Tanrı aramızda mı, değil mi?

Önceki bazı yazılarımda Tanrı´ya inanmamızın ötesinde Tanrı´ya güvenmemiz gerektiğine dair vurgular yapmıştım. Bu yazıda da yine bir başka açıdan bu olaya bakmaya çalışacağız.

Hessi ENNEKAVİ Kavram
8 Şubat 2023 Çarşamba

‘Has ve Şalom’ ateist insanlar dışında kime “Tanrı’ya inanıyor mu?” diye sorsanız, tereddütsüz “evet” der. Ancak “Tanrı’ya güveniniz tam mı?” diye sorulsa, tereddüt edildiğini görürüz. İnsanlar Tanrı’nın var olduğuna, O’nun bu evreni yarattığına inanmaktadır. Ama yarattığı bu evrene sürekli nezaret ettiğinden emin değildirler. Sürekli somut kanıtlar, mucizevi şeyler görmek ihtiyacındadırlar. İşin asıl ilginç tarafı, bu kanıt ve mucizelerin zaten etraflarında var olduğunun farkında bile değildirler. Bu durumun yaşam referansımız olan Tora’daki bariz bir örneği, Mısır çıkışından kısa bir süre sonra yaşanmıştır. Bene Yisrael, Refidim denen yerde kamp yaptığında, orada su olmadığını görmüş ve Moşe ile tartışarak isyan etmişlerdir. İlgili pasukta, halkın “Tanrı aramızda mı, değil mi?” diye sorarak Tanrı’yı sınadıkları yazmaktadır. “Acaba Tanrı var mıdır?” diye sormamışlardır. Çünkü Tanrı’nın Mısır’da yaptığı mucizeleri, 10 belayı, Kızıldeniz’in yarılmasını deneyimlemişler ve Tanrı’nın varlığına inanmaktadırlar. Ama, “Acaba Tanrı şimdi de onlarla mıdır, susuz kalınca da onlara yardım edecek midir, yeni bir mucize yapacak mıdır?” konularında tereddütleri vardır. Ortada Tanrı’ya inanç değil, bir güven sorunu vardır. Peki diyelim ki, Mısır’daki belalar, çıkıştaki mucizeler, Kızıldeniz’in yarılması olup bitmiş, adeta geride kalmıştır. Ama hâlâ devam etmekte olan, gözlerinin önündeki mucizeleri de göz ardı etmekte ve farkındalık göstermemektedirler. Bunlar Mısır çıkışı halkı sarıp sarmalayan, onları çektikleri zorluklardan ve her türlü tehlikeden koruyan ‘onur bulutları’ ve her gün gökten yağan mucizevi yiyecek ‘man’dır. Her gün bu mucizeler gözlerinin önündedir. Ama hâlâ bir zorluk yaşadıklarında “Tanrı acaba aramızda mı?” diye sorabilmektedirler. Nitekim halkın su konusundaki kuşkusu da boşa çıkmış ve Tanrı bu kez de kayadan su çıkartarak onlar için bir mucize daha yapmıştır. Tanrı halkın bu güvensizliğine karşı, hâlâ yüce merhameti ve sevgisiyle onlara yardım etmeye, kurtarmaya devam etmiştir. Ama bunun bu kez ciddi bir bedeli olmuş “ve Amalek gelmiş, Refidim’de Yisrael ile savaşa tutuşmuştur.” Yisrael düşmanlığının sembolü Amalekler durmuş, pasukta da belirtildiği halkın Tanrı’yı sınamasının hemen ardından birdenbire gelivermişlerdir. Amalekler Tora’da belirtildiği gibi Refidim’de, halkın bu isyanı yaptığı yerde gelmiş, onlarla savaşa tutuşmuştur. Mısır çıkışı Kızıldeniz’in kıyısındayken, Paro arkalarından geldiği zaman Tanrı, halka sadece suya girmelerini, kendisinin onlar için savaşacağını söylemişti. Ama şimdi durum farklı olacaktır. Bene Yisrael’in bu savaşı Amaleklerle bilfiil yapması gerekmektedir. Yani madem Tanrı’ya tam güvenmemişlerdir, o zaman kendi mücadeleleri ile bu durumdan kurtulmaya çalışacaklardır. Yine de Tanrı onları yapayalnız bırakmamıştır. Yeoşua önderliğinde bir grup fiilen savaşırken, Moşe, Aaron ve Hur’la birlikte tepeye çıkarak ve ellerini göğe kaldırıp dua ederek Tanrı’dan destek almıştır. Moşe’nin ellerini yukarıda tutabildiği müddetçe Bene Yisrael savaşı kazanmıştır. Tanrı şu mesajı vermiştir; “Savaşı veya mücadeleyi siz de yapıyor olsanız, ancak elleriniz yukarıda, Tanrı’dan medet uman ve O’na dua eden konumda olduğunuz sürece başarılı olabilirsiniz.” Tanrı her zaman aramızdadır. Yeter ki O’nun varlığını hayatımızda görmeyi bilelim…

Çocuk eğitiminin örnek şahsiyeti Avraam

Bir hikâye vardır. İki Yahudi baba çocuklarıyla birlikte sinagoga gidiyormuş. İki baba da dini konularda bilgiliymiş ve çocuklarını da yetiştirmek istiyormuş. Babalardan biri, sinagogda oğluna ne yapması gerektiğini anlatıyor ve sürekli bilgiler veriyormuş. Diğeri ise, kendi yapması gerekenleri yapıp oğluyla pek ilgilenmiyormuş. Ancak oğlu bir şey sorarsa cevap veriyormuş. Aradan zaman geçmiş. Oğluna sürekli ne yapması gerektiğini söyleyen babanın oğlu vasat bir düzeyde yavaşça ilerlerken, oğluyla pek ilgilenmeyen ve kendi yapması gerekenleri yapanın oğlu hızla ilerlemiş ve sinagogun ileri gelen bir yahidi haline gelmiş. Sonunda öbür baba dayanamamış ve oğlu ilerleyen adama “Bu durumun sırrı nedir?” diye sormuş. Bu baba da basitçe izah etmiş; “Sen sürekli onu yönlendirirken, kendi yapman gereken şeyleri gerektiği gibi yapmıyordun. O da senin yapmadığını görerek, ona anlattıklarını yarım kulakla dinliyor ve yeterince ilerleyemiyordu. Ben ise, her şeyi gerektiği gibi yaparak ona tam bir örnek oluyordum; o da bana bakarak olayı ciddiye alıp hızla öğrenip uyguluyordu.” Bu örnekten anlıyoruz ki, çocuğa bir şey öğretmenin en iyi yolu ona neler yapması gerektiğini söylemekten çok, bilfiil kendimiz yaparak somut örnek oluşturmaktadır. Aslında bu öğretinin temeli de Tora’da, Avraam’a üç melek ziyaretçi geldiği zamanki davranışlarında yer almaktadır. Avraam misafirlerine ziyafet verebilmek için acele etmektedir. O sırada Yitshak daha doğmamıştır ve Avraam’ın yanında Yişmael vardır. Avraam karısı Sara’nın ekmek yapmasını istediğinde, ona acele etmesini söylemiştir. Ama Avraam sonra sığırlara koşup, uygun hayvanları seçip, Yişmael’e getirip ondan hazırlamasını istediğinde, böyle bir vurgu yapmamıştır. Yine de Tora, Yişmael’in hazırlamak için acele ettiğini yazmaktadır. Yani Yişmael babasından gördüğü gibi kendiliğinden acele etmektedir. Sonuçta hazırlanan şeyleri Avraam misafirlere sunmuş ve onlar yerken yanlarında beklemiştir. Yani Avraam bazı şeyleri kendi yaparken, bazı şeyleri de oğluna yaptırarak hem ona örnek olmuş, hem de onun öğrendiklerini uygulamasına fırsat vermiştir. İşte gerçek çocuk eğitimi de böyle yapılmalıdır.

Bunları biliyor musunuz?

* Tora’da Şavuot Bayramı’nın tam tarihinin belirtilmemiş olduğunu. Oysaki diğer bayram ve yomtovların tarihinin tam olarak Tora’da belirtildiğini. Bunun sebebinin, diğer bayramlarda bayrama ait bir takım obje, kavram veya uygulamalar bulunması olduğunu. Bu obje, kavram veya uygulamaların o bayram için bir mitsva niteliği taşıdığını. Örneğin Sukot’un simgesi olan suka yapıp sukada oturmanın veya dört bitki türünün ele alınıp sallanmasının sadece Sukot’ta bir mitsva olduğunu. Ancak Şavuot’un simgesi olan Tora’nın, belli bir gün ve dönemle sınırlı tutulamayacağını. Senenin her günü Tora çalışmanın ve uygulamalarının mitsva olduğunu.

* Kipur günü Tanah’tan Yona kitabının okunmasının sebebinin, burada verilen mesajların Kipur konseptini destekleyici nitelik taşıması olduğunu. Söz konusu mesajların; içten bir teşuvanın en ağır Tanrısal kararları bile tersine çevirebilecek güçte olduğu, kimsenin Tanrı’dan kaçamayacağı, Tanrı’nın tüm dünya üzerinde büyük şefkati olduğunu…

* İnsanın yaratıldığı ve ilk günahı işlediği tarih olan 1 Tişri, yani Roş Aşana gününün hem yılların başı hem de insanlığın yargılandığı bir göksel mahkeme günü olduğunu. Tanrı’nın her yıl Roş Aşana günü tüm insanlığı, bir önceki seneki davranışlarına göre yargıladığını. Her yıl yargılanmanın, Tanrı’nın merhametinin bir işareti olduğunu. Bu sayede günahların çoğalıp belli bir seviyeyi geçmeden onarılmasının mümkün olacağını. Tanrı eğer yargılamasını daha uzun aralıklarla yapsaydı, insanların günah seviyesinin Tanrı’nın dünyayı yok etmesine dahi sebep olabileceğini.

* Roş Aşana’da ceviz yememe adeti olduğunu. Bunun bir sebebinin cevizin İbranicesi olan ‘egoz’un gematriasının, günah kelimesi ile aynı olması ve o gün günah işlememeye hassaslıkla bakmamız olduğunu. Bir sebebin de, cevizin kabuğunun bizim ‘klipalarımızı; günahların neden olduğu manevi kabuklar’ı simgelediğini. Cevizin içindeki ikişer yarımdan oluşan iki parçanın dört çeşit Yahudi’yi simgelediğini ve bunların birbirlerinden ayraçlarla ayrı durduğunu. Oysaki Yahudilerin ayrımsız tek ve birlik içinde olmaları gerektiğini ve ayrı olmalarının da bir günah sayıldığını.

* Tanrı’yı kral ilan eden ilk kişinin Âdem olduğunu. Tanrı Âdem’i yarattığında onun görüntüsünü ve yaydığı ilahi ışığı gören diğer varlıkların onu Tanrı zannederek hizmet etmeye kalkıştığını. Ama Âdem’in onları uyararak, Tanrı’nın önünde eğilmeye davet ettiğini.

* Avraam’ın kazdığı kuyuların, onun insanlara Tanrı’yı öğretme planının bir parçası olduğunu. Avraam’ın, açtığı kuyuların etrafına insanları toplayıp bedava su verdiğini. Bu arada onlara bir konuşma yaparak, Tanrı’dan ve tüm insanlık için bağlayıcı olan yedi mitsvadan bahsettiğini. Peliştilerin sonradan bu kuyuları tıkamalarının esas sebebinin de, Yitshak’ın da bu kuyuları babası Avraam’la aynı amaçla kullanmasını engellemek olduğunu.

* Yetser ara’nın adeta insanların gözünü kör edip mantıklı düşünmekten dahi uzaklaştırdığını. Bu durumu, geç yaşta çocuk sahibi olan Avraam ve Sara hakkında çevrelerindeki bazı insanların yaptığı dedikodularda görebildiğimizi. İnsanlar senelerce Sara’nın, Avraam’dan çocuğu olmayışı,  Avimelek’in onu alıkoymasından bir süre sonra hamile kalması nedeniyle, çocuğun Avimelek’ten olduğu dedikodusunu yaptıklarını. Ancak bu durumda Avraam’ın kısır olmuş olduğu tezinin ortaya çıktığını. Oysaki o sıra Avraam’ın, cariyesi Agar’dan oğlu Yişmael’in var olduğunu dikkate almadıklarını. İnsanların bu dedikoduyu sürdürüp Sara ve Avraam’ı utandırmamaları için, Tanrı’nın bir mucize yaparak Yitshak’ın, babası Avraam’a tıpatıp benzer bir görünümde olmasını sağladığını.

* Yaakov’un karıları ve iki kız kardeş olan Lea ve Rahel’in simgeledikleri özel yönler olduğunu. Lea’nın ruhsal yönü, Rahel’in de güzelliğiyle fiziksel yönü simgelediğini. Maarat Amahpela’da gömülü Lea’nın İsrael’deki korumayı, hemen İsrael’in girişinde gömülü Rahel’in ise galuttaki korumayı simgelediğini. Bayramsal olarak da Lea’nın Hanuka’ya, Rahel’in Purim’e karşılık geldiğini. Nitekim Hanuka’da Helenler maneviyata zarar vermek isterken, Purim’de Perslerin fiziksel zarar vermek istediklerini. Yine Hanuka’da, Lea’nın oğlu Yeuda’nın soyu olan Makabiler ön plandayken, Purim’de Rahel’in oğlu Binyamin’in soyu Ester ve Mordehay’ın ön planda olduklarını.

Soru ve görüşleriniz için mail adresim; [email protected]

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün