığı tedavi ve ilaçlarla çocuğu hayata döndürür. Ailenin aciz ve parasız bir durumda olduğunu gördüğünden ötürü ne Doktor Şinasi ne de darüşşifa hiç ücret almaz. Doktora büyük bir minnet borcu duyan aile Moris Eskenazi’ye göbek adı olarak doktorun adını verirler ve Moris Şinasi olarak çağrılır. Bu vefa anlayışı küçük Moris’in zihninde de yer eder. O idraki ile kendine bir söz verir; ileride bir gün parası olursa, doğduğu ve tedavi olduğu bu şehre bu vakıf hastanesi gibi, fakirlerden para alınmayan bir hastane yaptırmayı kafasına koyar.
Maddi zorluklar içerisindeki aileye destek için Moris 15 yaşındayken çevredeki mezarlıkta çalışmaya başlar. Mezarlıkta yatan yakınlarını ziyaret için gelen bir aile, taşın yerini bulmak için Moris’ten yardım ister. Ancak okuma-yazma bilmediğinden Moris onlara yardım edemez. Bu durumu şikâyet konusu yapan ziyaretçiler, Moris’in işten çıkarılmasına sebep olur. Yeni bir iş arayan Moris, İzmir Limanına gelerek abisi Salamon ile birlikte şansını denemeye başlar. Bir süre tütün çuvallarının hamallığını yaparlar. Amerika’ya gitme hayalleriyle limanda kaçak olarak bir gemiye binerler. Ancak bindikleri gemi yanlıştır ve Mısır’ın İskenderiye Limanına gitmektedir. 1870 yılında buraya inen kardeşler İzmir’deyken de tanıdıkları şehrin tanınmış tütün tüccarlarından Yahudi asıllı Yunanlı Garofalo ile buluşur. Çocukluğundan beri bağ bahçe işlerinde çalışan ve doğduğu bölge itibarıyla tütün yapraklarına da aşina olan kardeşler, Garofalo’nun yanında hamal olarak çalışmaya başlar. Moris gösterdiği performansla kısa zamanda patronunun gözüne girer ve patronuyla çalışandan öte bir dostluk kurar. Uzun bir süre burada Garofalo ile birlikte çalışırlar. Garofalo ona tütün işinin inceliklerini, ticareti ve sigara yapımını öğretir. Zaman içinde oldukça ustalaşır.
1890’da Moris, küçüklüğünden beri aklında olan Amerika’ya gitme hayalini gerçekleştirmek için Garofolo’dan yardım ister. Patronundan 25 bin dolar borç alır ve o zamanlar için Yeni Dünya olan hayaller ülkesi Amerika’ya göç eder. (Tesadüfi bir benzerlik olarak, günümüzde de ABD’de Garofalo La Famiglia adıyla faaliyet gösteren meşhur bir puro ve tütün markası da var ama sadece isim benzerliği.)
ABD’de icatla gelen başarı
Buraya geldiğinde bir mühendisle kafa yorarak, o zamanlarda tütünün elde sarılarak içildiği dünyada bir yeniliğe imza atar ve sigara sarma makinesini icat eder.
İlk sigara paketlerinden
1893’te düzenlenen Şikago Uluslararası Fuarında icadını tanıtır ve makine oldukça ilgi görür. Buradan kazandığı para ile hem Garofolo’ya borcunu öder, hem de bir iş kurma imkânı bulur.
1903’e geldiğinde ABD devletinin gerek askeri gerekse ticari gemileri, Kızıldeniz, Ege ve Akdeniz’de ticaret yapabilmek, misyonerlik faaliyetleri yürütebilmek, Amerikan vatandaşlığı alan kişileri ülkelerine götürmek, Amerikan sigorta şirketleri adına tespitler ve arkeolojik çalışmalar yapabilmek gibi sebeplerle seyri sefer etmeye ve sık görülmeye başlamıştı. Osmanlı kara sularında zırhlı gemilerin faaliyet göstermesi Yıldız Sarayı'nı hayli rahatsız ediyordu. Özellikle o yılın ağustos ayında ABD, Beyrut Konsolos Vekili William C. Magelssen'in öldürüldüğü yönündeki asılsız haberler iddiası ile Osmanlı resmî açıklamasını beklemeden Theodore Roosevelt 2 savaş gemisini gönderip Beyrut Limanı'nı abluka altına almıştı. Hatta bu girişimden önce Bancroft adlı bir gemileri İzmir önlerine kadar gelerek, ABD’nin faaliyetlerini yürütebilmesi için gözdağı vermek istemişti. Ancak İzmir’den ateşlenen fakat gemiye isabet etmeden sadece korkutma amaçlı açılan bir top ateşi ile gemi geri gitmek zorunda kalmıştı. Beyrut Limanı ablukası, Beyrut valisinin görevden alınması ve Lübnan’da arkeolojik çalışmalar için kazı izni verilmesi ile geçici olarak çözülmüşse de, bu sürtüşmeler neticesinde Osmanlı ile ABD Akdeniz su yollarının kullanımı için bir anlaşmaya vardı. ABD gemileri faaliyetlerini yürütmek için Osmanlı sularını kullanmaları karşılığında haraç ödeyeceklerdi ama Sultan II. Abdülhamit bununla yetinmeyip ayrıca Osmanlı topraklarında ticari faaliyet yürütmeleri karşılığında ABD’nin de Osmanlı tütününü satın alması şartını koşmuştu. Amerika’nın Osmanlı’ya haraç vermesi daha önce ilk kez Cezayirli Hasan Paşa’nın Akdeniz’de iki Amerikan gemisine el koyması ile başlamış, George Washington hükümetinin 642 bin altın ödemesi ve ticaret yapma hakkının ise yıllık 12 bin Osmanlı altınına bağlanması ile 1795’te tescillenmişti.
ABD ile II. Abdülhamit arasındaki bu tütün anlaşması bizim Moris’in yolunun açılmasına yaradı. Moris, Ege tütününü iyi tanıdığından ve bağlantıları da olduğundan avantajını iyi kullanır ve kısa sürede önünde geniş ufuklar açılır. Moris Manisa’ya dönmüş erkek kardeşi Solomon’u tekrar yanına getirtir. Birlikte, New York’ta Broadway 120. Sokak’ta Schinasi Brothers Company isimli bir sigara fabrikası kurarlar. Bu bina muhtelif yenilemeler sonrasında, günümüzde NY French American Charter School özel okuludur.
Schinasi Brothers binası
Kurduğu fabrikada Türkiye’den götürdüğü tütünleri kullanan Moris, kısa zamanda Türk tipi sigaralarla üne kavuşur. Özellikle Manisa ve Akhisar civarından aldığı tütünleri yine Manisa’dan getirttiği nitelikli usta ve doğduğu yerdeki insanlara sağladığı iş imkânı ile yüksek kalitede ürünler elde etmeyi başarır. Fabrikasında çalıştırmak üzere getirdiği, çoğu Yahudi yaklaşık 200 aileyi Manisa’dan Brooklyn’e taşır. Bugün halen Brooklyn’de yaşayan birçok Türk kökenli aile, bu furya ile Amerika’ya gelmişti. Fabrikasında çalıştırdığı ustalardan biri olan Sam Benardete de 1915’te ayrılıp San Francisco’ya geçerek kendi şirketini kurmuştu. Bu fabrika da 1980 yılına kadar faaliyetine devam etmişti.
Evlilik ve aile kurma
Moris Şinasi işini büyüttüğü süreçte, 1903 yılında Selanik’te iş yaptığı arkadaşı Jozef Ben Rubi’nin kızı Laurette ile tanışır. O dönemde asil insanların şehri olarak bilinen Selanikli Laurette ile evliliğinden, Victoria, Juliette ve Altina isimli üç kızı ve Leon isimli bir oğlu olur.
Yerel kıyafetleri ile Lauretta Benrubi
Bu dönemde sigara birçok doktor tarafından, özellikle psikolojik hastalara ilaç olarak önerilmekteydi. Sektördeki bu gibi tetikleyiciylerin de desteğiyle, Moris akıllıca yatırımlarının meyvesini alır ve ülkenin sayılı zenginleri arasına girer. Yunan tebaalı eşi için gösterişli bir malikane yaptırır. 52 odalı bu malikane bugün müze olarak ziyaret edilmektedir.
Moris Schinasi Pavillon Manhattan
Moris’in zenginleştiği bu dönemde, bir rivayete göre, Yunanistan’da bir basın toplantısına katılmıştır. Bir gazeteci bir kâğıda yazdığı soruyu uzatır. Moris okuma bilmediğinden kâğıdı yanındakine okutur. Bunu gören bir diğer gazeteci “Okuma- yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsaydınız acaba ne olurdunuz?” diye sorar. Moris’in cevabı kısa ve nettir; “Okumayı bilseydim mezarlıkta iyi bir bekçi olurdum!”
Moris ve eşi Lauretta 1910
İşledikleri tütünleri Osmanlı'dan aldıkları ve fabrikalarında, başta Manisa’dan olmak üzere istihdam yarattığı Osmanlı işçilerinden ötürü, Moris Şinasi ve ortakları II. Abdülhamit tarafından 17 Şubat 1908’de üçüncü dereceden Mecidye Nişanı ile onurlandırıldı.
II.Abdülhamit’in Moris’e verdiği Mecidiye Nişanı
Amerika’da tütün piyasasının lider şirketi haline gelen Schinasi Brothers Company şirketinin tüm haklarını, Moris 1916’da Amerikan Tobacco Company’e satar ve zirvedeyken iş hayatından çekilir. Bundan sonra hayır işleriyle ilgilenecektir.
Moris Şinasi, 1928 yılında 73 yaşında vefat edinceye kadar memleketini, doğup büyüdüğü yer olan Manisa’yı ve çocukluğunda çektiği hastalık sırasında gördüğü vefayı hiçbir zaman unutmaz. Bu amaçla bir milyon dolarlık bir bütçe ayırır. Bunun 800 bin doları ile Manisa’ya bir çocuk hastanesi yaptırır. Moris Şinasi Çocuk Hastanesi
Bu hastanenin geniş bir arazisi vardır; burada inek, koyun, keçi ve tavuk gibi hayvanlar beslenir, çocukların taze gıdalarla beslenebilmeleri için sebze - meyve yetiştirilir. Hastanenin atlı faytondan bir ambulansı ve başhekim için gene fayton bir makam aracı vardır.
Fayton ambülans
Bütün bu ayrıntılar bizzat Moris tarafından düşünülmüştü. Geriye kalan 200 bin dolarla da devlet tahvili alarak; tahvillerin getirisi olan 33 bin dolar her yıl iki taksit halinde Moris Şinasi Çocuk Hastanesine bağışlanır. Moris Şinasi kurduğu bir vakıfla hastanenin geleceğini de düşünmüş; Chemical Bank of New York’u da mutemet tayin etmişti. Chemical Bank 1996’da ‘The Chase Manhattan Bank’ ile birleşir ve fon The Chase Manhattan tarafından devralınır. Bu tarihe kadar, fon banka tarafından başarılı bir şekilde yönetildiğinden 1933 yılından beri her yıl düzenli bir şekilde yıllık getirisi Moris Şinasi Hastanesi’ne bağışlanmaya devam eder. Üç yılda bir vakfın mütevelli heyeti Türkiye’ye gelerek, Manisa’da hastaneyi ziyaret etmekte ve yapılan işleri yerinde denetlemektedir. Ancak yıllar geçtikçe Türkiye ekonomisindeki istikrarsız gidişat ve yüksek enflasyon ile Amerika’dan gelen vakıf kaynaklarının hastane bütçesini çevirmekte zorlanması üzerine 1965’ten sonra, hastane TC Sağlık Bakanlığına devredildi.
Uzun yıllar Amerika’daki Moris Şinasi Fonunun Türkiye temsilciliğini, Coca-Cola’nın CEO’luğunu yapan Muhtar Kent’in, 1950-1955 arasında New York Konsolosluğu yapan babası merhum Büyükelçi Necdet Kent yapmıştı. Daha sonraki yıllarda ise dernek başkanları genellikle hastanenin başhekimleri olmuştu. 23/11/2004 tarihinde Türkiye’de çıkarılan 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile idarecilerin bu tarz derneklerde yönetici olamayacakları öngörmesinden sonra Moris Şinasi Milletlerarası Çocuk Sağlığı Derneği de bu işe gönül veren özverili insanlar tarafından idare edilmeye başlanmıştı.
Hastanede gerçekleşen anma töreni
Manisa’da farklı hastanelerin yapılmasıyla birlikte Moris Şinasi Hastanesi ne yazık ki kapatıldı ve son iktidarın şehir hastaneleri furyası ile Manisa’ya da Şehir Hastanesi inşa etmesinden sonra Moris Şinasi Hastanesinin işlevi şehir hastanesine devredildi. Hastane binası şu an atıl ve metruk durumdadır.
Moris Şinasi Hastane binası ve yeni şehir hastanesi
Bu kararla, Türkiye’nin azınlık vakıflarına bağlı, sağlık alanındaki tarihten gelen değerli bir eseri işlevsiz bırakılmış oldu.
Manisalı Moris ile genellikle karıştırılan bir diğer isim ise dünya tütün devi olan Philip Morris Company (Marlboro)’dur. Bu Morris de Yahudi kökenli olmakla birlikte Manisalı Moris Şinasi ile bir bağı yok. Şirketin hikâyesi 1847 yılında Londra’nın Bond Caddesi’nde Philip Morris adlı kişi tarafından tütün ve hazır sigaraların satıldığı dükkanla başlamış, 1902 yılında Gustav Eckmeyer tarafından satın alınarak faaliyete geçmişti. 1919 yılında Philip Morris Company Limited Incorporation adıyla Virginia’da kurulmuş ve aynı yıl Philip Morris’in taçlı logosu kullanılmaya başlanmıştı. Marlboro da 1924 yılında Philip Morris tarafından piyasaya çıkartılmıştı.