ABD adaletinin kara sayfası

´Şikago Yedilisinin Yargılanması´ Oscar´lı senaryo yazarı Aaron Sorkin´in ikinci yönetmenlik denemesi.

Viktor APALAÇİ Sanat
18 Kasım 2020 Çarşamba

Netflix’in bir ay önce yayınlamaya başladığı film ABD adalet tarihinin yüzkarası bir duruşmasını merkezine alıyor. 1968’de ‘Şikago Yedilisi’ olarak anılan, Vietnam Savaşı karşıtı protestocu gençler tutuklanmış ve ertesi yıl yargılanmıştı. Amerikan yargı sisteminin zaaflarını eleştiren film, bunu sanıklara karşı olan antipatisini gizlemeyen, politik görüşünü yargıçlık görevine aksettiren, taraflara eşit mesafede davranmayan bir yargıç üzerinden yapıyor. Filmin tamamına yakını bir tek mekânda geçse de Aaron Sorkin özenli mizanseniyle filme tempo ve dinamizm katmayı başarıyor. Oyuncu kadrosu muhteşem.

——————————————————————————————————

‘THE TRIAL OF THE CHICAGO SEVEN’

Yön. ve Sen: Aaron Sorkin

Gör. Yön: Phedon Papamichael

Müz: Daniel Pemberton

Kurgu: Alan Banmgarten

Oyn: Sacha Baron Cohen - Frank Langella - Mark Rylance - Eddie Redmayne - Michael Keaton - John Carroll Lynch - Joseph Gordon Levitt - Yahya Abdul Mateen

 

Netflix’in bir ay önce vizyona soktuğu ‘Şikago Yedilisinin Yargılanması’nda Aaron Sorkin 1968’de isyanları kışkırtmak amacıyla komplo kurmakla ve eyalet sınırlarını aşmakla suçlanan bir grup Vietnam Savaşı karşıtı protestocu olan, Şikago Yedilisi olarak anılan grubun mahkeme sürecini anlatıyor. Nixon yönetimi tarafından komplovari suçlamalarla, adil olmayan yöntemlerle yargılanan yedilinin, altı ay süren davası, başarısız Nixon döneminin (Watergate skandalı ile birlikte) fiyaskolarından biri olmuştu.

ABD’nin 1963’te antikomünist Güney Vietnam’a destek vererek, Vietnam Savaşına müdahil olarak, on yılda 60 bin kadar asker kaybetmesi sinemada sayısız filme konu oldu. Kore’den sonra Soğuk Savaş’ın ikinci sıcak çatışması olan Vietnam batağına karşı gelen Amerikalılar arasında ‘Chicago Seven’ adlı aktivist grup da vardı.

 

Adalet tarihinin en kötü şöhretli davalarından

‘Şikago Yedilisi’ Chicago’daki 1968 Demokratik Ulusal Konferansında Vietnam Savaşı ve karşı kültür protestoları düzenleyen ve federal hükümet tarafından komplo ve ayaklanmaya teşvik ile suçlanan yedi sanığın 1968’de görülen meşhur duruşmasına odaklanıyor. Barışçı olarak başlayan bir protesto gösterisi demir yumruklu polisle şiddetli ve kanlı bir çatışmaya dönüşür. Çatışmaları adalet tarihinin en kötü şöhretli davalarından biri izler.

Mahkeme safhasında 12 kişilik etkisiz bir jüri heyetinin yerine filmin izleyicilerini yerleştiren Aaron Sorkin, peşin hükümlü ve taraflı bir yargıcın verdiği, sanıkları ‘suçlu’ ilan eden kararını senaryosuna dâhil etmiyor, adeta “Buna seyirci karar versin” demek istiyor. Bu adli fiyaskoya, sanıkların mahkemeyi protestosuna destek vererek, savcı da katılıyor. Filmin kapanış jeneriğinde olayın kahramanlarının akıbetinin ne olduğunu ve sonraki yaşamlarındaki statülerini öğreniriz.

Amerikan yargı sisteminin zaaflarını eleştiren film, bunu sanıklara karşı antipatisini gizleme ihtiyacını hissetmeyen, politik görüşünü yargıçlık görevine aksettiren, taraflara eşit mesafede davranmayan bir yargıç üzerinden yapıyor. Filmin tamamına yakını bir tek mekânda (duruşma salonunda) geçse de, Sorkin 1968’deki Kara Panter hareketi taraftarı yedi gencin katıldığı protesto gösterisini geriye dönüşlerle aktararak, bazı sanıkların özel hayatından ilginç detaylara yer vererek, mizansenine tempo ve dinamizm katıyor. Dönemin siyah-beyaz arşiv görüntülerinden yapılan titiz bir seçki ilavesi filme belgesel bir tat katıyor.

Brett Morgan’ın senaryosunu yazıp yönettiği iki saatlik ‘Chicago 10’ belgeseli, sonu kötü biten 1968 protesto yürüyüşünü perdeye taşımıştı. Chicago Film Festivalinde En İyi Belgesel Ödülünü kazanan filme Nick Nolte, Roy Scheider ve Mark Ruffalo sesleriyle destek vermişlerdi.

Johnson’dan sonra 1969’da ABD başkanlığına seçilen (ve ABD’de görevinden istifa ederek ayrılan tek başkan olan) Richard Nixon döneminde yargılanan yedi genç, masum, barışçıl bir protesto gösterisine katılmıştı. Provokatörlerin kışkırtması ve polisin şiddetli müdahalesiyle gençler kendilerini beklemedikleri bir çatışmanın içinde bulmuştu. Her haliyle İllionis Güney Bölgesi Savcılığının getirdiği yalancı tanıkları tolere eden, sanıklara peşin hükümle suçlu gözüyle baktığını belli eden Yargıç Julius Hoffman (Frank Langella) başkanlığındaki mahkeme süreci, filmde gerilim dozu yüksek bir tempoda anlatılıyor.

 

Eski adalet bakanının tanıklığı

İllionos’de yıldızı süratle yükselen genç savcı Richard Schultz (Joseph Gordon-Levitt) ile sanıkların avukatı William Kunstler (Mark Rylance) arasındaki düello, avukatı olmayan tek sanık, siyahî genç Boby Seale’in (Yahya Abdul Matean) mahkemeye saygısızlık gerekçesiyle ağzının bantlanması, ağzı iyi laf yapan iki sanık Abbie Hoffman ve Tom Hayden’in (Sacha Baron Cohen - Eddie Redmayne) zekice esprili savunmaları ile mahkeme safhası filmde bir tenis maçı heyecanıyla anlatılıyor.

Sanıkların aleyhine gelişen olaylar, tanıklardan eski Adalet Bakanı Ramsey Clark’ın (Michael Keaton) ifadesiyle yön değiştiriyor. Hâkimin son sözü sorulan sanıkların sözcülüğüne soyunan Tom Hayden’in savunma yapmaktan vazgeçip Vietnam’da hayatını kaybeden Amerikalı gençlerin isimlerini elindeki listeden okuması filmin en duygusal bölümü. Bu sekansta hükümet politikasını protesto eden, bu protestoyu ayağa kalkarak gösteren izleyicilere savcı da katılıyor. 

Aaron Sorkin’in,  28 yaşındayken yazdığı ilk senaryosu ‘Birkaç İyi Adam / A Few Good Men’ (1992) Altın Küre Ödülüne aday gösterilmişti. Film, bir donanma avukatının Küba sınırındaki bir askeri birlikte bir askeri öldürmekle suçlanan iki erin savunmasını anlatıyordu. Sorkin’in mahkeme filmlerine zaafını anlatan filmin başrollerini Jack Nicholson ile Tom Cruise paylaşıyorlardı.

Sorkin, 2010 tarihli ‘Sosyal Ağ / The Social Network’ ile ödüle boğuldu. En İyi Uyarlama Senaryo Oscar’ı ve En İyi Senaryo Altın Küre Ödülünü kazandı. Ertesi yıl ‘Steve Jobs’ (2011) ile aynı dalda Altın Küre Ödülünün sahibi oldu. Üç yıl sonra kamera arkasına geçen Sorkin, Molly Bloom’un romanından senaryosunu yazdığı ‘Molly’nin Oyunu / Molly’s Game’ ile ilk yönetmenlik deneyimini yaşadı. Bu feminist filmde muhteşem bir performans sergileyen Jessica Chastain korkusuz bir kumarhane sahibesini canlandırdı. ‘Şikago Yedilisi’ Sorkin’in yönettiği ikinci film.

 

Vietnam karşıtı ve mahkeme filmleri

Filmin görkemli oyuncu kadrosunda iki Oscar Ödüllü aktör var: Eddie Redmayne (Her Şeyin Teorisi) ve Mark Rylance (Casuslar Köprüsü). Bu iki İngiliz aktörün vatandaşı olan Sacha Baron Cohen ise ‘Borat’la Oscar’a aday gösterilmişti. Filmin diğer iki Oscar adayı oyuncusu Michael Keaton (Birdman) ve Frank Langella’nın (Frost-Nixon) yanında, savcıyı oynayan Joseph Gordon Levitt’in iki Altın Küre Ödülü adaylığı var. Hâkim Julius Hoffman’da görkemli bir performans sergileyen Frank Langella’nın ismini nisan ayındaki Oscar adayları arasında görmek kimseyi şaşırtmayacak.

‘Şikago Yedilisinin Yargılanması’, ABD’nin Vietnam müdahalesine karşı çıkan ‘Doğum Günü 4 Temmuz/Born Of The Fourth July’ (Oliver Stone-1989), ‘Müfreze /Platoon’ (Oliver Stone-1986), ‘Apocalypse Now’ (Francis Ford Coppola-1979), ‘Avcı/The Deer Hunter’ (Michael Cimino-1978), ‘Full Metal Jacket’ (Stanley Kubrick-1987), ‘Öldürme Zamanı/A Time To Kill’ (Joel Schumacher-1996), ‘Good Morning ,Vietnam’ (Barry Levinson-1987) gibi filmler zincirine eklenen son halka.

Yazımızı sinema tarihinin ünlü iki mahkeme filmi, ‘12 Öfkeli Adam’ ve ‘Beklenmeyen Şahit’ ile bitirelim. Reginald Rose’un aynı adlı tiyatro oyunundan alınan ‘12 Öfkeli Adam /12 Angry Men’ (1957) Sidney Lumet’in başyapıtı ve mahkeme filmi denince akla gelen ilk örnektir. Gerilim temposu hiç düşmeyen film bizleri, babasını öldürmekle suçlanan bir gencin davasında karar vermekle yükümlü 12 jüri üyesinin toplantı odasına götürür. ‘Suçsuz’ hükmünü veren tek jüri üyesi diğer 11 kişiyi, şüphelinin suçsuz olduğu konusunda ikna edebilirse, sanık idam edilmekten kurtulacaktır. Lumet’in polisiye temposu içinde anlattığı ‘12 Öfkeli Adam’, Henry Fonda’nın en bilinen filmidir.

Agatha Christie’nin romanından uyarlanan ‘Beklenmeyen Şahit / Witness For The Prosecution’ (1957), konunun tamamına yakınının bir mahkeme salonunda gelişen sürpriz olayları bir polisiye temposunda anlatır. Yaşlı bir kadını öldürmekle suçlanan bir avukatı (Tyrone Power) yaşlı kurt bir avukat (Charles Laugton) savunur. Zanlının eşinin (Marlene Dietrich) tanıklığı duruşmanın seyrini değiştirir. Billy Wilder’in yönettiği filmin tanıtım sloganı “Böylesine gizemli bir gerilim 50 yılda bir görülür” idi.