İnvictus

Anne - baba olmak içgüdüsel olarak çocuklarını olası tehlike ve tehditlerden korumayı gerektirir. Evdeki ufaklık ilk adımlarını atarken sehpaların üstünde kırılabilecek eşyalar kaldırılır, sivri kenarlı mobilyalara plastikten eklentiler koyulur. Amaç, çocuğu olası bir kazadan korumak. Yapılmalı mı? Evet. Düşüp kendini yaralamasın diye onu korumak anne babanın görevidir. Ama ne zamana kadar? Anahtar soru bu.

Aylin GERON Yaşam
2 Aralık 2020 Çarşamba

Hacıyatmazları hatırlayan var mı?

1970’lerin en favori oyuncağı olarak geçiyor Google’da…

Hacıyatmaz… Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın her koşulda dik duran insancık görünümünde oyuncaklar… Siz ne yaparsanız yapın, o bir şekilde dik konuma geliyor.

Konumuz yılmazlık, diğer bir deyişle rezilyans, aynı bir hacıyatmaz gibi… Hayatın getirdiği zorluklar, engeller karşısında tekrara yola devam edebilme gücü.

Bazılarınız “Herkes devam ediyor, hayat devam ederken toparlanmamak mümkün mü?” diye düşünüyor olabilirsiniz.

Yılmazlık, ayağa kalkma hızınız aslında…

Öncelikle müjdemi isterim!

Yılmaz doğmuyoruz, yılmaz olmayı öğreniyoruz. Kimimiz doğuştan daha yatkın ama bilin ki öğrenilen, inşa edilen, geliştirilebilen bir beceri yılmazlık.

O zaman önce hemen kendi yılmazlık ölçeğinize bir bakın. Bu on maddeli ölçek University of California’da Campbell-Sills and Stein tarafından geliştirildi.

Aşağıdaki ifadelere kendi yaklaşımınızı gerçekçi bir yaklaşımla değerlendirin. Her soru için

0 – Kesinlikle doğru değil

1 – Nadiren doğru

2 – Bazen doğru

3 – Çoğunlukla doğru

4 – Kesinlikle doğru

olacak şekilde puan verin.

  1. Değişime uyum sağlayabilirim.
  2. Önüme çıkan her şeyle başa çıkabilirim.
  3. Problemlere karşılaştığımda durumun komik tarafına bakarım.
  4. Stresle başa çıkmak beni daha güçlü yapar.
  5. Bir zorluk hastalık ya da yaralanma yaşarsam tekrar doğrulma eğilimindeyimdir.
  6. Engeller olsa da hedeflerime ulaşabileceğime inanırım.
  7. Baskı altında, odaklı kalabilirim ve net düşünebilirim.
  8. Başarısızlık beni kolay kolay yıldırmaz.
  9. Hayatın zorlukları ve engelleri düşünüldüğünde kendimi güçlü görürüm.
  10. Hüzün, öfke ve korku gibi zor duygularla başa çıkabilirim.

Toplam alabileceğiniz en yüksek puan 40. Bu sayıya ne kadar yakınsanız o kadar yılmazsınız!

Kendinizle ilgili bir yargıya vardıysanız sıra şimdi çocuklarınızda…

Anne - baba olmak içgüdüsel olarak çocuklarını olası tehlike ve tehditlerden korumayı gerektirir. Evdeki ufaklık ilk adımlarını atarken sehpaların üstünde kırılabilecek eşyalar kaldırılır, sivri kenarlı mobilyalara ya süngerimsi ya da plastikten eklentiler koyulur ya da mümkünse kaldırılır. Amaç net, çocuğu olası bir kazadan korumak. 

Yapılmalı mı?

Evet. Henüz kendini koruyamaz ki. Düşüp kendini yaralamasın diye onu korumak anne - babanın görevidir.

Ama ne zamana kadar?

Anahtar soru bu.

Çocuklarımızı, gençlerimizi ne zamana kadar dış etmenlerden korumak adına bir kalkan gibi ya da pamuklara içinde onları sarıp sarmalayacağız?

Ebeveynler olarak zırh ya da kalkan görevi görmek ya da çim biçen ebeveyn modelinde olduğu gibi tüm olası engelleri bertaraf ederek onlara dümdüz bir yol sunmak mıdır güçlü sağlam, yılmaz bireyler yetiştirmenin yolu yoksa engelleri aşmak için yaşına uygun yol, yöntem ve strateji geliştirmesini desteklemek mi?  Hayatlarını kolaylaştırmak onları bir nevi sakat bırakmak değil mi?

Soruyu böyle sorunca cevabı seçmek kolay ama sanırım sıra uygulamaya gelince zorlanıyoruz.

 

Yılmaz çocuklar yetiştirmek için…

Sevgi korumayla karışmasın, diyorum ama yılmaz gençlerin kayıtsız şartsız sevgi ortamına ihtiyaç duyduklarını da eklemek istiyorum. Hata da yapsa, yanlış kararlar da alsa sevgiden mahrum kalmayacağını, terk edilmeyeceğini bilmek…

Her davranışı kabul edelim, anlayış gösterelim demek istemiyorum. Onu davranışlarla bir tutmayalım, davranışı onaylamasak da sevgiden mahrum bırakarak cezalandırmayalım.  Ebeveynlerin hissettiği sevgi her zaman çocuklarına da sevgi olarak yansıyamayabiliyor.

Yargılayıcı ifadeler, şefkatsiz yapılan eleştiriler hata yapan genci değersizliğe sürükleyebiliyor. “Değersiz olacağıma hiç hata yapmam daha iyi, konfor alanımda kalırsam beni eleştirmezler, yargılamazlar” diye düşünüp zorluklarla mücadele etmekten vazgeçebilirler. Kolay yolu seçerek emin adımlarla yürümeye devam edebilirler. Öyleyse nasıl dinlediğimize, ne kadar dinlediğimize neler söylediğimize ve bunları nasıl söylediğimize bakalım. Sevgi dili hakim mi? Şefkatli mi?

Sevgi ortamına bir de yüksek beklentiyi eklemek istiyorum. Bu da her işte birinci olmak, derece almak, kupa almak, takdir, teşekkür, ödüller değil. Mükemmel olmalarını beklemek hiç değil! Onun neyi iyi yaptığını bulması, tutkusunu keşfetmesi yönünde cesaretlendirmek, yönlendirmek. Bu zaman alır. Bulduktan sonra onu potansiyeli ile buluşturmak; bu alanda azla yetinmemesini, hep bir adım öteye gitmesini desteklemek ve hatta bunu talep etmek…

Unutmayalım ki engellerle başa çıkma becerileri ve stratejileri geliştirmek için yargıdan uzak, hataya açık bir şekilde deneyim sahibi olmak gerekiyor.

Yılmazlık kavramı içinde tehlikeli bulduğum iki kavrama da değinmek istiyorum:

Yılmazlık güçlü olmak değildir… Yıkılmaz olmak da değildir. Güçlü ve sert duruş sergilemek duygularla teması kesiyor. Aman dikkat! Hisleri bastırmadan, sınırlarının farkında olarak sağlam durabilmek gerçek yılmazlık.

Yılmazlık hayatın her alanında aynı miktarda görülmeyebilir. Kırılgan olmaya, dağılmaya, gülmeye, şükrana, olumlu bakış açısına, korkmaya, sosyal olarak ilişkide kalmaya meraklı olmaya, araştırmaya deneyip yanılmaya, çıkmaz yollara açık olmaktır.

 

Yılmaz neye benzer?

Mahsun Kırmızıgül gibi Yıkılmadım ayaktayım, dertlerimle baş başayım… Zalimlere, kötülere yenilmedim buradayım…” diyen feleğin çemberinden geçmiş, boynu bükük kurban değildir o…

Invictus filmini izlediyseniz Nelson Mandela gibidir; kendi kaderinin ustası, ruhunun kaptanıdır1.

Öncelikle ‘mindful’dur. Durup bir ve bakar. Nefes alır. Kendine zaman verir. Tepkisel olmamak için ihtiyaçlarını kollar.

Şimdi ve burada ne oluyor? Ben ne durumdayım? Bu durumla ilgili ne hissediyorum? Bu yaşananlar bana neler öğretiyor? Bana kim(ler) destek olabilir? Bu duruma farklı nasıl yaklaşabilirim?

Analiz eder. Merak eder. Araştırır. Dener. Yanılır. Deneyimler…

Thomas Edison ancak bin deneme sonunda ampulü bulur. Bu kadar başarısız sonuç karşısında devam etmesinin ardındaki sırrı soranlara ampule gitmeyen 999 yol bulduğunu söyler.

Bu hikâyeyi evdekilere anlatarak başlayın.

Ya da ormana gidin ve ağaçların rüzgârla dansını gösterin. Esen rüzgârla salınan, sallanan ağaçlar nasıl da eski hallerine dönüyorlar rüzgâr dindiğinde. Uyumlanmazlarsa ne olacağını sorun…

Ailenin birlikteliğini ve bağını güçlendirmek paylaşımlarla ve rutinlerle mümkün.

Mesela, bir sofranın etrafında toplandığınız akşamlarda ya da ailenize en uygun paylaşım zamanında son 24 saati değerlendirip sizi zorlayan bir durumu anlatın. Bu durumla ne yaptığınızı, ne yapmayı planladığınızı anlatın. Sırayla herkes anlatsın. Odaklı bir şekilde dinleyin birbirinizi. Anlatılanlar çok önemli, büyük şeyler olmak zorunda da değil. Yargılamadan, aman canım bunun nesi zor demeden dinleyin.

Yılmazlığın en büyük düşmanı mükemmellik illüzyonudur.

Mükemmellik gerçek olmadığına göre yılmaz ya da yılgın olmayı seçebilir insan.

Hayatın tadını yılgın bir halde çıkartabilir miyiz sizce?

Yılgın gençler kendilerine gelecek inşa edebilirler mi?

Hayatın değişmez kuralı her şeyin değiştiği, olduğu gibi kalmadığı, kalamayacağı ise bu durum karşısında devamlılık sergilemek ve toparlanmak iyi fikir bence…

Ne dersiniz? Belki bu sefer düştüğünüzde daha da yukarı zıplarsınız…

 

1W. Ernst Henley’in İnvictus adlı şiirinden alıntıdır. Mandela hapiste geçen yıllarında bu şiirden ilham almıştır.