Bir ihanetin anatomisi

Xavier Giannoli´nin ´SÖNMÜŞ HAYALLER´i 41. festivalin en iyi filmlerinden biriydi.

Viktor APALAÇİ Sanat
27 Nisan 2022 Çarşamba

Xavier Giannoli, Balzac’ın tarihi freskine sadık kalıp perdeye aktarırken insan doğasındaki vasatlığın ve kötülüğün altını çiziyor. Film, bir taşralı delikanlının yükseliş ve yok oluş öyküsünü günümüze ilişkin zeki ve isabetli göndermelerle anlatıyor. Dönemin edebiyat ve sanat çevresi fonunda, tecrübesiz bir şairin masumiyetini kaybetmesini izliyoruz. Oyuncu kadrosunun görkemli performansları var.

‘ILLUSIONS PERDUES’

Yön: Xavier Giannoli

Sen: Xavier Giannoli - Jacques Fieschi - Yves Stavrides

Gör: Christophe Beaucarne

Kur: Riwanon Le Bellier - Cyril Nakache

Oyn: Benjamin Voisin - Cécile De France - Vincent Lacoste - Xavier Dolan - Jreanne Balibar - Salomé Dewaela - Gérard Depardieu - André Marcon - Jean-François Steverin

Edebiyatla sinema buluşmasında yılın en parlak örneği olan ‘Sönmüş Hayaller / İllisions Perdues’, geride bıraktığımız 41. İstanbul Film Festivali programındaki en kaliteli filmlerden biriydi. Senaryo yazılımına da katkı veren Xavier Giannoli, Honoré de Balzac’ın tarihi freskine sadık kalıp perdeye aktarırken kariyerinin en başarılı işlerinden birine imzasını attı.

Bu acımasız ama eğlenceli öyküde, insan doğasındaki vasatlık ve kötülük, bir taşralı delikanlının yükseliş ve yok oluş süreci aracılığıyla anlatılıyor. Taşradan büyük şehre giden hırslı bir gencin masumiyetini kaybetmesini, Giannoli filminde günümüze ilişkin zeki ve isabetli göndermelerle işliyor. Etkileyici bir basın ve insanlık eleştirisi eşliğinde film, hırsın ve kibrin insan ruhunda açtığı yaraları gözlere seriyor.

Edebiyatla sinemanın parlak buluşması

19. yüzyıl başlarındaki edebiyat çevrelerinden ve yayıncılık dünyasından renkli bir panorama çizen Honoré de Balzac, tiyatro dünyasında dönen dolaplara da ışık tutuyor. Parayla tutulan nüfus sahibi şakşakçıların, sahneye yeni koyulan bir tiyatro eserini batırmaya veya göklere çıkarmaya muktedir olduklarını ibretle görüyoruz.

Filmin iki ana kahramanlarından Lucien bir gazeteci, arkadaşı Etienne bir matbaacı. Her ikisi de Honoré de Balzac’ın deneyimlediği mesleklerden. Paris’te satın aldığı matbaada işler yolunda gitmeyip iflas edince, Balzac’ın satın aldığı ve kurduğu iki gazete işi de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Balzac, yaşadığı bu tecrübelerden yola çıkarak, 1821-22 yıllarının Paris sanat ve yayın hayatını, edebiyat çevresini, burjuva çevrelerini, tiyatro kulislerini romanına taşıdı.

51 yıllık kısa ömründe 19. yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli isimleri arasına girebilen Honoré de Balzac’ın ölümsüz eserini beyaz perdeye aktarırken, Giannoli dönem atmosferini başarılı bir şekilde yansıtmak için titiz ve özenli bir araştırma dönemi geçirdi. Karakter tahlilleri ustalıklı yapılmış sağlam ve zengin bir senaryoyu tempolu bir mizansenle perdeye aktaran Xavier Giannoli, göz kamaştırıcı bir oyuncu kadrosu ve deneyimli teknisyenlerin desteğiyle başarıyı yakaladı.

Sönmüş Hayaller’in başarısını önemsiyorum, çünkü genç bir yönetmen (52) olan Xavier Giannoli’nin evvelce yaptığı yedi filmde sağladığı akılda kalıcı bir başarısı yok. Cannes Film Festivallerinde izlediğim iki filminin ‘Quand J’Etais Chanteur’ (2006) ve ‘A L’Origine’in (2009) eleştirmenler tarafından beğenilmediğine tanık oldum. ‘Superstar’ da (2012) Venedik Film Festivali’nden eli boş döndü. César ödülleriyle de Giannoli ancak sekizinci filmi olan ‘Sönmüş Hayaller’ ile tanıştı.

Bu son filminde müthiş bir casting çalışmasıyla, en küçük rollerin dahi önemli oyunculara verilmesi yönetmenin işini kolaylaştırmış. Bu klasik dönem uyarlamasında, Giannoli modern bir film inşa etmeyi başarmış. Romandaki zengin entrika fırtınası içinde, insan halleri üzerine etkileyici ve zarif bir hiciv sunan film, ihanetin yaygın ve paranın kral olduğu bir dönemi gözlerimizin önüne seriyor. Günümüze göndermelerle dolu çağdaş uyarlamasıyla Xavier Giannoli, Balzac’ı modernize ederek onurlandırıyor. Film, romanın şu cümlesini jeneriğine taşımış: “Hayal kırıklığından sonra kahramanımın kendi içinde bir şeyler bulması gerektiğini düşünüyorum.”

19. yüzyıl başı Fransa’sının siyasal değişimleriyle toplumsal dönüşümlerini anlatan ‘Sönmüş Hayaller’, geçen yıl Fransa’sına damgasını vuran film oldu. Film, César’larda aday gösterildiği 15 daldan 7’sini ödüle çevirmeyi başardı. En İyi Film César Ödülünün yanında, filmin senaryosu En İyi Uyarlama Senaryo dalında César ve Lumiere Ödüllerini kucakladı. 

Filmin konusuna gelince… 19. yüzyıl Fransa taşrasında yaşayan tanınmamış ama ihtiraslı genç şair Lucien Chardon (Benjamin Voisin) kendi kaderini tayin etmek için Paris’e gelir. Büyük umutları vardır, kendisini destekleyecek güç sahibi bir kadın koruyucu bularak başkentte şansını denemek üzere ailesini taşrada bırakır. Orta sınıf bir babanın ve aristokrat kökenli yoksul bir annenin oğlu Lucien, dul annenin soyadı olan Rubempré’yi kullanabilmek için başkentteki bürokratik engelleri aşmayı kafasına koymuştur.

Basın ve insanlık eleştirisi

Genç, güzel ve soylu Louise de Bangton (Cécile de France) ile yaşadığı aşk, kadının evli olması ve bu birlikteliği uygun görmeyen nüfuzlu kuzini Marquise d’Espard’ın (Jeanne Balibar) muhalefetiyle kısa sürer. Kendisini seven Louise ile aralarındaki sınıf farkının bu aşka izin vermediğini gören Lucien Paris’te edebiyat çevrelerine sokulmaya çalışır. Dönemin etkin bulvar gazetesinde söz sahibi olan Etienne Lousteau (Vincent Lacoste) sayesinde yayınevi sahipleriyle tanışma fırsatını bulur.

Bunların en ünlüsü, okuma-yazma bilmemesine rağmen, yardımcısının kendisine okuduğu taslaklar hakkında hüküm verip etkileyici olabilen, dev cüsseli Dauriat’dır (Gérard Dupardieu). Etienne sayesinde Dauriat ile tanışıp, yayınevine girip çıkabilen Lucien orada Dauriat’nın himayesindeki yetenekli genç yazar Nathan d’Anastasio (Xavier Dolan) ile yakınlaşır. Yazıları bulvar gazetesinde kabul görüp yayınlanmaya başlayınca Lucien iş bulup Paris’e yerleşme fırsatına kavuşur. Ancak gazete yöneticileri yaptığı kitap eleştirilerinde kendisine müdahale eder. Nathan’ın yayınlanan yeni kitabını beğenmesine rağmen kötüleyince genç yazarın ve Dauriat’nın düşmanlığını kazanır.

Gazetecilik ve edebiyat dünyasına girmeyi başaran Lucien tiyatro dünyasına sıçrayıp, halktan gelen basit bir kız olan yetenekli tiyatro oyuncusu Coralie (Salomé Dewaela) ile ilişki kurar. Lucien annesinin soyadını ve armasını taşıma adına taviz vererek, çalıştığı muhalefet basınına ihanet eder. Hükümeti destekleyen bir kralcı gazeteye geçen Lucien, aralarında eski gazeteci meslektaşlarının da olduğu sayısız düşman kazanır. Bütün zamanını ve servetini sevgilisi Coralie’nin ünlenmesi için harcayan Lucien’in yükseliş günleri geride kalmış, kontrolsüz bir gerileme dönemine girmiştir.

Coralie’nin Corneille’in bir oyununda başrolde parlaması için varını yoğunu harcayan Lucien, karşısında müthiş bir düşman grubu bulur. Paris’te nasırına bastığı tüm tanıdıkları gizli bir ittifak yaparak Coralie’yi ve destekçisi Lucien’i mahvedecek bir cephe oluşturur. Kendisine olan aşkını unutamayan asil Louise de Bangeton’un gizli para yardımları ve desteği, taşralı delikanlının büyük şehirde yaşadığı düş kırıklığını ve beslediği hayallerin sönmesini engelleyemez.

Genç aktör Benjamin Voisin mükemmel bir Balzac kahramanı olmuş. Aktifinde henüz altı film bulunan Voisin, başrol olarak omuzlarına yüklenen ağır görevin üstesinden gelmeyi başarmış. François Ozon’un ‘85 Yazı / Eté 85’ten sonra bu ikinci başrolü Benjamin Voisin’i Fransız sinemasının umut vaat eden oyuncuları arasına sokuyor. Nitekim bu konuda bir César Ödülü kazandı. Belçika doğumlu deneyimli aktris Cécile de France (47) yaşlı bir soyluyla evli iken gönlünü genç bir şaire kaptıran güzel asil Louise de Bangeton rolünde her zamanki gibi çok iyi.

Deneyimli genç oyuncu Vincent Lacoste (29) yayın hayatının kurt gazetecisi Etienne rolünde kazandığı En İyi Yardımcı César Ödülünü hak eden bir kompozisyon çiziyor. Kanadalı ünlü yönetmen-senaryo yazarı Xavier Dolan, yetenekli romancı Nathan rolünde oyun gücünü kanıtlarken, oyuncu kadrosunda öne çıkan isim oluyor. Sanat ve edebiyat dünyasında etkili olabilen, sinsi ve kindar asil Marquise d’Espard rolünde deneyimli Jeanne Balibar, oyuncu kadrosunun başarısına ortak oluyor. Yan rollerdeki Gérard Depardieu edebiyat dünyasının önünde titrediği yayın evi sahibi Dauriat rolünde harikalar yaratıyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR