Berlin´de yaşayan Kemal Can, sıradan kasa fişlerini birer sanat eserine dönüştürerek sanatın sihriyle hayata farklı bir gözle bakmamızı hatırlatıyor. Onun hikâyesi hem göçmen bir sanatçının yaşama ve sanata tutunma savaşı, hem de gündelik hayatın basit nesnelerine bile ruh katabilmenin ilham verici bir örneği.
Şalom okurları için kendinizden bahseder misiniz?
Ailem, 1971 yılında Hatay’ın Kırıkhan ilçesinden Almanya’ya işçi olarak göç ettiğinde on yaşındaydım. Türkiye’deyken en büyük keyfim, dayımın sakladığı çizgi roman kitaplarını gizlice okumaktı. Bu kitaplar ufkumu açtı, hayal dünyamı genişletti ve geleceğime büyük etkisi oldu diyebilirim. Yıllarca farklı işlerde çalıştım. Son sekiz yılımı ilkokullardaki engelli çocuklara bakıcı ve eğitimci olarak geçirdim. Yaklaşık bir yıldan beri emekliyim.
Berlin’de yaşamak sizin için ne ifade ediyor ve sanatınıza nasıl yansıyor?
Avrupa’nın ortasında yer alan Berlin, dünyanın dört bir yanından insanı bir araya getiren bir şehir. Bu çeşitlilik sanatımı besledi ve bana büyük bir zenginlik kattı. Ne yazık ki, küçükken burada ırkçılıkla karşılaştım. Bu durum beni çok üzse de kendimi sözle değil karikatürlerimle ifade etmeyi seçtim. Sosyal içerikli karikatürlerim Almanya’daki çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. On beşe yakın sergi açtım, Almanya ve İtalya’da iki ödül aldım. Yüksek Halk Okullarında yirmi yıla yakın süre çocuk, genç ve yetişkinlere Berlin ve çevresinde karikatür kursları verdim. Bu bana özgüven kazandırdı.
Sanatla tanışmanız nasıl oldu? Çocukken de resim yapar mıydınız?
Çocukken çizgi romanlar ilgi alanıma girdiğinde, resim ile bağım başladı. Almanya’ya geldikten sonra kütüphanelerden ödünç aldığım kitaplarla kendimi geliştirdim. Tamamen kendi çabamla yani otodidakt bir şekilde ilerledim. Zamanla karikatürler, sanatla anlatım dilim haline geldi.
Kasa fişlerinin üzerine resim yaparak sıradan bir nesneye hayat katıyorsunuz. Bu fikir nasıl doğdu?
Kasa fişleri, günlük hayatın sıradan ve geçici belgeleri. İlhamı çoğu zaman fişin kendisinden alıyorum. Üzerindeki yazı ya da logo, zihnimde bir imgeyi tetikliyor. Bunun dışında günlük hayatta gördüğüm, okuduğum her şeyde veya gezdiğim her yerde yeni fikirler doğabiliyor. Onları sanata dönüştürmek aslında sıradan olanın da değer kazanabileceğini gösteriyor. Benim görüşüme göre sanatla, el işi ile uğraşan kişinin en azından genel kültür sahibi olması gerekir. Gündemi takip etmesi, farklı yerler görmesi gerekir. Almancada şöyle bir deyim vardır; “Mit offenen Augen durchs Leben gehen” yani “Hayata açık gözlerle devam et.” Benim için bu çalışmalar da böyle bir bakışın ürünü.
Çizimlerinizde Frida, Bansky, klasik heykeller gibi figürler görüyoruz. Bunları neye göre seçiyorsunuz?
Bir gün içimden “farklı bir şey yapayım” dedim. Önemli olan tabii ki gelişigüzel çizmek değil. Çizeceğim fiş ile bir bağlantı kurmam gerekiyor. Kasa fişlerinin üzerindeki logolar ve yazılar bana her zaman ilham veriyor. Örnek vermem gerekirse; üzerinde ‘Müller’ (kozmetik zincir mağazası) yazan bir fişe Don Quijote çizebilirim veya IKEA mobilya mağazası fişine Van Gogh’un yatak odasını çizmek güzel olur diye düşündüm. Yani mutlaka fişle çizim arasında bir bağ kurmaya çalışıyorum. Bu hem eğlenceli hem de düşündürücü oluyor.
Peki, bu süreç nasıl işliyor?
Öncelikle kasa fişini fotokopiyle çoğaltıyorum. Sonra kopyaladığım fişin üzerine yapacağım resmi önce ince kurşun kalemle taslak olarak çiziyorum, ardından renkli kurşun kalemlerle boyuyorum. Çünkü orijinal fişin üzerine çizsem termal kâğıt olduğundan belli bir süre sonra yazılar ve sayılar siliniyor. Çöpe atılmış fişleri gördüğümde toplayıp biriktiriyorum. Onları çizip dönüştürmek bana geri dönüşümün sanattaki karşılığını da yaşatıyor.
Bu çalışmalarınızı bir sergiye dönüştürmeyi veya kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?
Amacım bir sergi açmak ve eserlerimi topluma, medyaya tanıtmak. Ancak bunun için doğru bağlantılara ve desteğe ihtiyacım var. ‘En güzel kasa fişleri’ başlıklı bir kitap çıkarma fikri de beni heyecanlandırıyor. İleride İstanbul’da bir sergi açmayı çok isterim.
Şalom Gazetesi okurlarına sanat ve yaratıcılıkla ilgili bir mesajınız var mı?
Şalom Gazetesi’ni çok beğeniyorum ve bol başarılar diliyorum. Sanatla uğraşan herkese de yaratıcı olmasını tavsiye ediyorum. Benim görüşüme göre yaratıcı olmak kişiye özgüven duygusunu aşılıyor. Dünyaya barış ve huzur diliyorum; savaşların, kavgaların, şiddetin bitmesini, özellikle de Türkiye’de ve başka ülkelerde antisemitizmin son bulmasını arzu ediyorum. Almanya’da ünlü müzisyen Herbert Arthur Wiglev Clamor’un 1986’da söylediği şarkıda geçen bir söz vardır, “Kinder an die Macht” yani “Çocuklar başa geçsin.” Ben de sizler ile aynı dileği paylaşıyorum.