Müzik ile resmin büyülü diyaloğu…

20 Nisan gecesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, görsel ve müzikal bir şölene ev sahipliği yapacak. ´CRR Senfoni Orkestrası ve Mahşerin Beş Piyanisti - Avrupa´ya Piyano Yolculuğu´ başlıklı konsere; çok yönlü sanatçı, ressam, sahne tasarımcısı ve yazar Sandra Albukrek´in geçen yıl, Verbier Festivali´nde ilk gösterimi yapılan, Camille Saint-Saëns´ın ´Hayvanlar Karnavalı´ eseri için hazırladığı illüstrasyon ve video animasyonu eşlik edecek. Bu özel gösterimde, müziğin yanı sıra göz kamaştırıcı bir hayvanlar resmigeçidine tanıklık edeceğiz. Tüm bunları konuşmak üzere Sandra Albukrek ile bir araya geldik.

Mirey NASİ Söyleşi
27 Mart 2024 Çarşamba

İstanbul'da doğup büyüyen Sandra Albukrek, Paris’te les Arts-Décoratifs’ten (ENSAD) mezun olduktan sonra uzun yıllar bu şehirde yaşadı. Ardından yaşamını Cenevre’de sürdürmeye başladı. Küçük yaşlardan itibaren görsel sanat eserlerini, yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olan klasik müzikle birleştirmeye karar veren sanatçı, bu bağlamda müzik performanslarıyla senkronize edilen animasyon filmleri gerçekleştirmeye başladı. Yapıtlarıyla yepyeni bir konsepte imza atan Albukrek, başarısını 2023’te, klasik müzik yıldızlarının buluştuğu İsviçre Alpleri’ndeki ünlü Verbier Müzik Festivalinde sahnelenen ‘Le Carnaval des Animaux’ animasyon filmi ile pekiştirdi.

Konserleri için İsviçre, Fransa, İspanya, İngiltere arasında mekik dokuyan, sevgili Sandra Albukrek ile, görüşmelerini tamamlamak üzere geldiği İstanbul’da, tam da yeni yaşını kutladığı gün buluştuk.

Sandra Albukrek, eserlerini Martha Argerich, Nelson Goerner, Kai Schumacher, Ivry Gitlis, Gábor Takács-Nagy, Alexandre Kantorow, Lucas Debargue, Martin Fröst, Brendan Kane, Daniel Hope, Renaud Capuçon ve Gautier Capuçon gibi dünyanın önemli müzisyenleriyle birlikte, birçok festivalde sergiledi.

Şalom okurları için kendinizi tanıtır mısınız?

İstanbul’da bir Fransız lisesinden mezun olduktan sonra sanat eğitimimi Paris’te sahne tasarımı üzerine aldım. Burada okurken çizim, gravür ile de çalıştım, hatta çalışmalarımda fotoğraf sanatını da kullandım. Mezun olduktan sonra sahne tasarımı alanında Paris ve İstanbul’da sinema, dans ve tiyatro oyunları projelerinde çalıştım. Özellikle modern dansın çok önemli ve öncü ismi Pina Bauch’un projesinde asistanlık yapmak, sanat alanımı çok değiştirdi; onu çalışırken izlemek bile benim için bambaşka bir okul oldu. Sahne tasarımı okurken aileden gelen bir gelenek olan müzik ve klasik müziğe ilgimi devam ettirdim. Klasik müzik ile o kadar ilgileniyordum ki, okulum bunun üzerine, sahne tasarımını müzikle birleştirme niyetimi desteklemek için Paris’teki müzik konservatuarı ‘Conservatoire National Supérior de Musique et de Dans’ ile ilk defa benim için bir iş birliği yaptı. Sanat yolculuğumdaki bütün çalışmalarım ve deneyimlerimin birikiminden sonra, 2018 yılında,  görsel çalışmalarımı müzikle sahnede birleştirme niyetiyle animasyon filmine başladım.

 

Resimlerinizi klasik müzik konserleri için film haline getirerek dinleyici ile şiirsel ve görsel bir diyaloğa giriyorsunuz. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Önce bir eser seçiyorum, mesela şu anda tamamladığım ve gösterilecek olan, Fransız besteci Camille Saint-Saëns'ın Hayvanlar Karnavalı’ eseri için hazırladığım animasyon filmin nasıl doğduğunu anlatayım:

Eseri seçerken öncelikle bir hassasiyet lazım; her eserin animasyona çevrilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Hangi eserin seçileceği ile alakalı, öncellikle uzun bir düşünsel dönem olur. Bunu tespit ederken ilk önce müzisyen dostlarımla, babamla -ki o aslında müzik dünyasında ilk danıştığım kişidir- konuşur, tartar ve değerlendiririm; bu süreç gerçekten çok keyiflidir. Eseri seçtikten sonra yaratıcılığı davet etmek adına, müziği tekrar tekrar fakat çok anarşik bir şekilde dinlerim. Sonra sıra birden rock veya caz’a gelir, arada, bir kitap açarım… Bu süreç, ta ki fikirler, imgeler ve semboller içime doğuncaya kadar devam eder.

Bir geçit töreni olarak tasarlanan ‘Hayvanlar Karnavalı’ ise, her biri bir hayvana ayrılmış 14 bölümden oluşan, eğlenceli ve görselleştirebilen bir yapıt olduğu için nispeten kolaydı.

Üstünde çalıştığım bölümün adı mesela ‘Aslan’ ise, ilk önce müziğin tamamını dinleyip bu aslan ne yapıyor diye düşünüyorum, çünkü aslında böyle bir hikâye yok. Özellikle de hikâyesi olmayan eserler seçiyorum. Müziği dinleyerek öykü benzeri bir şeyler çıkıncaya kadar kurgulamaya devam ediyorum. Aynı süreçte, araştırmalara başlıyorum, konuyla ilgili birçok belgesel izliyorum örneğin. Üçüncü bölümde kurgu ve senaryoyu oluşturduktan sonra yaptığım resimleri fotoşopta kestirip, tüm hazırladıklarımı grafikere gönderiyorum. Sonraki bölüm olan öykü tahtasını da çizdikten sonra, en son aşamada animasyonu anime olmadan yine çiziyorum, nerede ne göreceğiz diye bakıyorum, bunlar da yapıldıktan sonra animatöre veriyorum ve ancak o vakit animasyon başlıyor.

Animasyonun tamamlanması ne kadar sürüyor?

Benim hesabıma göre tüm resimler çizildikten, hazırlıklar yapıldıktan sonrasında animasyon için şöyle bir sayı verebilirim, ayda bir buçuk dakika yapıyoruz, başka bir hesapla günde iki saniye, 25 dakika ise iki senede tamamlanıyor. Şimdi kırk dakikalık bir çalışmaya başladım o da yaklaşık üç buçuk yıl sürecek.

Resim yapmak ile animasyon filmine yönelik resim yapmak arasındaki fark nedir?

Müthiş bir soru bu! Animasyon resimlerini de resim çizer gibi yapıyorum ama bazı animatörler çizeceğim hayvan yahut objeyi kesit kesit çizmemi istiyor. Bacaklar, kollar ayrı, kafa ayrı, ki anime etmek kolay olsun. Ama ben, mesela aslanın tabiattaki gücünü ve hikâyedeki karakter olarak kuvvetini işlediğim için, sonradan kesilme ihtimali olsa da, onu tamamen bir ressam gibi çalışıyorum. Bunun yanı sıra arka planda, orman, çiçek gibi filme yönelik dekoratif çizimlere de gereksinim oluyor, onları da yapıyorum. Aynı zamanda düşüncelerimi de yazmaya başladığım için resimler oldukça uzun sürüyor. Fırçayı elime aldığım andan itibaren de sürekli müzik dinliyorum.

20 Nisan'da, animasyon filminizle eşlik edeceğiniz CRR’deki konser hakkında bilgi verir misiniz? Bu fikir nasıl gelişti?

Dünyaca ünlü Verbier Uluslararası Müzik Festivali’nin 30. yılı Gala Konseri için benden özel bir çalışma istendi. Bu da fırçamdan ve düşünsel dünyamdan, İsviçre Verbier bölgesine özgü hayvanların da eklenmesiyle, Hayvanlar Karnavalı’nın bölgeye uyarlanmış bir versiyonu olarak doğdu. 16x3.5 metrelik bir ekran için özel olarak kurgulanmış bu film, Verbier`de büyük bir başarı yakalayarak, konser sırasında ve sonrasında büyük heyecan yarattı. Bunun üzerine bunu İstanbul’da da yapmak istedim. Cemal Reşit Rey'in Genel Sanat Yönetmeni ve Orkestra Şefi Murat Cem Orhan ile iletişime geçtiğimde teklifimi memnuniyetle kabul ederek, filmin gösterimi için özel bir konser planladı. Animasyon filmi, yaklaşık 25 dakika sürüyor, dolayısıyla konserin ilk yarısında elbette başka eserler çalınacak; konser sonunda ise animasyon filmi müzikle birlikte gösterilecek. Murat Cem Orhan yönetimindeki CRR Senfoni Orkestrası konserde, Moskova Çaykovski Konservatuarı’ndaki öğrenimlerinden günümüze, bir arada çalışmalar yapan beş başarılı Türk piyanist; Gökhan Aybulus, Cem Babacan, Kandemir Basmacıoğlu, Başar Can Kıvrak ve Özgür Ünaldı’ya eşlik edecek.

“Eserimi İstanbul seyircisine hediye etmek istiyorum”

Avrupa’nın birçok önemli festivalinde, dünyaca ünlü sanatçılar ile konserlerde yer alıyorsunuz. Şimdi de sıra İstanbul’da. İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

İstanbul olmadan olmazdı. Bu konseri İstanbul ile paylaşmak benim için çok önemliydi. İstanbul evim, sürekli geldiğim atardamarım. Şehrin çok özel bir enerjisi var, bunun yalnızca benim değil, birçok kişi için de böyle olduğunu biliyorum. Her ne kadar uzun yıllardan beri yurt dışında olsam da çok önemli bir bağım var bu şehirle; ayrıca İstanbul sanat ortamının çok avangart olduğunu düşünüyorum. İstanbul seyircisi benim için inanılmaz kıymetli, onlar ile karşılaşmak için sabırsızlanıyorum.

Konsere gelenler müziği mi dinliyor yoksa filminizi mi izliyorlar, burada özellikle dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?

Öncelikle bu bir klasik müzik konseri, o yüzden müziği dinlemeye geliyorlar. Film ile konseri -ki bu da benim sahne tasarımı tarafımdan geliyor- göz kamaştırıcı bir gösteriye dönüştürüyoruz. Ancak filmin müziğin önüne geçmemesi benim için çok önemli, aslında müzik te filmin önüne geçmiyor. Rekabet yaşanmamalı. Amaç karşılıklı saygı duyarak birbirine eşlik etmek ve yan yana ilerlemek.

“Klasik müzik benim için güven demek”

Babanız Dr. Musa Albukrek, ressam ve keman sanatçısı; büyüdüğünüz evin şüphesiz size ve sanatınıza büyük bir katkısı olmuştur. Biraz bundan söz eder misiniz?

Büyüdüğüm ev ortamının bendeki etkisi çok büyük. Babam, doğduğumdan beri evde keman çalar; ben bu tınıyla büyüdüm. Hep onu dinlerdim. Bu esnada sohbet de ederdik; mesela o parçanın melodisinin nasıl inip çıktığını, eserlerin armonisi ve kontrpuanı ile ilgili sorular sorardı bana. Sanki müzikoloji dersi alırdım. Ama yalnızca bu değildi, kendisi aynı zamanda ressam olduğu için müzik dinlerken imge yaratmaya da aslında sohbetlerimiz sayesinde başladım diyebilirim.

Müzik ve görsel, benim için vazgeçilmez bir tutku. Hiçbir enstrümana ayak uyduramasam da sesim geliştikten sonra şan dersleri aldım. Yidiş, Ladino, Gürcü dilinde ve daha birçok farklı lisanda, dünya geleneksel müziklerinin hepsini söylerim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün