ŞİDDETİN ANATOMİSİ

30. Adana Altın Koza Festivali´nden şiddet temalı iki film dikkat çekti.

Viktor APALAÇİ Sanat
4 Ekim 2023 Çarşamba

Bir Alman ortaokulunda iyi niyetli idealist bir kadın öğretmene öğrencilerinin uyguladığı acımasız şiddeti anlatan İlker Çatak’ın ‘Öğretmenler Odası’, bu yıl Almanya’nın Oscar temsilcisi oldu. Fikret Reyhan’ın ‘Cam Perde’si boşanmış bir genç kadına eski eşinin uyguladığı şiddeti anlatıyor.

ÖĞRETMENLER ODASI

30. Adana Altın Koza Film Festivali’nden benim için ‘keşif’ sayılacak filmlerin başında Türk-Alman yönetmen İlker Çatak’ın ‘Öğretmenler Odası / Das Lehrerzimmer’i oldu. Prömiyerini iki ödül kazandığı Berlin Film Festivali’nin Panorama Bölümü’nde yapan film Almanya’nın Oscar adayı seçildi. En İyi Film dalında Alman Film Ödülü sahibi ‘Öğretmenler Odası’, yönetmen, kadın oyuncu, senaryo ve kurgu kategorilerinde de ödül kazandı.

Çatak dinamik mizanseniyle, aksiyonu ön planda tutan, gerilimi hiç düşmeyen, baştan sona eksilmeyen bir ilgiyle izlenen, sürükleyici 93 dakikasında bir saniyeyi, bir kareyi boşa harcamayan sinema diliyle övgüyü hak ediyor. İlker Çatak’ın Johannes Duncker ile yazdığı senaryo, ilk başta önemsiz gibi gözüken küçük bir olayın, okul ve okul sisteminin kusurlarını ortaya çıkaran bir dizi sonuca yol açtığını, Asghar Farhadi filmlerini akla getiren bir üslupla, titizlikle gözler önüne seriyor. İlker Çatak dengeli ve usta işi mizanseniyle, olay örgüsü iyi örülmüş bu senaryodan düşündürücü bir film yapmış.

Tavizsiz okul draması

Tavizsiz bir okul draması olan film, başlangıçta bazı sinsi ve rahatsız edici gerçekleri ele alıp, izleyiciyi isyan ettiren bir melodrama dönüşüyor. Gergin sosyal öyküsüyle ‘Öğretmenler Odası’, idealleriyle eğitim sisteminin aksaklıkları arasında kalan iyi niyetli bir ortaokul öğretmeninin öyküsü. Film eğitim hayatı, öğrenci - öğretmen ilişkileri, uyum, isyan, ırkçılık, idealler gibi zorlu temaların hakkını veriyor. İlerici, sorunsuz görünen sıradan bir Alman okulundaki minik bir hırsızlıkla başlayan olayların gittikçe büyümesi, idarenin kontrolünden çıkmasını anlatan filmde, İlker Çatak okulu bir mikrokozmos olarak kullanarak toplum dinamiklerini, sınıfsal ve ırkçı yaklaşımları tespit ediyor.

Film, matematik ve beden öğretmeni olarak ilk işine başlayan bekâr, idealist öğretmen Carla Nowak’ın (Leonie Benesch) öğrencileriyle yaşadığı gerilimi anlatıyor. Sınıfta ufak tefek hırsızlıkların ardından, Carla meselenin temeline inmeye karar vererek, öfkeli ebeveynler, inatçı meslektaşları ve saldırgan öğrenciler arasında arabuluculuk yapmaya çalışır. Ancak okul sisteminin yapılarıyla acımasızca karşı karşıya gelir. Her şeyi doğru yapmaya ne kadar umutsuzca çalışsa da genç öğretmen olayların aleyhine gelişmesiyle müşkül durumda kalır.

Irkçı bir ihbarın ardından yapılan aramada, bir Türk çocuğun cüzdanından çıkan çok miktarda paranın, ebeveynlerinin bir bilgisayar oyunu satın alması için verdiği hediye olduğu ortaya çıkınca, okul idaresi aileden özür dilemek durumunda kalır. Ancak daha sonra Carla kendi çantasındaki bir miktar paranın kaybolduğunu görür ve gizlice dizüstü bilgisayarını öğretmenler odasına koyar. Görüntülerden, Carla’nın sınıfında oğlu olan Kuhn adlı personelin çantasını karıştırdığını tespit eder. Gizlice görüntü almak kanunsuz olsa da okul yönetimi Kuhn’u okuldan uzaklaştırır.

Annesi işten uzaklaştırılan öğrencinin Carla’ya şikâyetini geri alması için yaptığı talebin geri çevrilmesi bir seri dramatik olayın başlangıcı olur. Tüm sınıf arkadaşlarını ikna edip hepsini Carla’nın düşmanı yapar. Meslektaşları itibarı yerle bir olan Carla’ya dayanışma göstereceği yerde, onu disiplinsizlik ve profesyonellikten uzak olmakla suçlar. Carla bir anda korkunç bir komplonun ortasında kendini terkedilmiş bulur. Olayın derinine inmeye karar veren Carla, idealleriyle sistem arasında sıkışır. Eylemlerinin sonuçları, onun kariyerini yerle bir etme tehlikesiyle karşı karşıya bırakır. Gerçeği arayış çabası Carla’yı sinirli ailelerin, inatçı iş arkadaşlarının ve agresif öğrencilerin odağı haline getirir.

Öğretmen ve okul filmleri

Öğrencilerin öğretmenlerine karşı isyan bayrağı açıp kendisine hayatı zehir etme konusunda örnek olarak gösterilecek film, 2008 Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödüllü ‘Sınıf / Entre Les Murs’dür. François Bégaudeau’nun yaşanmış hikâyesinin anı kitabından, yazar, yönetmen Laurent Cantet ve Robin Campillo’nun müştereken yazdıkları senaryo, Paris’te bir lisede farklı ırklardan disiplinsiz öğrencileriyle uğraşmak durumunda kalan bir öğretmeni odağına alıyordu. Fransa’ya 21 yıl aradan sonra Altın Palmiye’yi getiren filmde öğretmeni bizzat François Bégaudeau canlandırıyordu.

Aralarında Berlin Film Festivali Panorama Bölümü, FİPRESCİ En İyi Film Ödülü’nün de bulunduğu 30 ödül kazanan, Fikret Karahan’ın ‘Okul Tıraşı’ (2021) Anadolu’da ilkokul öğretmenliği yapan yönetmenin yaşanmışlık kokan anılarına dayanan bir filmdi. Gerçekçi öğretmen karakterleri tahlilleri yapan, öğretmenler arasındaki ilişkileri çok iyi tahlil eden ‘Okul Tıraşı’, karla kaplı bir coğrafyada geçen konusuyla öğretici bir filmdi. Aynı durumda, ilkokul öğretmenliği yaptığı yıllarda sürekli not tutan Akın Aksu, yılın en çok konuşulan filmi N.B. Ceylan’ın ‘Kuru Otlar Üstüne’ projesinin başlama vuruşunu yapan senaryo yazarı oldu. Film yine karlı bir köyün ilkokulunda öğretmenine âşık olan bir genç kızın kendisine yazdığı mektubun okul idaresinin eline geçmesinden sonra, öğretmenine cinsel taciz iftirasını ve ardından gelişen olayları anlatıyor.

Öğretmen hikâyeleri anlatan unutulmaz bir film Peter Weir başyapıtı ‘Ölü Ozanlar Derneği / Dead Poets Society’dir (1989). En İyi Senaryo Ödüllü filmde Robin Williams unutulmaz bir öğretmen performansına imza atmıştı. Sinemanın yine efsanevi bir öğretmeni, ‘Sevgili Öğretmenim / To Sir With Love’daki (1967), Londra’nın bir kenar mahalle okulu öğretmenini canlandıran Sidney Poitier idi.

Öğretmenler Odası’na dönecek olursak, yaratıcısı İlker Çatak 1984’te İstanbul’da doğan, Berlin’de sinema eğitimi alan bir yönetmen, senaryo yazarı ve yapımcı. Kısa filmlerinin ardında üç uzun metrajlı filmi var; ‘Öğretmenler Odası’ dördüncü filmi. Filmin hemen hemen her sahnesinde gözüken, yükünü omuzlarında taşıyan Alman aktris Leonie Benesh olağanüstü performansıyla yönetmen Çatak’a destek veriyor. Hamburg doğumlu 32 yaşındaki TV ve sinema oyuncusu, 30’a yakın filmde rol aldı. Benesh’i ‘The Crown’ dizisinin üç bölümünde izledik.

 

***

CAM PERDE

Bu yıl Altın Koza Festivali’nde izlediklerim arasında en beğendiğim film Fikret Reyhan’ın ‘Cam Perde’si oldu. Hatay doğumlu 49 yaşındaki yönetmen, senaryo yazarı, kurgucu Fikret Reyhan yaşadığı coğrafyanın sorunlarına eğilmeyi kendisine görev yaptığını kariyerindeki ilk üç filmiyle kanıtlamıştı. ‘Sarı Sıcak’ (2017), ‘Çatlak’ (2020) ve ‘Koridor’un (2021) ardından gelen ‘Cam Perde’, toplumumuzun kanayan yarası kadına şiddete odaklanıyor.

Nesrin (Selen Kurtaran) dört yaşındaki oğluyla birlikte yaşayan boşanmış genç bir kadındır. Bir yandan eski eşi Ömer’in (Alper Çankaya) yaptığı baskılar ve bürokratik engellerle mücadele ederken, bir yandan da sevgilisi Selim (Uğur Karabulut) ile ilişkisiyle ilgili kritik bir karar alma aşamasındadır. Uzaklaştırma kararını sürekli ihlal eden Ömer ile arasındaki gerilim dışında, Nesrin kaygı ve kendisini boğan endişelerle bir sıkışmışlık hali yaşıyor. Gündüzleri Selim’in işlettiği pastanede çalışan Nesrin, mesaisi bitiğinde sipariş aldığı pastaları hazırlayarak, ev işleri yaparak, oğluyla ilgilenerek vakit geçirir.

Pastaneye gelerek değiştiğini söyleyen, yeni bir şans isteyen Ömer reddedilince agresifleşir. Bir pastane çalışanının şikâyetiyle gelen polis Ömer’i karakola götürür. Selim’in arkadaşı Komiser Ahmet’in (Fatih Sönmez) uyarıları karşılık bulmaz. Ömer sokakta kıstırdığı Nesrin’e şiddet uygulamayı sürdürür. Film çaresizlik ve çıkışsızlık yaşayan bir kadın kahraman üzerinden, kadına uygulanan ‘şiddet’i tahlil ediyor. Boşandıkları halde peşini bırakmayan, sürekli taciz eden Ömer’in ısrarlı takipleri karşısında, Nesrin toleranslı davranıp taviz vermek durumunda kalır. Durumu geçiştirmek gibi naif düşüncesi Nesrin’in durumunu güçleştirir.

Film bir yerde, taciz edilen kadının da şiddeti uygulayana cesaret verdiğini gözler önüne seriyor. Filmde, sokak ortasında düşük yapmasına sebep olacak bir şiddete maruz kalan Nesrin’lerin, ‘sadece konuşmak istiyorum’ gibi riyakârlıklarla taviz koparmaya alışık Ömer’leri zorbalıklarından vazgeçiremeyeceğinin altı çiziliyor. Film, kadın cinayetlerinin artmasında, şiddete maruz kalan kadınların da payı olduğu gibi gerçekçi bir tespit yapıyor. ‘Cam Perde’ topluma bir ayna tutarak, Ömer’leri koruyan düzeni eleştiriyor. Suçlu olduğunu bildikleri halde Ömer’i temize çıkarmaya, eski eşine baskı yapmayı kendinde hak gören akrabalarının verdiği zararın da altı çiziliyor.

Başrolde Nesrin’in çaresizliğini, çıkışsızlığını mükemmel bir performansla canlandıran Selen Kurtaran, hakkıyla 30. Altın Koza’nın En İyi Kadın Oyuncusu seçildi. Jüri Özel Ödülü’yle taçlandırılan filmin yönetmeni Fikret Reyhan En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi oldu.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün