“CEO bütçesiyle transfer olup ev halkını hizaya sokan bebek bakıcıları var!”

Yazar İdil Hazan Kohen, son kitabı ´Yeni Nesil Anne´de, nüktedan diliyle modern, matrak ve büyük konuşan bir anne adayının kahkahalar vadeden macerasına davet ediyor. Kariyer basamaklarını hızla tırmanırken, sürpriz bir bebek haberiyle hayatı değişen Aybüke karakterinin; kıyafetlerinin, gelecek hedeflerinin baş döndürücü bir hızda nasıl değiştiğini izlerken, onun kıvrak zekası ve hayatı ti´ye alışında kendinizden izler bulacaksınız. Kohen, ´Yeni Nesil Anne´de ayrıca, bebeğe konulacak ismin aileler arasında yarattığı çatışmayı, sosyetik annelerin olmazsa olmazı baby shower partilerini, bakıcı sorunsalını ve hamileliğin kariyer üzerindeki etkileri gibi birçok konuyu da irdeleyerek süreci tüm yönleriyle gözler önüne seriyor. Yüzlerinizi gülümsetme garantili ´Yeni Nesil Anne´yle ilgili, İdil Hazan Kohen, ŞALOM´a konuştu.

Zehra ÇENGİL Söyleşi
4 Ocak 2024 Perşembe

Yeni Nesil Anne kitabınızda, sürpriz bir bebek sayesinde gelecek planlarını yeniden yapan, modern, matrak ve büyük konuşan bir anne adayının yolculuğunu anlatıyorsunuz. Nasıl doğdu bu kitabı yazma fikri?

Yazdığım ilk kitap ‘Kişisel Gerilim’di. O dönem kişisel gelişim trendlerinin yayılıp bir anda ortalığı kasıp kavurduğu dönemdi. Neden acaba diye sormaya ilk o zaman başladım. Her kitabımda insanları peşinden sürükleyen birçok konuya neden diye yaklaşıp herkesin bildiği konulara farklı ve eğlenceli bir bakış açısı kazandırmaya çalıştım. Son kitabım Yeni Nesil Anne’de de aynı soruyla yola çıktım. Kesinlikle inkâr edemeyeceğimiz nesiller arası bir fark mevcut. Araya giren yıllarla beraber araya giren birçok yeni annelik trendi var. Çok geriye değil, 80 kuşağını doğuran annelere kadar gitsek hangisi çocuk yerinde duramıyor diye pedagoga gitmiş, düğün misali baby shower yapmış ya da çocuğu sosyalleşsin diye anne whatsapp gruplarının müdavimi olmuştur? Sanırsam hiçbiri. Şimdi ise bu sorulara hayır diyecek bir anne yoktur etrafımda. Her şey değişiyor ve hepimiz bu değişikliklere isteyerek ya da istemeyerek adapte olmaya çalışıyoruz. Her şeye yetişmeye çalışıyoruz, yetişebiliyor muyuz peki?

Yine “acaba neden?” diye sormak geldi içimden. Böylelikle pek de alışılagelmemiş bir anne adayı olan Aybüke’nin ters köşe bakış açısıyla yeni annelere, trendlere, mücadelelerine, bazen kazandıklarına, bazen kaybettiklerine ışık tutmak istedim.  

Hamileliğin ilk zamanlarında hatta ilk üç ayında nazar değer diye açıklamaz kadınlarımız genelde. İnanıyor musunuz nazara?

Aslında nazardan ziyade ilk üç ay riskli dönem diye açıklamayı tercih etmiyor birçok anne. Biz meraklı bir toplumuz. Evliyseniz çok da samimi olmadığınız biri çat diye “Ne zaman çocuk yapacaksın, neden yapmıyorsunuz?” diye sorabilir. Evli değilsen “Neden evlenmiyorsun?” diye gelir o soru, hamileysen “Erkek mi istiyorsun, kız mı”ya evrilir. Her özel durum için özneyi sıkıştırıp, özelini açmasını bekleyen birçok insan dikilir karşısına. İşte hamilelikte de ilk üç ay, o an en riskli dönemde maalesef bir terslik yaşanması durumunda birçok ilginç soruyla gelecek insan ve hiç bunları konuşacak duygu durumunda olmayan bir anne adayı vardır. Konuşmak bazen rahatlatır bazense acıyı pekiştirir o yüzdendir ki nazardan ziyade bunların önüne geçmek için susar birçok anne. Ha, ama ben nazara inanıyor muyum? Evet, inanıyorum…

EVLİLİKTE SINIRLAR BİZLERİN EN ÇOK ZORLANDIĞI ALAN!

Eşlerin hikayenizdeki Anılkarakteri gibi bekarlık zamanlarından kalma ve hala bekarmış gibi davranmaya yönelten kankaları vardır. Bu kişilerle hangi düzeyde bir ilişki sürdürmek sağlıklı olur? Evlilik özgürlüğü kısıtlar mı? Bir çiftin birbirinin hayatına karışma derecesinin sınırı ne olmalı?

Sınırlar bence en çok zorlandığımız alan… Bir önceki soruda dediğim gibi herkes biraz bir başkasının alanının içinde. Bir süre sonra sınır iyice kayboluyor, alan ortak oluyor. Evlilikte mesela Anıl gibi arkadaşlar insanın tekrar kendine alan açabilmesine, tekdüzelikten çıkıp farklı deneyimlere dâhil olmasına şans veriyor. Ama tabii bir de bunu Aybüke’ye sormak lazım. Her şeyin dozu kaçtığında sıkıntı çıkmaz mı zaten? Çıkan sıkıntıları kitapta bolca görüyoruz, gülüyoruz ama kıskansak da, sınır ihlaline uğrasak da Anıl’lar ilişkilerin taze kanı, heyecanı… Dozunda olduğu sürece hepimizin hayatında olmalı, dış dünyayı sakin hayatlarımıza taşımalı.

Kitabınızda bebeklerin misket limonu gibiyken bile hisleri anlayabildiğine değinen bir bölüm var. Hamileyken dinletilen müziklerin, bebekler anne karnındayken yaşanan kavgaların doğacak çocuğun psikolojisine etki ettiğini düşünüyor musunuz?

Düşünmüyordum ama öyleymiş. Çocuk psikoloğu bir arkadaşım, henüz hamile kalmadan bile, bebeği ne kadar istediğinin doğan bebek üzerinde etkisi olduğunu söylemişti. Bebekler misket limonu kadarken bile hislerimizi, sevgimizi, nefretimizi anlayıp içselleştirebiliyormuş. Sağlıklı bir benlik bilinci için olumsuz sözler, asabiyet, bağrışma içerisinde olmamamız gerekiyormuş. Ağlayarak değil huşu bir gülümsemeyle çıkacak o bebek, doğuştan kişisel gelişimci olarak doğacağını düşünüyorum.

EL KADAR BEBEĞE ANNECİMYEREK KÜÇÜCÜK BEYİNLERDE STATÜ KARMAŞASI YARATIYORLAR!”

 

Siz de çocuklarına annecim, evli olduğu kadınlara güzel kızımdiye hitap edenleri fark etmişsiniz. Bu kavram karmaşasına yorumunuz nedir?

“Duyuyorum etrafta, el kadar bebeğe annecim diyorlar, küçücük beyinlerde statü karmaşası yaratıyorlar. Herkes yerini bilecek!” ben demiyorum valla, Aybüke’nin kayınvalidesi diyor. Sanırım birçok kişi en sevdiğini, en sevdiğiyle anmak istiyor. Kafalar karışıyor mu, evet biraz karışıyor. Ama biz seviyoruz böyle şeyleri. Mesela bu “-ciğim, -cuğum” ekleri de çok sakıncalı. Her ne kadar sevgi pekiştirme eki olsa da, “Kocacığım, o çorabın orada işi ne!” gibi bir cümlede kullanıldığında daha çok azardan önceki son çıkıştır o.

Bebek doğmadan önce isim koyma, baby shower derken kayınvalide ile muhalefete düşülecek birçok konu çıkıyor. Kayınvalidelerden gerçekten şarkılara, türkülere konu olacak kadar sivri örnekler var mı? Oğullar genelde paylaşılamayan kişi mi oluyor?

Öyle olmasa soru gelinler neden paylaşılamıyor olurdu ama paylaşılamayan, filmlere dizilere konu olan daha çok hep oğul anneleri değil mi?

KİBİRİN KİBARLIĞI ALT ETTİĞİ BİR ÇAĞDAYIZ!”

Kitabınızda sen kimsin kihissiyatlı, yanına varılmayan, çalışanın özgüvenini üst düzey sıyıran bir yönetici profilinden bahsediyorsunuz. Gerçek hayatta hiç karşınızda çıktı mı böyle biri?

Çok. Bunun için öyle global firmaların en üst katına, en manzaralı odasına çıkmaya da gerek yok. Yeni dünyanın yeni mottosu bu sanki. Kibirin kibarlığı alt ettiği bir çağdayız maalesef. Herkes o kadar ben merkezli, kendini göstermeye hevesli ki… İş hayatında, normal hayatta, özel hayatta sürekli böyle insanlarla karşılaşmak mümkün.

Doktordan randevu almak için sekreterini aradığınızda, kendisi hastane sahibi gibi davranan, bir mekâna girerken önce bodyguardın “cool” tarifine uyduğunu kanıtlayan, sosyal medyasını açıp takipçi sayısını göstererek sahnede en ön sırayı talep edenlerin dünyasındayız. Sanırım artık böyle olmayanla karşılaşmak zor.

Türkiyede özellikle hamile kadınlara kariyer basamaklarını tırmanırken hümanist yaklaşımlarda bulunmakta zorlanan şirket örneklerini görüyoruz. Hamilelik kariyere sekte vuran bir dönem mi, erkeklerin askerliği gibi mi algılanmalı?

Hamileliği bedelli olarak yapamazsın, yurtdışındayım diye kaçamazsın, torpil bulup yakına aldıramazsın, hayata atılmadan aradan çıkaramazsın. Seni işe alan insan birdenbire askerlik yapma riski görmez, bunu önceden bilir ancak evli ve çocuğu olmayan bir bayanın hamile kalma durumu hep söz konusudur ve işi sekteye uğratacağını düşünen bir patron onu işe alım sürecinde eleyebilir.

Kendim bunu bizzat yaşadım. Görüşmeye gittiğim kişi beni işe çok uygun bulmasına rağmen evli ve henüz çocuğum olmadığını öğrenince, hamile kalma riskimden dolayı, evet böyle durumda bunu riskli olarak değerlendiren var, beni seçmemişti. Özet olarak ikisi de sanırım kariyere sekte vuran gelişmeler olarak algılanıyor ancak hamilelik bu konuda askerlikten 1-0 önde. 

“ÇOĞU HAMİLE KİM DAHA DÜZ POPOYLA HAMİLELİĞİ BİTİRECEK YARIŞINDA!

Romanınıza anlattığınız gibi süreç boyunca formunu korumak için yeterli derecede beslenmeyen hamile Heidi Klumlar ve Bebek Parkı’nda koşu sonrası kahveye gelmiş gibi mükemmel görünen anne namzetleri var. Onlar hakkında ne demek istersiniz?

Etrafımdaki çoğu hamile kim daha düz popoyla hamileliğini bitirecek yarışında. Herkes fit, herkes sport bra, herkes son moda! Herkes kendiyle barışık, annelik fikrine alışık, glüten, şeker ve undan ayrışık!

Merak ettiğim bu kadar az yiyecekle bu bebeklerin, minerali, vitamini, bitcoin, nft, metaverse gibi anlamadığım her tür yeni sanal oluşumu içeren geni, eksik kalmayacak mı?

Rahat olun demek isterim hepsine, geleceğin Elon Musk’ından olmayın!

Hikayede de vurgulandığı üzere bebek bakıcılarının maaşı bir CEO bütçesini buldu. Çalışan annelerin işi ziyadesiyle zor değil mi?

Evet, ülkemize beyaz yakalı CEO bütçesiyle transfer olup evden çok ev halkını hizaya sokan birçok bebek bakıcısı var mesela. Bebek bakarım temizlik yapmam, temizlik yaparım bebek bakmam, erken yatarım her an kaçarım, diye böyle eve yerleştikçe yeşeren birçok ültimatom var.

O anneler yutar mı bunu?

Yutuyor! Dolar banknotu yutmuş gibi boğazına takılanlar da oluyor elbet, onlar da üzerine su içip sent sent yutuyorlar bu fikri gerekirse. Çalışanı, gezeni, her türlü anne tek bir umutta birleşiyor.  “Ne olursan ol, yeter ki bakıcım ol!”

TAM BİR BULDUMCUK ANNEYİM”

Bir an için İdil Hazan Kohene dışarıdan bakın, kendisi nasıl bir annedir? Çocuk yetiştirirken gözettiği en önemli nokta nedir?

Tam bir buldumcuk anne’yim. Asla yapmam dediğim her şeyi yapan, çocuk düşünce bir şey olmaz diyen “cool” annelerden olacağımı düşünürken, daha dizi yere değmeden kendimi yere atıp o dizin altına serilen, halime şaşıran, şaşırsam da durulamayan, hayatımda en çok kullandığım kelimenin “hadi” olduğuna ayılan son gaz bir yeni nesil anne olabilirim.  Yeter ki mutlu olsunlar, devamı hikâye!

Kişisel Gerilim, Dişisel Gerilim, Şezlong Savaşları serisi, İyilik, Telefonum Olmadan Asla ve Yeni Nesil Anne kitaplarını kaleme aldınız. Bir sonraki projeniz hakkında biraz ipucu vermek ister misiniz?

Aslında iki proje arasında gidip geliyorum. Biri Yeni Nesil Anne’nin devamı. Yayınevimin de beklentisi bu yönde ama ben kendimi de herkesi de şaşırtmayı seviyorum. Tarzı, konusu, karakterleri bambaşka bir projeyle de çıkabilirim karşınıza. Biraz zaman, biraz duygular, biraz motivasyonlar gösterecek sanırım.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün