Hayatta kalma ve dayanıklılık hikâyesi

J.A. Bayona´nın ´KAR KARDEŞLİĞİ´ En İyi Uluslararası Film Oscar adayı.

Viktor APALAÇİ Sanat
28 Şubat 2024 Çarşamba

NETFLİX’te gösterilen film En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı kategorisinde Oscar adayı. Film, hava taşımacılığı tarihinin en akılda kalıcı kazalarından biri olan, 1972’de And Dağlarına çakılan Uruguay uçağının hikâyesini destansı bir dram kalıpları içinde anlatıyor. Filme kaynaklık eden kitabın yazarı kazadan sağ kurtulan 16 kişinin tamamının anlattıklarını kitabında değerlendirdi.

 

LA SOCİEDAD DE LA NİEVE / SOCIETY OF THE SNOW’

Yön: Juan Antonio Bayona

Sen: J A Bayona - Bernat Vilaplana - Jaime Marques - Nicolas Caseriego - Pablo Vierci

Gör: Pedro Luque

Müz: Michael Giacchino

Kur: Jaume Marti

Oyn: Enzo Vogrincic - Agustin Pardella - Matias Recalt - Esteban Bigliardi - Diego Vegezzi

 

Katalan yönetmen Juan Antonio Bayona’nın ‘Kar Kardeşliği / La Sociedad de la Nieve / Society of the Snow’ adlı filmi bu yılın En İyi Uluslararası Film Oscar kategorisinin beş adayı arasına girerek sürpriz yaptı. Zira İspanyol temsilcisi, yılın en iyilerinden, Altın Palmiye ve iki Altın Küre Ödülü sahibi ‘Bir Düşüşün Anatomisi / L’anatomie D’une Chute’ü devre dışı bıraktı. Film, hava taşımacılığı tarihinin en akılda kalıcı kazalarından birini, 1972’deki And Dağlarına çakılan Uruguay uçağının hikâyesini destansı bir drama kalıpları içinde anlatıyor.

Dünya prömiyerini yarışma dışı olarak Venedik Film Festivali’nde yapan ‘Kar Kardeşliği’ ocaktan beri NETFLIX’te gösteriliyor. Bu uçak kazasını anlatan, Piers Paul Read’in 1974 tarihli ‘Alive: The Story of the Anders Survivors’ adlı kitabı, Frank Marshall’ın ‘Alive’ filmine kaynaklık etti. J.A. Bayona’nın Kar Kardeşliği’ filmi Pablo Vierci’nin 2009 tarihli, kurgusal olmayan kitabının, yönetmenin de aralarında bulunduğu beşli bir senaryo ekibinin uyarlamasıdır. Bayona’nın filminin özelliği, ‘Alive’ dâhil konunun önceki versiyonlarında yapılan birçok hatadan kaçınması. Kar Kardeşliği’nin Alive’ın aksine kazazedelere yaklaşımı değişik.

 

Destansı drama

Filme kaynaklık eden romanın yazarı Pablo Vierci, çoğunu çocukluğundan tanıdığı, kazadan sağ kurtulan 16 kişinin tamamının anlatımını kitabında değerlendirdi. Filmin yapımcıları hayatta kalanlarla 100 saatten fazla röportaj kaydetti, kurbanların aileleriyle temas kurdu. İnsanoğlunun dayanıklılığı ve kayıpları üzerine ilgi çekici bir destana odaklanan bu drama, aynı zamanda içgüdüsel bir teknik beceri gösterisi. Film, kazanın uzun vadeli etkilerini yansıtarak, gerçek anlamda mutlu sonun olmadığını göstererek hikâyeye derinlik kattı. Filmde, bireylerin felaketten sağ çıkabilmek için yaşadıkları gerçek ve düşünülemez acılar öne çıkarılıyor. Hayatta kalanlar, kurtarılma şanslarının zayıf olduğunu fark ettikten sonra isteksizce yamyamlığa yöneldi ve etik soruları gündeme geldi.

1972’de And Dağlarının ücra bir köşesinde yaşanan bir uçak kazasının ardından hayatta kalanlar güçlerini birleştirir ve eve dönüş yolunda birbirlerinin en büyük umudu haline gelirler. Bir rugby takımını Şili Santiago’ya taşımak üzere kiralanan Uruguay Hava Kuvvetlerinin beklenmedik bir olayla karşılaşan 571 sefer sayılı uçağı And Dağlarının kalbindeki bir buzula düşer. 45 yolcudan sadece 16’sı hayatta kalmayı başarır. Yeryüzündeki en erişilmez ortamların birinde mahsur kalanlar, hayatta kalabilmek için yamyamlığa başvurmak zorunda kalır. Hayatta kalmaları bu çaresiz durumun ortasında alacakları kararlara bağlı olacaktır.

Mürettebatının dörtte biri kazada hayatını kaybeder. Grubun bir kısmı ve ağır yaralılar aşırı soğuğa dayanamayıp ölür. Çok az yiyecek vardır ve kesinlikle hiçbir ısı kaynağı yoktur. 4000 metre yükseklikte zorlu hava koşullarına dayanamayanlar tek tek ölür. Kötü hava koşulları nedeniyle uçuşu ertelenen, And Dağları üzerindeyken pilotuna alçalması gibi büyük bir hata olan talimat verilen uçağın Seler Dağı olarak bilinen bir zirveye çarpması uzun sürmez. Soğuk havaya karşı ekipmanı, tıbbi malzemesi, uygun kıyafeti olmayan kazazedeler hayatta kalmak için, zaten ölmüş olanların etini dondurarak yemek zorunda kalır. Düşme anında buzullar tarafından ikiye bölünen uçaktakilerin çoğu anında ölmüştür. Birkaç gün süren arama çalışmaları durdurulunca yardım bekleyen kazazedeler çığ altında kaldır, rugby takımının iki genç üyesi Şili’ye ulaşmak için batıya doğru yola çıkar.

Ekipman ve deneyimleri olmamasına rağmen uygarlığa ulaşmayı başardılar. Helikopterler uçağın enkazına ulaşıp bir yolcuyu canlı olarak hastaneye taşıdı. Uluslararası haberlere konu olan hayatta kalma savaşının yamyamlık yönü sansasyonel olarak korkunç bir ton kazandı. Kurtulanların çoğu tabuyu yıkmaktan utanç duydu. And Dağlarının uzak bir buzulunda sıkışıp kalmış insanların 2,5 ay boyunca açlık, susuzluk, zorlu hava koşullarının üstesinden gelme mücadelesi ‘And Dağları Mucizesi’ olarak adlandırıldı.

Filmin anlatımı başrol olmamasına rağmen, arkadaşı tarafından geziye katılmaya teşvik edilen genç adam Numa Turcatti (Enzo Vogrincic) gözünden yapılıyor. Numa grup lideri konumuna girip bazı yorumlarda bulunuyor. Ancak Numa kurtulamayıp hayata yenik düşüyor. Travmanın getirdiği çöküş ortamında bir lider ortaya çıkıyor. Uçağı boşaltmak, bavullarda yiyecek arama, moral verici konuşmalar yapmak, motivasyonu sağlamak gibi görevleri üstleniyor. Teknik konularda becerikli Robert (Martin Recalt) ve Nando (Agustin Pardella) uçağın radyosunu tamir etmeye çalışıyor, ancak başarısız olunca Şili’ye gitmek üzere yola çıkıyorlar.

Yolda ölebileceklerini ama en azından hayatta kalmaya çalışırken öleceklerini bilerek, psikolojik olarak yardım istemek için inisiyatif almaları gerektiği bilincindeki iki gencin gayreti senaryoda iyi işlenmiş. Senarist beşlisi, iyi yazılmış karakterleriyle, dokunaklı diyaloglarıyla tam not alıyor. Bu hayatta kalma ve dayanıklılık hikâyesinde, hayata tutunmanın doğasında var olan (yamyamlık gibi) zorlu ahlaki meselelerin tartışmaları senaryoya ustalıkla yerleştirilmiş. İzleyici gerçek hayattan bir hikâyenin nasıl biteceğini bilse de mizansenin gergin bir belirsizlik duygusu yaratmasından etkilenebiliyor.

 

Yalnızlık, çaresizlik, çıkışsızlık

Yönetmen Juan Antonio Bayona bir röportajında “Yaptığım ilk şey And Dağlarının Arjantin tarafındaki, uçağın düştüğü Gözyaşı Vadisine gitmek oldu. Yılın aynı zamanında oradaydım. Böylece orada küçük bir kampta uyuyabildim ve irtifa hastalığını deneyimleyebildim. Orada hissedilebilecek yalnızlık, çaresizlik, çıkışsızlık duygusunu yaşadım. Filmim, dağ kazası yaşayanlara nasıl becerikli olunacağını ve nasıl pes etmemeleri gerektiğini göstermek için insanlıkla paylaşmamız gereken bir deneyimdi” dedi. 49 yaşındaki Barselona doğumlu Katalan yönetmen aksiyon filmlerine meyli, korku ve felaket türlerindeki becerisiyle tanınıyor. Filmografisindeki beş uzun metrajlı film arasındaki, ilk yönetmenlik denemesi ‘Yetimhane / Orphanage’dan (2007) sonra ilk kez ‘Kar Kardeşliği’ ile İspanya’da çalışmış. Hollywood’da çevirdiği ‘Lo İmpossible’ (2012) Naomi Watts’ı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar adayı yapmıştı.

J.A. Bayona, konu gereği ‘Kar Kardeşliği’ oyuncularının çok kilo kaybedeceğini bildiğinden çekimleri kronolojik sırasıyla, gerçek ortamda çekmeyi tercih etmiş. Şili ve Arjantin’de And Dağlarının çeşitli yerlerinde, gerçek olayların yaşandığı yerlerde çekilen filme Endülüs, Sierra Nevada, Montevideo’da çekilen sahneler eklenmiş. 144 dakikalık filmin bütçesi 65 milyon doları bulmuş. Filmde morallerin düzelmeye başladığı bir günde düşen çığın altında insanların diri diri gömüldüğünü gösteren nefes kesici sahne ustalıkla çekilmiş. Çarpışmayı kâbus gibi yeniden yaratan, dağın duvarını kötü niyetli bir varlık gibi gösteren filmde, görüntü yönetmeni Pedro Luque’un sinematografisi hayranlık uyandırıcı. Uzak veya havadan yapılan çekimlerle, bembeyaz uçsuz bucaksız kar alanlarında, çıplak gözle zar zor algılanabilen ufacık insanların kar yığınları arasındaki mücadelesi, Luque’nin kamerasından perdeye yansıyor.

Atmosfer yaratmada filmin görsel başarısının yanında, Disney ve Pixar’ın sadık ismi, Amerikalı besteci Michael Giacchino’nun müzik partisyonu da izleyicinin gerilimi hissetmesine yardımcı oluyor. 2,5 ay zorlu iklim şartlarıyla mücadele eden insanların elverişsiz koşullarda yüzlerinde yaşadıkları bozulma, Oscar adayı Ana Lopez-Puigcerver, David Marti, Monte Ribe’den oluşan üçlü makyaj tasarımcılarının ustalıklı çalışmalarıyla perdeye yansıyor. Filmin Uruguaylı ve Arjantinli isimlerden oluşan uyumlu bir oyuncu kadrosu var. Filmde bir başrol yok. 100 kişilik kadroda hiçbir oyuncu öne çıkmıyor. Filmde kazazedelerden Carlos Paez Vilardo’yu oğlu Carlitos Paez canlandırıyor.

10 Mart gecesi sahiplerini bulacak Oscar Ödüllerinin Uluslararası En İyi Film kategorisinin diğer adayları şöyle: İlker Çatak’ın ‘Öğretmenler Odası / The Teacher’s Room’ (Almanya), Jonathan Glazer’in ‘İlgi Alanı / The Zone of Interest’ (Birleşik Krallık), Matteo Garrone’nin ‘Kaptan Benim / İo Capitano’ (İtalya), Wim Wenders’in ‘Perfect Days’i (Japonya).  

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün