İkinci yılında Abraham Anlaşması: Nereden nereye?

Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU Dünya
24 Ağustos 2022 Çarşamba

Trump döneminin sevabı İsrail’in Ortadoğu’daki yalnızlığına bulduğu çözüm oldu. Bu onun büyük günahlarını affettirir mi? Hayır. Ama 2020 yılına kadar Ürdün ve Mısır dışında hiçbir Arap ülkesi ile resmi ilişkisi olmayan İsrail’in 13 Ağustos 2020’den sonra Ortadoğu komşuları ile başlattığı karşılıklı açılımın semeresi şimdilik ortada. Bu açıdan Abraham (İbrahim) Anlaşmasını bölge barışına olan siyasi, ekonomik ve kültürel katkısı dolayısıyla korumak, kutlamak ve kutsamak gerek. Filistinlilerle barış ise hala belki ancak Abraham’ın kendisi geri gelirse mümkün. Abraham ruhu yeterli değil.

İsrail’i Kabul Edip İçine Sindirmek

Yaşadığı sürekli savaş ve iç karışıklıklar ekonomisine zaman zaman ağır bedeller ödetse bile, İsrail 74 yılda Ortadoğu’da önemli bir ülke oldu. Düşmanlarla çevrili çorak coğrafyasında her alanda teknolojik atılım yaparak bölgesel bir güç haline geldi. Ancak yakın komşuları geçmişte bundan hemen hemen hiç faydalanamadı. Filistin ise İsrail’den büyük zarar gördü. Ama zarar da verdi. Birbirlerine hala cehennemi yaşatmaya devam ediyorlar. En büyük desteği her zaman ABD idi. Hâlâ öyle. Eski kıtaya gelince, başta Almanya olmak üzere çoğu Avrupa ülkesi İsrail karşısında hep günah çıkardı. Türkiye ile olan ilişkileri her zaman biraz inişli çıkışlıydı. Ama özellikle son 12 yılda ideolojik değerlendirmelerin tuzağına takıldı. Tarihin sunduğu sayısız ortak paydaya rağmen İsrail’in İran ile bir türlü barışmayan yıldızına hep biraz hayret ve ibretle bakarım. Ayrıca bunun zaman içinde karşılıklı bir beka sorunu olarak değerlendirilmesine esef eder, iki kadim uygarlık aralarında nasıl uzlaşma zemini bulamaz diye düşünürüm. Çetin savaşlar ve Camp David Anlaşmasından sonra Ürdün ve Mısır ile ulaşılan barış, bugüne kadar özenle korundu. Bu zaten diğer bölge ülkeleri ile ilişkilerin normalleşmesine çoktan örnek olmalıydı. Neyse ki sonunda iki yıl önce Jared Kushner’ın vizyonu ile Sudan, Bahreyn, BAE ve Fas İsrail’i daha yakından tanıyıp, içlerine sindirmeyi kabul etti. Suudi Arabistan da külfetten ziyade nimet ve fırsat katarı denilebilecek bu ittifaka katılma hevesi gösterince sadece bir bölgesel ekonomik katma değer perspektifi filizlenmedi; aynı zamanda İran’a karşı doğal bir ortak cephe oluştu. Zaman içinde Körfez’in ilerici ama aykırı ülkesi Katar da Abraham’ın peşine takılır mı? Bunu zaman gösterecek. Abraham Anlaşması bir zoraki nikâh değil. İran tehdidi hariç hiçbir ülkenin bu işe girmesi için bir mecburiyet yoktu. Belki ABD iyi bir havuç gösterdi. İran tehdidi büyük. Ama daha çok zaman ve zemin uygun geldi ve bu yıl anlaşmanın ikinci yılına girildi. 

Abraham ve İsmail: O Günden Bugüne

El Halil’deki Abraham Camiini ziyaret ederken boncuk mavisi gözlü, yaşlı bir Filistinli kolumdan çekerek bana “Abraham ne demek bilir misin?” diye sorduğunda afallamıştım. Yaşlı adam bana “Aramice Abraham, Allah’ın dostu demektir” demişti. Bu nedenle 2020’de imzalanan normalleşme sürecine Abraham Anlaşması denmesinin, süreçten umulan barışın Allaha da hoş geleceği iması taşıdığını düşündüm. Yaşlı Filistinli o gün, bana bir de “İsmail ne demek?” diye sordu ve kendi cevapladı. “Abraham Allah’a, İsmail, yani duy beni diye yakarmıştı” dedi. İşte bence Abraham Anlaşmasının amacını sadece anlaşmaya imza koyan ülkeler değil, önce Ortadoğu’da bulunan diğer ülkeler, sonra ibret için dünya duymalı ki, savaş yerine, barış ve huzur gelsin. Rekabetin yerini iş birliği alsın. Bu açıdan anlaşmanın ikinci yılında, kaydedilen ilerlemenin, bölgenin geleceği için bir güvence olabileceğini düşünüyorum. İsrail’in dört ülkede hemen temsilcilikler açması; karşılıklı doğrudan hava yolu seferlerinin başlatılması ve nihayet resmi ziyaretlerden öte geniş bir yelpaze içinde ikili iş birliği anlaşmalarının imzalanması önemli. Şimdi iş dünyası iş başında. Sadece karşılıklı yatırım değil, ortak projelerin gündemde olması ve sivil iş birliği modelleri yanı sıra askeri alanlarda ortaklıkların konuşulması, ortak düşman İran’a karşı örtülü gözdağı. Ama önce yarattığı karşılıklı ticari katma değer dikkat çekici. Bu bağlamda benim objektifime yakalanan en önemli gelişme, 31 Mayıs 2022’de İsrail ve BAE arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması (STA). Birçok mal ve hizmet üzerindeki gümrük vergilerinin tamamen kaldırılmasını hedefleyen bu STA, 2021 yılında sadece 1,2 milyar dolar olan İsrail - BAE ticaret hacminin beş yıl içinde 10 milyar dolara çıkmasını öngörmekte. Üstelik bir ilk olması ve bizzat BAE ticaret Bakanı Thani Al Zeyoudi tarafından “Ortadoğu için tarihi bir anlaşma”[1].olarak nitelenmesi, diğer anlaşmaları heveslendirebilir. Halen Körfez ülkeleri ve İsrail arasında birçok ortak proje var. Karayolu taşımacılığının teşviki ve otoyol projeleri bunların başında.

Barış İçin Her Alanda Teknoloji  

Dünyanın her yerinde, her zaman terörist saldırısı riski var. Ama bu en çok Ortadoğu’da veya Ortadoğu menşeili. Hele işin içinde İsrail olunca riskin boyutları daha da büyük. Buna rağmen İran Körfezini İsrail’e bağlamaktan büyük fayda uman Bahreyn, BAE, hatta Suudi Arabistan, karayolu ulaştırma projelerine büyük ilgi gösteriyor. Tabii İsrail’in akıllı teknolojilerinin güvenlik şemsiyesi ile donanmış karayolu taşımacılığı hem ticaret hem de turizmin gelişmesine ivme verecek. Ya demiryolu taşımacılığı? İşte o girişime sermaye ve mesai yatırmaya Çin hazır. Ancak bu ABD vetosuna takılabilir. Demiryolları yine ülkeleri birbirine bağlayan bölge girişimi olarak düşünülmek durumunda. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Şam’dan Medine’ye uzanan ve bir bağlantı ile Hayfa’dan Akdeniz’e uzanan tarihi Hicaz Demiryolunun modernleştirilmesi ve Hicaz ötesinde Körfez’e doğru yeraltı hatlarına geçmesi demiryolu traverslerini kum fırtınalarından ve terörden koruyabilir. Tabii büyük projeler, ulaştırma ile de sınırlı değil. Abraham Anlaşmalarını takiben ‘İsrail’i Boykot’ yasalarının ilgası, BAE, Bahreyn ve İsrail ilişkileri önündeki yasal engelleri kaldırmış bulunuyor. Bu nedenle, enerji, sağlık, teknoloji, savunma, eğitim (özellikle dil eğitimi), sanat, kültür alanlarında iş birliği, artık niyetten öte bir ivme kazanmış durumda. Birlikte MENA (Middle East North Africa) 2050 projeleri üretmekten hoşnut olduklarını bazı sivil girişim gruplarında gözlemci olarak izliyorum. Mısır’ın ve Fas’ın projelere katılımı da teşvik ediliyor. Tunus da bu şemanın içinde. Umman zaten en uyumlu komşu. Ama henüz Kuveyt’i duymadım.

Gıda güvenliği her yerde ve Ortadoğu’da Ukrayna-Rusya savaşı ile daha büyük bir önem kazandı. Unutmayalım Abraham Anlaşmaları, sürekli açlık ve kıtlık çeken Sudan’ı da içeriyor. “Açlık baş gösterince aşk bacadan kaçmasın” diye gıda güvenliği, anlaşmanın bel kemiği olmak zorunda. İsrail’in gıda üretimi açısından sahip olduğu teknoloji şimdi buna da imkân sunuyor. Tohum ve gübre yanı sıra yüksek proteinli et alternatiflerinin bölgeye kesintisiz temini sağlanırsa iyi olur. Gerisi yine teknoloji yardımı ile susuz topraklarda sebze ve meyve yetiştirmeye, kıt suyu idareli kullanmaya, deniz suyunu ve atık suyu arıtıp kullanmaya ve acı suyu tatlandırmaya kalıyor. Bu teknolojileri de İsrail hanidir zaten komşuları ile paylaşmaya hazır olduğunu ilan ediyor, “duyun beni” diyordu. İşte şimdi artık fırsat Abraham’dan, gayret komşulardan. İyi niyet ve akde vefa ise karşılıklı. Bir de İran gölge etmese, cennet bahçesinin olduğu rivayet edilen bölge, hakikaten dünyadaki cennet olurdu. Tabii barış anlaşması imzalamak kolay. Zor olan barışı sürdürmek. Demir tavında dövülür. Artık ortak bir bölge bilinci yaratma çabası olmalı. Başarılar, karşılıklı güveni pekiştirdikçe, iş birliği artmalı. Burada İsrail’e düşen görev, Filistin konusuna daha rahim yaklaşması, Arap ülkelerine düşen görev ise modern çağın insan hakları anlayışına uyum yapmaları, birbirleri ve İsrail’le iletişimi koparmamaları.



[1] Alexander Cornwell (31 May, 2022), “Israel, UAE boost ties with free trade pact” https://www.reuters.com/world/middle-east/israel-uae-sign-free-trade-deal-ambassador-2022-05-31/

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün