Sanat felsefesiyle distopyaya yolculuk

Sanat, yetenek, duygu, tasarı, hayal gücüyle yaratılan eserlerin ve onunla ilgili yöntemlerin tamamı veya bu anlatma biçimleri sonucunda ortaya çıkan anlamına gelir.

Rubi ASA Sanat
16 Kasım 2022 Çarşamba

Sanat aslında birçok alanda var olduğu gibi belli akımları sürdüren, farklı uğraşanları benimseyen, müzeleriyle, sergi salonlarıyla, benzeri birçok alanı kapsayan büyük bir sosyal faaliyet alanıdır da…

Sokak da, her türlü yaşam alanı da, sanatçının yaratılarını paylaştığı mekanlar olagelmiştir tarih boyunca.

Resim, heykel, mimari, müzik, edebiyat, tiyatro, sinema, fotoğraf gibi ortaya çıkan birçok sanat dalı doğrudan insana ve topluma yönelik öznel girişimlerdir.

Sanat insanoğlunun evrimsel serüveniyle paralel bir gelişim süreci gösterirken Arkaik insan topluluklarından Antik Çağ’a, Rönesans’a, oradan Modern Çağ’a, günümüze hatta geleceğe bakan sanat her alanında insana ve topluma yönelik devrimler yaratmıştır. Diğer taraftan sanat, her dönem karşıtlarını yaratmış ve tartışılmıştır.

Platon'a göre şiir ve tragedya devlet için iki zararlı sanat türüydü. Çünkü bunlar ideaIar dünyasındaki ‘gerçek’ formların dünya üzerindeki görüntülerinin yadınızca birer taklidiydi ve sanat olamazdı. Bu nedenle şiir, tragedya, resim gibi sanat dallarının Platon’un ‘DevIet’inde yeri olmamalıydı.

Aristoteles’e göre sanat bir taklit (mimessis)tir. Sanatçı yapıtında doğa insan ilişkilerini - hem var olanı hem de olabilir olanı - yansıtır. Ama olabilir olanı da yansıtırken de gerçeğe bağlı kalır, ondan uzaklaşmaz.

Bir anlamda sanatçının ortaya koyduğu eserin benzerlerini doğada ya da insanda görmemiz mümkündü.

Bir bakıma sanat, Antik Çağ’da Platon’un ideasıyla Aristoteles’in realizminin sentezi hatta onun bir adım da ötesindedir. Aynı nesnenin birçok sanatçı tarafından farklı yorumla gerçekleştirilmesi de bunun en açık göstergesidir.

Kant’a göre, beğeni, bir nesneyi veya o nesneyi tasarlama tarzından bağımsız güzel olma kavramını aranmaksızın zevk tadının bir nesne olarak algılanma niteliğidir.

Kant'a dayalı olarak gelişen idealist estetik, tepe noktasına Hegel estetiğinde ulaşır. Daha ileri gidip, Platon’dan beslenen güzellik felsefesinin çağlar geçmesi ile Hegel'de doruğa eriştiğini söyleyebiliriz.

Bütün bu sanat felsefesi yorumları modernizmle buluştuğunda akıl yasaları, homojenlik, matematik, geometri, makineleşme ve bunların da dahil olduğu bir evrensellikle birleşir. Ve görülür ki, her çağın sanat anlayışı, o çağın dünya görüşü içinde ortaya çıkar ve gelişir.

Günümüze gelindiğinde ‘Sanat ve Gerçeklik’ ilişkisi, bu sorunun nesneleşmesi üzerine oldukça yol kat etmiş.

“Gerçek nedir?” sorusu insanlık tarihinden bu yana sanata, mitolojiye, dinlere, felsefeye ve psikolojiye konu olmuştur. Artık gerçeği yeniden yaratmak ve sanal gerçekliğin hızla gerçekle iç içe geçtiği zamanımızda sanat başlı başına sosyolojik bir fenomen haline gelmiştir.

Kaynağı, özü ya da anlamı aramak bile belki akla gelmeyecek artık.

Dört duvarı aynalarla çevrili bir odada, sonsuz hareketin kaynağı olan asıl öznenin varlığı günümüzde önemsiz sayılabilir.

Her bir yansıma kendini yeniden var ederken varlık ve zaman gerçeklikle boyut değiştirir adeta.

Belki de bir süre sonra aynalardaki sonsuz kopyaların gerçek esas nesnenin sadece zihinde yaratılmış bir ilk öz olduğu varsayılarak sanat yapılacaktır.

Böyle bir sanatsal arayışta fiziksel varlığın yerine herhangi bir olguyu veya duyguyu koymak somut bir yapıta yönelmekle eş değer olacaktır.

Gelişen teknolojik olanaklar bizi bu yeni gerçekliğe hazırlıyor.

Netflix’in ünlü serisi Black Mirror, teknolojideki gelişmelerin insan psikolojisi ve toplum dinamikleri üzerindeki etkilerini yepyeni bir sanatsal yaratım süreci olarak ele alıyor. Bir başka deyişle, bugünlerde yaşamımıza giren Metaverse artık dijital dünyanın yeni sanat yapıtı olmaya aday.

 

Sanal dünya, dijital sanat

Aslında Metaverse’in yeni bir kavram olmadığını biliyoruz. Neal Stephenson’un 1992’de yayınlanan kurgu bilim romanı ‘Snow Crash’de bu olgu biraz üstü örtülü de olsa anlatılıyor.  

Teknik bir anlatımla Metaverse için, “Tüm sanal dünyaların ve internetin toplamını içeren, sanal olarak artırılmış fiziksel gerçekliğin ortak sanal paylaşımıdır” diyebiliriz.

Facebook, 2021 Haziran’ında, bir süredir üzerinde çalıştığı Meta evrenine dair projesini tanıtmış, ardından Mark Zuckerberg, Meta’nın bundan böyle ‘bir Metaverse şirketi’ olacağını duyurdu.

Metaverse’in sanal evrenle gerçek dünyayı buluşturan karma gerçekliği içinde, NFT gibi dijital ürünlerin, fiziksel mallar olarak kabul görmesi bekleniyor. Bu beklenti, elbette sanat yapıtı üretiminde de sınırsız olanaklar sağlarken Metaverse, bireysel yaratıcı ve sanatçılara büyük fırsatlar getirecektir.

Metaverse’i oluşturacak teknik altyapı ve içerik de hazır olduğunda, bu deneyim yaygınlaştığında neler olacak? Kullanıcılar hem fiziksel hem de sanal dünyada eş zamanlı var olabilecek. Siz gerçek dünyada bir kafede otururken, dijital avatarınız da dünyanın herhangi bir yerindeki sanal gerçeklik etkinliğine katılabilecek. Belki sanal bir müzayedeye katılıp bir sanatçının NFT tabanlı bir eseri satın alacak.

Sanat eserlerinin bir bilgisayar yardımıyla dijital ortamda üretilmesi yeni bir konu değil. Ancak son yıllarda göz ardı edilemeyecek hızla ilerleyen dijitalleşme, hayatımıza yeni giren kripto paralar ve NFT gibi kavramlar gibi sanat da kendini yeni adımlarla tanımlayabilecek.

Boyaların, tuvallerin, resim fırçalarının, heykelin yerini yazılımlara, çizim pad’lerine, GIF’lere bıraktığı bir geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyor olabilir miyiz?

Antik Çağ’dan günümüze, Platon’dan Aristoteles’e, Hegel’den günümüze sanat öylesine değişim gösterdi ki artık bu uğurda distopya senaryoları yazmaya başlamalı mıyız?

Yoksa dijitalleşen sanat ve meta, yeniden keşfedilmeyi bekleyen yeni ufuklarını bizle paylaşmayı mı tercih edecek?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün