CAHİL KİM?

Naci BOSTANCI Perspektif
14 Haziran 2023 Çarşamba

Cahil olmak zor, cahil kalmaya ısrar daha zor. Cahille sohbet edilmez, düşüp kalkılmaz, tahammül güçtür. Bunlar doğru. Aslına bakarsanız cahilden şikâyet etmeyen kimse yok. Fakat bunca şikâyeti hak edecek cahiller kim, orası biraz karışık.

Konu hakkında nesnel bir kriter var mı? Evet. Okuryazarlık. Önemli. İnsan bu çizgide ilerleyip kendini geliştirdikçe dünyayı daha iyi ve derin bir şekilde kavramak için gerekli düşünme ve bilme araçlarına sahip olur. Kastımız hem okul ile edinilen müktesebat hem de kişinin hayat içinde kurduğu kültür/sanat ilişkileri, okuduğu kitaplar marifetiyle kazandığı birikimin varlığı. Dünyayı bilgimiz kadar biliriz. Totolojik bir önerme gibi görülebilir, hayır, ifade kendi bilgimiz kadar ancak dünyayı bilebileceğimize atıftır. Çünkü dünya bize bizim dilimizden konuşur, gördüğümüz dünyanın kendisi kadar bize o görme biçimini veren bilgi hazinemizin algısıdır.

Şifahi kültür ile yazılı kültür dünyasına ilişkin yapılan araştırmalar insanoğlunun ‘bilme biçimi’nin sahip olduğu bilgi ile ne kadar bağlantılı olduğunu açıkça ortaya koyar. Şifahi kültür aşamasındaki kişi deyimler, anekdotlar, hikâyeler, klişe cümleler üzerinden bir anlatıma sahipken, yazılı kültür aşamasındaki yazıyla derinleşmiş bir kavrayışla hareket eder, çözümler, konuşur. Dünyayı içinde yaşadığı grubun kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan hayat tecrübesi üzerinden bilen ve sınırlı bir dille iletişim kuran kişi ile insanlık tarihinin yazıya dökülmüş birikimi ile bağlantılı, rafine bir dilin imkânlarıyla iletişim kuran kişi şüphesiz aynı dünyaya ait değildir. Onlar yan yana otursalar bile aralarında kapatılamayacak derin bir sosyal/kültürel uçurum olan insanlardır.

Okul, yazılı kültür, daha fazla bilgi görgü, evet, bütün bunlar cehaletten kurtulmak için önemli. Bu işin bir tarafı. Bir de bütün bunlarla birlikte ve bunlara rağmen, kişinin kendi bilgisinin esiri olması ve onu bir hapishaneye çevirmesi konusu var. Bunu da bir çeşit cehalet olarak görmek yanlış değil. Üstelik bu cehalet malum ifadede olduğu gibi bilmediğini bilememekten dolayı kaçınılmaz bir şekilde insanı bağnazlığa götürür.

Aslında konu daha başında bir çelişki taşır. Kişi edindiği bilgiler marifetiyle kendisine “mutemet” bir bilme araçları seti oluşturur. Buna bir çeşit ideoloji de diyebiliriz. Malum, her ideoloji kendisini tabiatın bir dublikasyonu olarak sunar: Hakikat böyledir ve başka türlü olması söz konusu değildir. Aynı sokak, cadde, meydan, insan grubu karşısında farklı meslekten insanların ‘ne gördüğü?’ konusu mesleki ‘ışık’ ve yine mesleki körlükle maluldür. Her mesleki bilgi, o alanda diğerlerine göre sahip olduğu mukayeseli üstünlükle ayrıntıları görür, fakat aynı zamanda bu nitelik onun için bir mesleki körlük yaratır. Pür cahil, ‘bilme araçlarından mahrum olduğu’nu bilen kişi, ne gördüğü konusunda iddiacı olmaz, tedirgin bir bakışa sahiptir ve başkalarının anlatım ve izahına açıktır. Ancak bu araçlara sahip olduğu inancına sahip olan kişinin körlük alanlarını kavraması ve ayrıca bir çaba içine girmesi çok zordur. Özü itibariyle ‘yanlışlamaya açık bir mahiyete sahip bilgi’siyle iman ilişkisi kuran kişi bu sınırı aşamaz, bilgisinin sınırlarıyla mümkün dünyasının sınırları çakışır, ötesine geçemez. İşte asıl tehlikeli cahil, bilgisini hapishaneye çeviren bu kişidir, onunla, muteber addettiği dilin dışında bir iletişim kurmak imkânsızdır.

Bilme ve cehalet konusunda yapılan sınıflamayı bir kez daha hatırlayalım: Bilen fakat bildiğini bilmeyen; bilmeyen fakat bilmediğini bilen; bilen, bildiğini de bilen; bilmeyen fakat bilmediğini de bilmeyen… Bu tasniflemede ne bildiğini bilen tekemmül etmiştir, bilmediğini de bilmeyen cahilliğin uç noktasındadır. Asıl cahil olarak görülen tam da budur.

Entelektüel her şeyi bilen, her konuda bir fikri olan değil, aksine ne bildiği hususuna dışarıdan bakabilen, bunun için kendi dışında ikinci bir bilinç oluşturmuş kişidir. Bilme ve cehalet konusunda kritik nokta burasıdır. Bütün hayatını bilmeye vakfetmiş olan insanların da hayatları boyunca bilme denizinde gelebilecekleri sınırlı bir yer vardır. Modernite öncesi filozoflar bütün disiplinlere ilişkin bilgi sahibi olurlardı, insanlığın ortak bilgisinin enginliği artık uzmanlaşmayı gerektiriyor. En fazla belli bir alanda gelişirken daha disiplinlerarası bir yaklaşıma sahip olabilirsiniz. Ne olursa olsun önceki filozoflar, bugünün bilim insanları iştigal alanlarında zirve bile olsalar bulundukları yerden aşılması gereken daha ne zirveler gördükleri için bilmediklerini bilirler. Bilmediğini bilmemek, yani cahilliğin zirvesi ise bilgiyle ilişkisini “anlamak, kavramak” biçiminde kurmak yerine başka amaçların aracı, malzemesi olarak kullanmaktan kaynaklanıyor büyük ölçüde. İşte bu insanlara ‘laf anlatamazsınız.’

Platon’un mağara metaforunu bir daha hatırlayalım: Bir mağara içindesiniz, birbirinize zincirlerle bağlısınız, mağara duvarına yansıyan gölgeleri görüyorsunuz. Size dışarıdan gelen ışığın gölgeleri bunlar denilse kabul etmezsiniz, çünkü bu bilginiz yoktur, gölgeleri gerçeklik olarak düşünürsünüz. Bu metaforu bunca güçlü kılan, konudan haberdar olanlar dâhil bu “bilme biçiminden kaynaklanan cehaletin” insanlık tarihine eşlik etmesinden. Biz ötekini mağaradaki zincirli insanlar olarak düşünürüz, bu bakış bizi kendi zincirlerimize karşı körleştirir, kendi gölgelerimizin sahihliğini daha bir keskinleştirir. Bu yanılsamanın bize bir faydası var mıdır? Hayır. Akıllı insanlar, bilme ile sahih ilişki kuranlar her daim bir mağara mahpusluğunun dikkati içinde tetikte olurlar ve başkalarının bakış açısını, hayat bilgisini, farklı temsilleri dikkate alarak kendilerine bakarlar. Onlar için önemli olan bir yanılsamanın sahte güvenlik duygusuyla bu hayatta soluklanmak değil insanlığın ortak hikâyesinde kendi hikâyelerinin işgal ettiği yeri anlamaktır.

Cehalet üzerine bunca anlatı, söz boşuna değil. Cahilden bahsederken işin ucunun insanlık hali olarak biraz da kendine dokunduğunu düşünerek davranan kişi orada, ötede sanılan cehaletten bir nebze olsun kurtulma şansı olan kişidir. Başta sormuştuk, cahil kim diye? Cahil öyle anlaşılıyor ki kendinden emin ve mütekebbir şekilde hayat içinde duran, kendisini sigaya çekmeyen kişidir. Üstelik okul ve kitap insanı bu tehlikeden mutlaka kurtarmaz, aksine Sakallı Celal’in dediği gibi, bazen “bunca cehalet ancak tahsil ile mümkün olur.” 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün