Bir onlardan… :Stratford Festival On Film Shakespeare Oyunları-4 (14 Mayıs–4 Haziran) ´The Tempest /Fırtına´

Erdoğan MİTRANİ Sanat
19 Mayıs 2021 Çarşamba

Stratford, Ontario’da 70 yıldır sürdürülmekte olan Straftord Festivali, Shakespeare’ın doğum günü 23 Nisan’da başlayan ve festivalin YouTube sitesinde ücretsiz olarak yayınlanan ‘Shakespeare Oyunları’ seçkisinin dördüncüsü olarak, genel sanat yönetmeni Antoni Cimolino’nun 2018’de sahneleye koyduğu ‘The Tmpest / Fırtına’yı çevrimiçi gösterime açtı.

Yapımcılığı da üstlenen Barry Avrich’in sinema versiyonlarını yönettiği Stratford Festival on Film serisinde bu yapımın çok özel bir yeri var. Shakespeare’in özgün metninde erkek için yazılmış olan başrolü Prospero’yu bu kez bir kadın, üstelik Kanada sahnesinin en sevilen, en saygın oyuncusu,1938 Detroit doğumlu Martha Henry canlandırıyor.

Stratford Festivali Topluluğu’na 1962’de ‘Fırtına’nın Miranda’sı olarak katılan Henry Festivalde, 30’u Shakespeare oyunu olan 65 yapımda rol almış, ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda (1969) Titania, ‘Üç Kız Kardeş’te Olga (1976), ‘Bir Kış Masalı’nda (1978) Pauline gibi yorumlarla Kanada’nın tiyatro tarihine geçmiş efsanevi bir oyuncu.

Bu oyunla ilgili izlenimlerime geçmeden önce, küçük bir anekdota değinmek istiyorum. Martha Henry’nin giydiği, Prospero’nun büyüsünü simgeleyen cüppenin üzerine işlenmiş olan “yama işi”, Festival tarihinde Prospero’yu oynayan bütün oyuncuların giymiş oldukları elbiselerden kesilmiş parçalardan oluşuyor. Aralarında Henry’nin topluluğa ilk katıldığında giydiği Miranda’nın elbisesinden de bir parça var.

Öyküsündeki hüzün tadı yüzünden ‘komedya’, mutlu bittiği için ‘tragedya’ türüne sokulamayan Shakespare’in son oyunu ‘Fırtına’, hem komik hem trajik hem fantastik, mucizevi bir eserdir. Kısaca anımsayalım.

Milano Düşesi Prospero’nun kardeşi Antonio, Napoli Kralı Alonso’nun desteğiyle

dükalığı gasp ederek onu küçük kızı Miranda’yla köhne bir teknede denize bırakmıştır. Kızıyla ıssız bir adaya çıkan, teknesine su ve yiyecekle birlikte kitaplarını da koymuş olan sadık Gonzalo’nun verdiği bu kitaplardan büyü yapmayı öğrenen Prospero, Sycorax adlı kötü ruhlu bir cadının çam ağacının yarığına hapsettiği “havamsı peri” Ariel’i kurtarır ve ölen Sycorax’ın hilkat garibesi oğlu Caliban’ı eğitmeye çalışır. Yarı insan yarı hayvan Caliban, Miranda’ya tecavüz etmeye kalkışınca onu kölesi yapar.

Oyun Prospero’nun sürgün edilmesinden 12 yıl sonra başlar. Alonso, Antonio, Alonso’nun oğlu Ferdinand, kardeşi Sebastian ve öteki lordların içinde bulunduğu bir geminin adasının yakınından geçtiğini fark eden Prospero, büyü gücüyle fırtına çıkararak geminin karaya vurmasına yol açar. Fırtına kimseyi öldürmez, Ariel, sağ salim karaya çıkmış olanları guruplara ayırarak birbirinden habersiz bırakır; her gurup sadece kendisinin kurtulup diğerlerinin öldüğüne inanır.

Tek başına karaya çıkan Alonso’nun oğlu Ferdinand, Propero’nun mağarasında gördüğü Miranda’ya aşık olur. Kızının da Ferdinand’ı beğendiğini fark eden Prospero, gizliden gizliye desteklemekte olduğu bu aşk için genç adamın duygularını sınamak amacıyla onu aşırı zorlamaya karar verir. Ferdinand aşkının hatırına, Prospero’nun bütün emirlerini yapmaya hazır kölesi olmayı kabul eder.

Antonio’nun kışkırtmasıyla Sebastian, ağabeyi Kral Alonso’yu öldürmeyi planlarsa da, Ariel onlara engel olur. Ariel’in yardımıyla Kral’la adamlarını şaşkına çeviren Prospero, Miranda ile Ferdinand’ın birleşmesine izin verir ve düşmanlarını bağışlamaya, tılsımlı büyücülük asasını da kırmaya karar verir. Ariel’i serbest bırakır, kimliğini açıklayarak dükalığını geri ister; memleketine yelken açmadan önce, buruk bir “Sonsöz”le seyircilere hitap eder. 

80 yaşındaki Martha Henry, oyunun başında, bir Grand Düşes azameti ve bir kuklacı ustalığıyla fırtınayı düzenlerken büyülerinin gücü sayesinde alacağı intikam hem onun gözlerinde, hem minimal malzemeyle yaratılmış olan gemi sahnesi ve o müthiş fırtına sayesinde izleyicilerin ta içinde duyumsanır.   

Martha Henry, aynen Prospero’nun o muhteşem fırtınayı yönetmesi gibi, performansının gücü ve yorumuyla tüm sahneyi, tüm oyunu avucunun içine alarak yönetir.

Geçmişteki yaşananları, müthiş tatlı, masum ve doğal bir Mamie Zwettler’in canlandırdığı Miranda'ya anlatırken, aslında neler yapabileceğini hissettiren hınçlı bir anımsama olan hikâyesine bir annenin tüm şefkatini ve sevgisini ustalıkla katmayı başarır. Benzer bir sevecenliği, özgür bırakılma sözü karşılığı her emrini harfiyen yerine getiren, bir emir kulu olduğu kadar bir dost olarak da gördüğü Ariel’e karşı da hissettiğini satır aralarında belli eder. Büyünün gücüyle doğayı dizginleyen, Prospero’nun, giderek kendi doğasındaki intikam hırsını ve ihtiraslarını da denetlemeyi başarmasını, kendisine ihanet edenlere acımayı, onları affetmeyi öğrenmesini sağlayan bilgeliğe adım adım ulaşmasını olağanüstü bir inandırıcılıkla yansıtır.

André Morin’in, şarkıları oyunculuğu ve beden diliyle yarattığı benzersiz Ariel, özgürlük bedeli olarak her şeyi yapmaya hazır olduğunu, ancak Prospero’ya da güçlü bir sadakat duygusuyla bağlandığını her an fark ettiriyor. Tüm kişilerle bir satranç tahtasının piyonları imiş gibi ustalıkla oynayan Ariel, onlara şefkat ve merhametle yanaşarak, birbirlerine zarar vermelerini de engelleyebiliyor.

Bu son derece cazip Fırtına’nın diğer oyuncuları da çok başarılılar. Mamie Zwettler’in masum ve sevimli Miranda’sı ile Sebastien Heins’in yakışıklı Ferdinand’ının kimyaları çok uyuşuyor. Oyunun güldürü dozunu ‘Coriolanus’dan anımsadığımız Stephen Ouimette (Trinculo), Tom McCamus (Stephano) ve olağanüstü beden diliyle Michael Blake (Caliban) ustalıkla tamamlarlar.

Bugüne kadar bütün izlediklerimiz oyunların tamamında, Festivalin izleyicilerin ortasında yer alan göreceli olarak küçük oyun alanında görkemli görsel işitsel harikalar yaratıldığına şahit olmuştuk. Fırtına da bu kuralın dışında kalmaz. Kalabalık figüran kadrosunun da desteğiyle, sahne tasarımcısı Bretta Gerecke, ışık tasarımcısı Michael Walton ve ses tasarımını üstlenen Thomas Ryder Payne tarafından yaratılan girişteki o benzersiz fırtına sahnesinin ardından, kızıl gözlü kanatlı canavarı, Miranda ile Ferdinand’ın birleşme törenine gelen tanrıçaları, törende iki sevgilinin de katıldığı perilerin dansı ile muhteşem bir fantastik ve masalsı dünya var edilir.

Sonuç olarak olağanüstü oyunculukları ve görsel işitsel görkemiyle, seyretmesi müthiş keyifli, çok başarılı bir Fırtına. Mutlaka izlenmeli derim.

Bu gösterimler sadece İngilizce altyazılı olarak yayınlanıyor ve ilk on beş, yirmi dakika boyunca Shakespeare’in antik İngilizcesi zorlayıcı gelse de giderek alışılıyor ve rahatlıkla anlaşılıyor. Festival oyunu olarak metin her dem görsellikle desteklendiğinden “İngilizcem yeterli olmayabilir” diye izlemekten sakın kaçınmayın.

 

Bir bizden…:Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu

             ‘Molière Efendi’


Geçen haftalarda,1995’te üniversite sonrası sanatsal faaliyetlerini sürdürmek isteyen Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kurduğu Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu-BGST’nin, profesyonelliğe hazırlanırken yeni bir proje oluşturmaya çalıştıkları dönemde gençlik tiyatrosuna yöneldiklerini, klasik bir yazarın yaşadığı dönemi, hayatını ve oyunlarından bölümleri belgesel tiyatro üslubu esprisinde bir kurguyla bağlayan, hem eğlendiren hem

öğreten, teatral bir seminer formatına karar vermiş olduklarını belirtmiştim.

2009-2013 yılları arasında, BGST bünyesinde gençlik tiyatrosu örneği olarak çıkan, hâlen de sahnelenmeye devam eden dört oyundan birincisi olan ‘Molière Efendi’, Moda Sahnesi’nde yayınlanıyor.

Molière hakkında genelde çok az şey bilindiğinden, titiz ve kapsamlı bir araştırmanın ürünü olan Molière Efendi’nin hazırlanma sürecinde, yazarın hayatını sahneye aktarma konusunda BGST, Rus yazar Mikhail Boulgakov’un aynı adlı biyografik romanı ile ünlü Fransız tiyatrocu Ariane Mnouchkine’in ‘Molière’ filminden de yararlanmış.

Oyun Molière’in hayatından önemli kesitleri canlandırırken, ‘Cimri’, ‘Kibarlık Budalası’ ve ‘Hastalık Hastası’ gibi ilk günkü değerinden bir şey kaybetmeyen büyük eserlerinden sahnelere de yer veriyor.

Reji, kurgu ve metin düzenlemesini Aysel Yıldırım ile İlker Yasin Keskin’in yapmış olduğu, dekor ve aksesuarları Burak Akyunak, İlker Yasin Keskin, Uluç Esen’in, ışık ve efekti Elif Karaman’ın, kostümleri Duygu Dalyanoğlu, Sezin Gündoğan ve Nilgün Ilgıcıoğlu’nun üstlendiği, Jean-Baptiste Lully ve 17 Hippies müzikleri eşliğinde sahnelenen

Molière Efendi’nin bütün karakterlerini Aysel Yıldırım, Duygu Dalyanoğlu, İlker Yasin Keskin, Burak Akyunak ve Özgür Eren değişe değişe canlandırıyorlar.

BGST, büyük tiyatro ustasının yaşamını ve eserlerini ele alırken, çadır tiyatrosundan, panayır eğlencelerinden izler taşıyan kıpır kıpır bir biçem seçmiş. Bu biçem, ustanın komedilerinin ilk esin kaynağı ‘Commedia Dell’Arte’ örneklerine de cuk oturmuş.

Büyük bir tiyatro ustasını dönemini ve yaşamını metinleriyle harmanlayarak anlatan çok eğlenceli ve eğitici bir çalışma.

Hepinize sağlıklı ve huzurlu seyirler dilerim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR